Yaşar Değirmenci

Yaşar Değirmenci

Değerler Eğitimi ve düşündürdükleri

Değerler Eğitimi ve düşündürdükleri

Türkiye’deki eğitim ve öğretim ortamını, seviyesini genel duruma bakarak değerlendirmek gerekiyor. Hava kirliliği varsa maske de taksanız sizi etkiler. Yağmurlu-çamurlu bir havada dikkat de etseniz, şemsiye de taşısanız üzerinizin ıslanmasına, çamurun kısmen de olsa sıçramasına mani olamazsınız. Tıpkı bunun gibi eğitim de sırf idarecinin, öğretmenin, ailenin tek başına üstesinden geleceği bir faaliyet değildir. Uzamaması için sadece bazı başlıkları söylemeliyim. Aile-Okul-Çevre-Bilgisayar Teknolojisi, (TV, basın-yayın, İnternet, vs.) ve Devlet Politikaları. Kabaca bu beş başlık altındaki kurumlar birbirleriyle koordineli çalışır, birbirlerine destek verir, eksikliklerini tamamlar, malzemelerinin “insan” olduğunu unutmaz, geleceklerinin bu insan unsurunun iyi yetiştirilmesine bağlı olduğunu içselleştirirlerse problemlerin çoğunun giderileceği kanaatindeyim.
“Değerler Eğitimi” deyince ne anlamalıyız?
Her şeyin değerinin değil, fiyatının konuşulduğu, insanların taşıdığı değerlerle değil, bindikleri araba ile giydikleri markalarla, oturdukları muhitlerle, kullandıkları eşyalarla itibar gördüğü bir toplumda bu konu hep gündemde tutulmalı, “Değersizleştirme”lere engel olunmalı. Fiyat biçilenin değerinin olamayacağı unutulmamalı. Değerler deyince genel olarak insanı insan yapan, milleti millet yapan, bizi sürü olmaktan çıkarıp, şahsiyet-kişilik olmamızı sağlayan, ahlakî-millî-manevî erdemlerimizi anlıyoruz. Bizi biz yapan özelliklerimiz. Değerler; her toplumda milleti millet yapan hasletlerdir. Tarihi, dili, dini, örfü, âdeti, musikisi, üzüntüsü, sevinci, hassasiyetleri, sporu, sanatı, farklılıkları, aidiyet tarafı, kutsalı, vs. İnsanî özellik taşıyan her şey “değer” ifade eder ve “değer grubu”na girer. Sabır, kanaat, rıza, şükür, inanç, denge, millî kültür dahil. Bütün bu değerler de bizi, evrensel değerlerle öz değerlere götürür. Sonuçta milletler kültürü, insanlık da medeniyeti barındırır. Zaten yeryüzünde kutsalı olmayan millî ve manevî değer taşımayan insan ve medeniyet de düşünülemez.
Değerlerin eğitime uyarlanması
Değerlerin eğitime uyarlanma konusu ihmal edilmemesi gereken bir konudur. Meselelerin de bam telidir! Hepimizin hemen her gün karşılaştığı olaylar, değerlerin eğitime uyarlanmasında eksiklerimizin olduğunu ortaya çıkarmıştır. Bunun sonucunun da bilhassa gençlerde önü alınamaz olumsuzluklara sebebiyet verdiğini görüyoruz. Örnekler çok.
Metroda sürekli cep telefonunu kurcalayan gençler görüyorum, habire mesaj yazıyor ya da oyun oynuyorlar. Kulaklarında kulaklıklar, telefonlarında ya da başka cihazlarda kayıtlı müzikleri dinliyorlar. Onlar da bilgisayar ekranlarına gömülü yaşayan diğerleri gibi çevrelerinden kopuk, olan bitene ilgisiz, sağır, dilsiz, dışarıda yaşıyorlar. Yeni teknolojilerin ellerine tutuşturduğu ya da henüz ulaşamadıkları yeni tekno-oyuncaklar gündemlerinde büyük yer tutuyor. İnsanoğlunun asırlar boyunca sürdürdüğü sosyal ilişkilere kendi hayatlarında pek bir rol biçmiyorlar. Tabiatla, diğer canlılarla, iklimlerle, gökyüzüyle, yıldızlarla ilgilenmiyorlar. Dünyaya, hayata, insana dijital bir çerçeveden bakıyorlar. Sosyal çevreleriyle sürdürdükleri zoraki ilişkileri en aza indirgemek için her şeyi yapıyorlar. Anne babalarına sadece katlanıyorlar. Kendilerine ait bir tekno-dilleri var. Kısaltmalar ve işaretlerle anlaşıyorlar daha çok. Bir tür ilkelliğe geri dönüş. Bunları söylerken bir parça haksızlık ettiğimi biliyorum. Ancak endişeleniyorum onlar için. Teknolojinin kucaklarına attığı oyuncaklardan sıkıldıklarında yerine neyi koyacaklar? Her şeyi tuşlarla, sembollerle, ekranlarla, baytlarla tanımlamaya alışkın bir mantık, hayatın gerçek yüzünü nasıl kabullenecek? Semboller asıllarına nasıl geri dönecek? Duygular yeniden nasıl inşa edilecek? Teknolojinin bir dili var. Bunu biliyorum. Ama bildiğim bir şey daha var: Bu, hayatın dili değil! Millî-manevî değer olmadan, bu eğitime uyarlanmadan, uygulamaya geçmeden iflah olmayız. Acıkan bir adamın lokantadaki leziz yemekleri düşünmesi, onu açlıktan kurtaramayacağı gibi; üşüyen birinin kendisini sıcacık bir odada hayal etmesi de onu ısıtmaz! Eğitimde “mazeret”lere sığınan öğrencilere, velilere, öğretmenlere, idarecilere “buna rağmen ne yapabilirim?” sorusunu sordurarak mutlaka başarmalarının yollarını gösterirdik. İlave ederdik “başarının yolu mazeret kapılarını kapamaktan geçer” diye. Bir düşünür, “hatalar değil, hataların hafızaya verdiği bulanıklık önemlidir” der. O kadar çok hata yaptık ki şahsiyetimiz pelteleşti. "Biraz aydınlık biraz huzur biraz sükûnet" ihtiyacı değerler eğitime uyarlansaydı gidişat böyle mi olurdu? “Eksikler var mı?” diyorsunuz. Çok! Bunda Aydınların sorumluluğu daha çok! Bir medeniyetin kültür damarlarını kestiniz yahut kuruttunuz mu o medeniyet hücre hücre ölmeye başlar. Binalar insansız kalacağına, insanlar binasız kalıversin! Değer ölçüleri, insanın ruhuna ve o ruhtaki manaya göre belirlenmeyince vasıtalar gaye oluyor, gayeler vasıta. Hal böyle olunca gerisi geliyor. Medeniyet insan için değil; insan medeniyet için. Devlet insan için değil; insan devlet için. Ondan sonra da normalleşemiyoruz. İfrat veya tefrit salıncağında çocuklar gibi sallan dur! Hele aydınlar hayatlarından o kadar memnunlar ki bir “salıncakta içecekleri kahve”leri eksik! Doğruları umursamayan adama yeni bilgiler sunmanın manası ve faydası var mıdır? Değer hükümleri ölçüleri kutsalları olmayanlarla hangi meseleyi konuşup çözebiliriz? Hangi hususta uzlaşabiliriz? Evet evet körler dünyasında görmek suç. Renkleri anlatmak zor. Dili tad alma hassasiyetini kaybedenlere “lezzet”i izah imkânsız. Derdimiz, sıkıntımız burada! (Devam edeceğim İnşaallah)

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yaşar Değirmenci Arşivi