Metin Hasırcı

Metin Hasırcı

İhkak-ı Hak - 3

İhkak-ı Hak - 3

Tarafımızdan kaleme alınmış bulunan ve Yenidünya Yayınevi'nce 8. baskısı yapılmış bulunan, "Bitmeyen Mücadele Erbakan" adlı 440 sayfalık kitabımızın 425. sayfasındaki "Ilıcak'ın Vefa Dolu Yazısına Atıf" başlıklı yazımızda Nazlı Hanım şunları yazmış: “Suçlama.. 9/Haziran/1997'de bankadan çekilen 812 milyar lira parti teşkilâtına dağıtılmadı. Buna karşılık RP'nin 1997'de 860 milyar sarfettiğini gösteren binlerce makbuz sahte olarak vasıflandırılıyor. Erbakan Hoca'nın adının bir yolsuzluğa karıştığını duymadım. önemli yatırım bakanlıklarında bulunmuş Recai Kutan ve Cevat Ayhan, bu bakanlıklardan yüz akıyla çıkmış insanlardır” demek suretiyle üzüntüsünü ortaya koyan Nazlı Hanım, yazısında şunları demekte: “Erbakan'ın kurmaylarına göre RP'nin kapatılması sonrasında tasfiyesi, iptal edilmiş bulunan kanunun 116 sayılı tüzüğünden faydalanılarak 235 sayılı tebliğ çıkarıldı. Tasfiye kurulu oluşturuldu. İl, ilçe ve parti mallarının tespiti ve partilerin hak ve alacaklarını araştırması kabul edildi. Harcamaları gösteren 10 bin makbuz sahte olarak addedildi. Anayasa, siyasi partiler ve partilerin uygulamalarını denetleme vazifesini Anayasa Mahkemesi denetler hükmüne âmir olduğu gibi, mâli denetleme de Anayasa Mahkemesi'nce yapılır. Anayasa madde 69, yine Siyasi Partiler Kanunu 74. ve 75. maddeleri. Anayasa Mahkemesi siyasi partilerin kesin hesaplarının belgelenmesini her zaman isteyebilir hükmüne âmirdir..” diyen Nazlı Ilıcak Hanım şöyle devam etmiş yazısına: “Bugüne kadar tüzel kişiliği sona eren 27 partinin hesapları Anayasa Mahkemesi'nce denetlendi. Zekeriya Temizel iktidar partisi DSP'nin bakanı, savaş, militan demokrasi anlayışının başıydı. Bunların yaptığı, bir daha söylemeden geçemiyorumki, siyasallaştırdıkları hukuk sayesinde kökü kazıma operasyonuydu. çünkü; Sanskritçe meraklısı, Tagor hayranı böyle buyurmuştu: ‘Bunların partisini kapamak yetmez, bunların kökü kazınmalıdır..’”
Nazlı Hanım; gâyet tecrübeli ve çeşitli zamanlarda birçok mahkeme önüne çıkmanın verdiği tecrübeyle soruyor: “Bilirkişiye gidildi mi?” Devam ediyor: “üç bilirkişiye gitmek varken, birisine gittiler ve ondan görüş aldılar. Bu kişi; eski bir Anayasa Mahkemesi üyesi; ancak bu kişinin görüşü de, parti mâli hesaplarının Anayasa Mahkemesi denetiminde olmamasını isteyen görüşün sahibi. üstelik Anayasa denetiminde olması kararına, karşı oy yazısı yazmış. Savaş'ın ve Temizel'in kasıtlarını sağlamaya uygun görüşün sahibi. Bilirkişiyi üç kişi yerine bu şahsı tercih ve de siyasi parti hesaplarının mâli denetimini Anayasa tarafından yapılmamasını kendince doğru kabul etmiş bir hukukçu kanaatini taşıma ve fırsat bulunca da tatbike sokmak ister. Ancak bu bilirkişiyi tek başına tâyin, herhalde isabetsiz bir tâyin olduğunu düşündürüyor. Hemen ilâve edelim ki; FP dâvasında ve FP'nin Anayasa Mahkemesi'nce kapatıldığı kararda, Nazlı Hanım'ın milletvekilliğini düşüren hükmü görüyoruz, 5 yıllık yasağa mâruz kaldığı herkesin mâlumu. Ancak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Nazlı Hanım'ın yaptığı müracaatı neticelendirdi ve devleti Nazlı Hanım'a ödeme yapması hususunda mahkûm etti.
¥
DâVA BİTTİ, BİZ SORUYORUZ
Anayasa Mahkemesi, 23.12.1998 gün ve 1997/23 esas sayılı kararında: “Ben Anayasa Mahkemesi olarak Cumhuriyet Halk Partisi'nin 1996 yılı kesin hesabının dayanağını oluşturan defter ve belgeleri münhasıran bana aid olan görev ve yetkimi kullanarak inceledim. Bu inceleme sonunda, parti hesabına gider kaydedilen telgraf ücretlerini belgelendiren 255 adet telgraf alındısı üzerinde tahrifat yapılmış olabileceği kanısına vardım, bundan dolayı bu belgelerin asıllarını Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na göndererek sorumlular hakkında suç duyurusunda bulunuyor.” şeklindeki karar benim elimde olan trilyonluk dâva dosyasının 18. sayfasının alttan 2. paragrafında yer alıyor. Buradan da görülüyor ki; CHP'nin söz konusu hesap tetkikinde Anayasa Mahkemesi hem görevini yapıyor, hem de suç unsuru olarak vasıflandırdığı hususu gereken makama duyuruyor, böylece Anayasa'nın kendisine verdiği salahiyeti mahkeme olarak kullanmış oluyor. Biz de buradan hareketle, “Anayasa Mahkemesi'nden söz konusu dâvada böyle bir duyuru savcılığa tebliğ olunmuş mu?..” sorusunu, bitmiş dâvanın kafaları meşgul eden bir eksiklik taşıdığını düşünmeye başlıyoruz.
¥
NAZARî VE AMELî TATBİK-İ HUKûKİYE
Hayli tumturaklı bir ara başlık attık. ülkemizde haylice üniversite ve de haylice hukuk fakültesi bulunmaktadır. Ancak İstanbul üniversitesi Hukuk Fakültesi; elbette ki mâzisinin geniş bir zaman dilimine dayanmış olması, yetiştirmiş olduğu bilgili, yüksek karakter sahibi, hukuk âlimleriyle müftehirdir. Yargıtay Onursal Başkanlarından olan bir yakınıma, “Ebu'l ûlâ (Mardin) Hoca'da okudunuz mu?..” diye istizah ettiğimde, dediler ki; “Ahh! Ben Ankara hukukta okudum. Ebu'l ûlâ Bey, İstanbul üniversitesi'ndeydi..” cevabını verirken, sanki o zat-ı kiram da okumamış olmanın esefini duyduğunu hissettim; çünkü soruma verdiği cevabın başında “Ahh!” nidası bu hissi verdi bendenize.
Şimdi hukukçular, üniversitelerden mezun olduktan sonra kimi üniversitede kariyer, kimi yargıya intisap, kimi de avukatlığa koyulurlar. Yargıçlar ve savcılar tatbik-i hukukiye vazifesini üstlenirler. Nazari bir tahsilin akabinde, ameli yâni tatbikçi bir safhaya geçmiş olurlar. üniversitede tahsil ettikleri ve hocalarından aldıklarını, görevleri esnasında karşılaştıkları çok çeşitli vak'alar ve davranışlar hasebiyle tecrübe dağarcıklarına nazariyyata pek uzak amma hayatta var olan farklılıklarla karşılaşırlar ve karar vermede adalete aykırı düşmeyecek çözümler arama taramasına girişirler. Lisan bilmesiyle de, hukuk literatüründeki içtihatları ve vak'aları tetkike başlar. Fakülteler ve buradaki öğretim üyeleri de yargıçlar gibi tetkiklere devam ediyorsa, nazari hukuk ile tatbiki hukuk arasında bir muvazene görülür. Buna karşılık her iki yapı da meslek dışı cereyanlara kapılmış, kendilerini kapıldıkları cereyana teslim etmişlerin meslekteki muvazeneye itibar etmediği görülür.
Bütün bunları niye yazdım? İstanbul üniversitesi Hukuk Fakültesi Anayasa Hukuk Profesörü Sayın Dr. Servet Armağan ve Sayın Prof. Dr. Burhan Kuzu Hocalar bu dâva dosyasına koymuş bulundukları ayrı ayrı mütalaalarında, ‘Siyasi partilerin her çeşit, hâtta mâli işlemlerine Anayasa Mahkemesi bakar’ ifadeleri, akademik kariyerin en üst mertebesine gelmiş bu zevatın mütalaalarının, hukuk-u tatbikiye alanının müntesipleri olan hukukçularımız tarafından bu mütalaalarının kaale alınmamasında rol alan unsur cidden merak konusu olmuştur. İşin diğer câlibi dikkat tarafı da, bu iki hukuk âliminin Profesör Kuzu olanı mebus olup, diğer Prof. Dr. Servet Armağan Beyefendi böyle ana bir meselede kanaatlerini efkâr-ı umûmiye ile neden paylaşmazlar. “Bu dâvaya Anayasa Mahkemesi dışında bir yargı organının bakması Anayasa ihlâlidir..” demeleri gerekirdi zannediyorum.
¥
VASİYET GİBİ HİTâBE
Muhterem Erbakan'ın geçtiğimiz günlerde İstanbul'a gelip, Merkezefendi Kabristanı'nda, aile makberesini ziyareti ve milletimizin istikbâlinin teminatı olan gençlerimize pederâne ifadelerle verdiği nasihat, mazlum olarak hakkında sûdur etmiş bulunan mahkûmiyet günlerinin başlayacağını gösteren emâreler olarak görüyorum. “Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste..” deyimini burada zikretmeyi uygun buluyorum. İlâve ediyorum ki; Sayın Aydın Menderes'in, “Deniz Baykal'a git, Erbakan'ı ziyaret et!” mesajı vermesi üzerinde müspet olarak düşünülmesi gereken insanî bir jest. Fiemanillah.
* İrtibat: 0542 497 03 27


Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Metin Hasırcı Arşivi