Devrim göründü, teyemmüm bozuldu

Devrim göründü, teyemmüm bozuldu

Arap ülkelerindeki istibdat rejimlerinin kısa veya orta vadede yıkılabileceğine dair bir işaret görmüyorduk. "Omuz verirsek sonuç alabilirler" diyebileceğimiz bir devrim hareketi yoktu ortalıkta. Hürriyet ve adalet ulu dağların arkasında bir yerdeydi sanki. Bağrımıza taş basarak şöyle dedik: "O dağları aşıp hürriyet ve adalete ulaşmak şimdilik mümkün görünmüyorsa, önceliği istiklâle verelim. Bölge ülkelerini yabancıların nüfuzundan kurtaracak, emperyalist manipülasyonlara ve saldırılara set çekecek, sömürü düzenini ortadan kaldırıp müşterek kalkınmayı temin edecek bölgesel entegrasyon projelerine yoğunlaşalım. Her şeyden evvel Türklerle Araplar, Türklerle Kürtler, Araplarla Kürtler arasındaki psikolojik duvarları yıkmaya çalışalım. Bunu mevcut rejimlerle yapmayı bir deneyelim. Allah büyük; belki bu süreçte diktatörlüklerden mustarip halkları rahatlatacak, hürriyet ve adaletin önünü açacak gelişmeler de olur. Gün ola harman ola."

Belki şöyle bir benzetme yapabiliriz: Su bulamadığımız için teyemmüm abdesti almıştık... Suya kavuşunca teyemmüm bozuldu. Su, dört aydır şahit olduğumuz devrim hareketleridir. Tunus, Mısır, Yemen, Bahreyn, Libya ve Suriye'deki devrim hareketleri, bizi, 'paradigmamızı' yenilemeye zorluyor. Şimdi "Komşularla sıfır sorun, azami işbirliği, tam entegrasyon"dan evvel "Diktatörlüklere son! Halklara hürriyet ve adalet!" demek zorundayız. Bunu mümkün olan en yüksek sesle, herkesin sesinden daha yüksek bir sesle haykırmak zorundayız. Böyle yaptığımızda belki bazı rejimlerle ipleri koparıp bölgesel entegrasyonu kısa veya orta vade için yer yer tehlikeye atmış olacağız; ama uzun vadede bu tavır daha güçlü, daha sahici, daha sıhhatli ve daha güzel bir entegrasyon getirecektir inşaallah.

Açıkçası, Allah'a sığınıp gemileri yakmaktan söz ediyorum. Hükümetimiz ve sivil toplum kuruluşlarımız, Arap âlemindeki devrim hareketlerine kayıtsız şartsız ve illa ki kategorik olarak sahip çıkmalıdır. Mümkün mertebe FİİLEN sahip çıkmalıdır.

"Ne yani; Suriye halkını Baas rejiminin zulmünden kurtarmak için askerî harekât mı yapalım?"

Keşke buna müsait bir ortam olsa. Yok mu? Öyleyse bu gibi durumlarda zalimlere karşı gerekirse askerî harekât bile yapmamızı –emperyalist leş kargalarının sahte özgürlük operasyonlarına mahal bırakmamamızı- mümkün kılacak bir ortam oluşturmaya bakalım.

Suriye'ye çok güçlü bir fiili müdahale mevcut şartlarda belki sözkonusu olamaz, ama Mısır ve Tunus'taki devrimlerin selameti ve inkişafı için elimizden gelen her türlü siyasi, iktisadi, kültürel ve entelektüel yardımda bulunabiliriz. Diktatörleri sırtlarından atan ülkeler kervanına yeni ülkeler katıldıkça (Yemen'in bugün-yarın katılacağını umuyoruz) onların da yardımına koşabiliriz. Bu çok önemli. Mısır, Tunus ve onlara katılacak olan diğer ülkelerde devrimler kemale erdiğinde, Türkiye de kendi dönüşümünü tamamlayıp oligarşik diktatörlüğün bütün izlerini temizlediğinde, Arap âlemini ve genel olarak da İslam âlemini diktatörlük belasından yahut diktatörlük sonrası kargaşa ortamlarından kurtarmaya yarayacak, bu uğurda icabında güç de kullanacak bir 'hürriyet ve adalet cephesi' oluşabilir.

***

Mısır'da askeri yönetimin bazı uygulamalarını eleştiren bir delikanlı, "orduya hakaret"ten 3 sene hapis cezasına çarptırılmış. Eski günleri hatırlatan kötü bir haber. Ama yeni günlere ait veya yeni günleri müjdeleyen iyi haberler daha çok.

Düne kadar Mısır devletinin en korkunç düşmanları sayılan siyasi gruplar artık resmen partileşebiliyorlar. 30 küsur senelik bir aradan sonra İran'la doğru dürüst diplomatik ilişkiler kuruluyor. Mısır Hava Yolları, devrim sürecinde ara verilen Kahire-Telaviv uçuşlarını tamamen iptal etti. Cumhurbaşkanı namzedi olarak görülen laik siyasetçiler bile İsrail aleyhinde sert beyanatlar veriyorlar. El-Ahram ve benzeri 'devlet gazeteleri'nin bütün yöneticileri değiştirildi. Devrik diktatör Hüsnü Mübarek ve suç ortaklarını yargı önüne çıkarmaya pek hevesli görünmeyen askeri yönetim, halkın yeniden Tahrir Meydanı'na doluşup 'muhtıra' vermesi üzerine bu süreci başlatmak zorunda kaldı...

"Mısır'da değişen bir şey yok" diyenler yanlış konuşuyorlar. Ama "Mısır'da işler rayına girdi; hürriyet, adalet ve istiklal yolundan geriye dönüş yok" deyip geçmek de doğru olmaz. Tunus için de aynı şey geçerli. Mısır ve Tunus devrimlerinin üzerine titremek, onları itina ile korumak, canla başla desteklemek ve alabildiğine geliştirmek lazım. Bu ülkelerin –ve onlara katılacak olan diğer ülkelerin- hürriyet ve adalet içinde bir an evvel derlenip toparlanmaları, kuvvetlenmeleri, selamete çıkmaları için ne gerekiyorsa yapılmalı. En az Mısırlı ve Tunuslu devrimciler kadar Türkiye de buna hizmet etmeye mecbur. Hem vicdanen mecbur, hem de menfaatleri gereği mecbur.

***

Tekrar: Devrimler bizi her şeyi yeniden düşünmeye zorluyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Arşivi