Abdurrahman Dilipak

Abdurrahman Dilipak

431 sayılı yasa!

431 sayılı yasa!

Birkaç yıl önce Akdeniz üniversitesi’nde bir panele katılmıştım. Panelist olarak Osman özbek de vardı. Erol Mütercimler de.. Orada hilafetin mana ve mefhum olarak hükümet, cumhuriyet ve Büyük Millet Meclisi’nin şahsı manevisinde mündemiç olduğunu söylemiştim. Panele dinleyici olarak katılan bazı emekli paşalar protesto etmişlerdi. Neyse ki Mütercimler imdadıma yetişti de seslerini kestiler..
Onlar da korumaya and içtikleri değerlerin farkında değillerdi demek ki.. Bu arada 431 sayılı yasa değiştirilmesi teklif dahi edilemeyen devrim yasalarındandır.. Tabiî değiştirilememesi ne demek, bu da ayrı bir tartışma konhusu.. Değişmeyen bir şey olabilir mi? O zaman “inkılabçılık” ne demek oluyor?
Yasa çok açık ve net: HİLAFETİN İLGASINA VE HANEDANI OSMANİNİN TüRKİYE CUMHURİYETİ MEMALİKİ HARİCİNE çIKARILMASINA DAİR KANUN. Kanun Numarası: 431, Kabul Tarihi: 3.3.1924, Yayımlandığı Resmi Gazete Tarih: 6.3.1924, Sayı: 63, Yayımlandığı Düstur: Tertip: 3, Cilt: 5, Sayfa: 323. Madde 1 - Halife halledilmiştir. Hilafet hükümet ve cumhuriyet mana ve mefhumunda esasen mündemiç olduğundan Hilafet makamı mülgadır.
Peki hilafet ne demektir..
Bu yasaya göre cumhuriyet hükümetinin hilafetin misyonuna sahip çıkması gerekmiyor mu?
Yani Yalçınkaya’nın iktidara İslâmi değerlere sahip çıktığı için kapatma davası açması değil, yeryüzündeki tüm Müslümanların hak ve hukukuna sahip çıkmadığı için dava açaması gerekir..
“Dini” demiyorum, “İslâmi” diyorum. Bu yasaya göre İslâmi değerlere sahip çıktığı için hakkında kapatma davası açmak, bu devrim yasasını hükümsüz kılmak, iptal etmek, görmemezlikten gelmek demektir ki açıkça bir yasa ihlalidir..
Bu kapatma davası, Lozan çerçevesinde de cumhuriyet hükümetinin, hilafet misyonunu terkettiği anlamına gelir ki, bu da başka dini, ulusal hukuk ve uluslararası hukuk ve anlaşmalar çerçevesinde yeni sorunlara sebeb olur.
Anayasanın 90. maddesi çerçevesinde Yargıtay Başsavcısı’nın bu hususa bir açıklık getirmesi gerekir. Ya da Anayasa Mahkemesi ve başkanlarının bu konuyu bu açıdan değerlendirmeleri gerekir..
Bir kere daha söylüyorum: AK Parti ile ilgili kapatma davasında konunun başörtüsü ve laiklik konusu etrafında yoğunlaşması sebebi ile, bu konuda, halen mer’i olan ve devrim yasaları kapsamında mütala olunan 431 sayılı yasa hükmü çerçevesinde “Hilafet, hükümet ve cumhuriyet mana ve mefhumunda esasen mündemiç olduğundan” ifadesi, hükümete sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada, hilafetin gayesi olan konularda yetki ve görev yüklemektedir. Hatta birçok resmi metinde hilafetin mana ve mefhum olarak hükümet ve cumhuriyet mana ve mefhumunda mündemiç olduğu ifadesi de geçmektedir.. Esasen bu konuda, Lozan’da yapılan müzakereler sırasında da bu yönde ifadeler kullanılmıştır.. Lozan’ın uygulanması da bu yönde olmuştur.
Laiklik, din ve devletin ayrılması değil, ilişkinin düzenlenmesi amacına yönelik bir kilise kurumudur.. Ve kaynağını İncil’den “Tanrının hakkı tanrıya, Sezar’ın hakkı Sezar’a” hükmünden alır.. 1789 Fransız Devrimi’nde ayaklanma Tanrı’ya ya da dine karşı değil, tanrı buyruğunun aksine silaha, servete ve iktidara el koyan kilisenin haksız tasarrufuna karşıdır.. Kaldı ki, bu günkü Fransa’nın dahi bir bölümünde, Strasbourg’un da içinde bulunduğu Alsas Loren, laiklik kapsamı dışında kalmıştır ve Fransız hükümeti kilisenin dini vergileri almasına, kendi iç hukukunu uygulamasına, eğitim faaliyetlerine karşı bir tavır içinde olmaz..
Devletin; Anayasa ve yasaların varlık ve meşruiyet temeli, temel hak ve hürriyetlerin korunup geliştirilmesi ile ilgilidir.. Bu hürriyetlerin ilki de, insanların inanç ve fikir, ifade ve örgütlenme hürriyetidir.. çünkü insanı insan yapan temel değer, onun alameti farikası, inanması ve düşünmesidir, akıl sahibi olmasıdır…
431 sayılı yasanın amir hükmü çerçevesinde ise, dini bir gereklilik olan başörtüsü ve diğer benzer Müslümanlar’ın dini ihtiyaçlarının gereklerini sadece Türkiye sınırları içinde değil, tüm dünyada savunma ve koruma mükellefiyeti vermektedir..
Şu anda yeryüzündeki, evrensel dini temsil mekanizması olmayan tek din İslâmdır. Daha doğrusu bu kurumun yetkisi hükümete devredilmiştir. Hükümetin, bu yetkiyi elinde bulundurmasına rağmen, gereğini sınırlı bir şekilde ve laik hukuk çervesinde ferdi yönetiminde olduğu bir ülkede uygulamasından dolayı hakkında kapatma davası açılması, bu yasanın lafzına, özüne, evrensel hukuk ilkelerine ve en temelde, devletin, anayasa ve yasaların varlık ve meşruiyet temellerine aykırıdır..
Mer’i ve bugünkü yasa düzenine göre değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek bu yasaya göre, hükümet evrensel anlamda Müslümanların hak ve hürriyetlerini koruyup geliştirmekle mükelleftir.
Bugün dünyada mevcut 202 ülkeden Ortadoks dünyası ve askeri vesayat rejimine tabi ülkeler dışında kalan 70 ülke hilafete bağlı topraklardır ve hükümet bu ülkelerde de İslâmın ve Müslümanların hak ve hukuklarını korumakla mükelleftir. Bu gayeye matuf olarak dini vakıflar Vakıflar İdaresi’ne bağlanmıştır.. Cumhuriyet hükümeti, yasada açıkça belirtilen bu dini misyonunu yerine getirmediği için sorgulanabilir, bunun aksi mümkün değildir.
Eğer hükümet bu görevini yerine getirmeyecek olursa, uluslararası hukuk ve iç hukuktan kaynaklanan sorumluluğunu yerine getirmemesinin yanında açıkça 431 sayılı yasa hükmü iptal edilmiş olmakla kalmayıp, değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek bir yasa mahkemenizin aksi yönde kararı ile fiilen ve hukuken uygulamadan kaldırılmış ve bir anayasa suçu işlenmiş olacaktır..
Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nin bu misyonunu ve rolüni terketmesi durumunda ayrıca uluslararası hukukta ve Lozan Konferansı hükümlerinin uygulanmasında da bir boşluk olacak, hilafet konusu yeniden tartışma gündemine gelecektir..
Bu şartlarda, eğer kapatma kararı verilecek olursa, bir parti yasaya uygun davrandığı için bir başka mahkeme tarafından kapatılmış olacaktır..
Heyetinizin karar verirken, teolojik, politik ve uluslararası hukuk açısından yeni tartışmalara zemin hazırlayacak bir karara imza atmasının muhtemel sonuçları ile yüksek heyetinize bu bilgileri arzetmeyi bir yurttaşlık görevi kabul ediyorum..
Hilafet fonunu yöneten, hilafet ve şeriat için kıyam eden ve açtığı ilk meclisin kapısına, bu gün malum çevrelerce “irtica bayrağı” olmakla yaftalanan kelime-i tevhid bayrağını asan ve dini bir merasimle ilk toplantısını yapan Kuvayı Milliye’nin devamı olduğu iddiasındaki CHP’nin ve kendine ulusalcı diyen mahfillerin milletin başına açtığı gaileye bakar mısınız?
Anayasa Mahkemesi başkan ve üyelerine, Yargıtay Başsavcısı’nın, AK Parti’li yöneticilerin, okuruların ilgisi ve bilgisine arz olunur.
Selam ve dua ile.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Abdurrahman Dilipak Arşivi