Hasan Aksay

Hasan Aksay

Darbeleri doğuran andıç iklimidir

Darbeleri doğuran andıç iklimidir

Andıç, “Çevik Bir” ismiyle beraber ünlenen bir şifre. Fitne maskesi. Kara propaganda tohumu. Devlet imkanlarıyla, devleti ele geçirmek için her türlü yalan ve iftiranın, devletin dokunulmaz kurumlarında üretilip geliştirilerek milleti yanlış bilgilendirme, dostu düşman, düşmanı dost gösterme fitnesine verilen özel isim. Kara propagandanın iki etkili organından biri, evrensel gizli örgütler. Diğeri, çıkara göre yapılanıp şekillenen, gerçekleri çarpıtan medyadır.

Kara propaganda, toplumu gerçeklerden uzaklaştırıp, yanlışa şartlandırarak çıkarına zemin oluşturmaktır. Lenin, Hitler, Musolini, Mişel Eflak’ın Baas’ı ve darbeciler, andıç çeşitleriyle tarihe geçen ibretlerdir. Kara propaganda, maganda işi değil. Hedefini bilen kurşundur.

Devlet sınırlarını da aşan ideolojiler arası görünmez savaş kara propagandayla olur. İslamofobia, bunun çarpıcı ve yaygın örneğidir. İmam-Hatip, başörtüsü gibi düşmanlıklar; Salman Rüşdi’ler; karikatür türü kepazelikler, ister zulüm, ister sanat görünümü verilsin hep kara propaganda şekilleridir. İslam’ın iki bayramı, kurbanıyla, zekatıyla, fitresiyle, kuşatıcı sevgisiyle bütün insanlık için rahmettir. “Somali’de açlık yok. Yardım etmeyin” der gibi, milletin gözüne baka baka yalan, “Kurban kanı İstanbul boğazını boyadı”. Anadolu kalkınmasına, “yeşil” diye düşmanlık... İslam’a saldırı belli periyotlarla rutinleşti. Bu Ramazan, “otobüsteki şortlu kız” korosu. Sayın Ersoy Dede, “Şortlu Kız” kampanyasıyla topluma saldırıyı tahlil eden yazısında, “Aranan kan bulunmuştur. Bu kez, ‘Fadime Şahin’imiz, şort giyen 19 yaşındaki voleybolcu bir kız çocuğu” cümlesinde Fadime Şahin’e atıfla, adeta bir kitaplık vecize yazmış.

Fadime Şahin taarruzu, çok emekli, pahalı, figüranı bol bir senaryo idi. Emeğe göre ses çıkardı. Ama çirkin tezgah meydana çıkmış ve tertipleri ellerinde patlamıştı.

İbret, olayın önemi değil, doğurduğu teşhis ve tedbirin satıhta kalmayıp öze inmesindedir. R. Elmalı, “Sevgiyi maddesiz ölçemiyorum; -Kabuktayım öze göçemiyorum” şiiriyle, iki satırla, meselelerin kabuğunda kalma halini ne güzel duyurur.

Kabuğu kırmanın tek çaresi, İslam ahlakını hayat yapmaktır. İslam, “Oku!” diyor. Hakkın şahitliği diyor. Fasıkın haberine dikkat çekiyor. Kara propagandayla teker teker uğraşmak, sivrisinek mücadelesinde bataklığa su verip, sinek avlamaktır. Yalan mayınına basmamak için okuyacak, bilecek, önünü göreceksin. Hakkın şahidisin. Doğru haber için medya gerek. Okuyucu olmadan, reklam olmadan gazete olmaz. Gazete alırken hak şahitliğine bakacaksın. Doğru haber için imkan üreteceksin. İlan verecek güce ulaşacaksın. Uzaktan bakıp da zor sanma. İslam, Ebu Cehil’lere zordur. Müslüman’a her şey kolay. Kadehine mahkum alkolik, bir anda zafer kazanır. Ömer, Hz. Ömer olur. Malcolm X’ler İslam’la yeni bir dünya kurar. Bilal’ler, Mevlana’lar, Yunus’lar gönül tahtına İslam’la çıkarlar.

Saraylar, saltanatlar, Aspendos’lar yıkılır, yok olur gider de; susuz, kimsesiz bir çölde dört duvardan ibaret Kabe’nin manevi haşmet ve izzeti binlerce yıldır sınır tanımaz! Dolup taşar. İslam’ın kardeş yaptığı yüz milyonlar, beş vakit namazda, bütün dünyada ona doğru saf olur. Bir an kesinti olmaz. Yaaa Rab! Sevgi ve vahdet fıtratıyla halk ettiğin insanlığı, farklı mizaçlarına rağmen İslam’la kardeş yaptın. Bütün milletlerden, ırklardan, renklerden, dillerden insanları, rahmet ve hidayetinle, tam bir vahdet içinde Kabe’de topluyorsun. Karıncayı incitmeme, tek kötü söz ve harekette bulunmama hassasiyetiyle aynı örtülere büründürüyor, erişilmez bir insani yücelikte; harikulade bir vahdet sembolünde bütünleştiriyorsun. Başka hiçbir fikrin, inanç ve sistemin hayal edemediği ebediyete uzanan, solmadan, pörsümeden yaşanan bu gerçek ne kadar kolay ve tabii gerçekleşiyor. İki yol netleşiyor. Hak ve batıl. Bu yol ayrımı, bütün tarihi ve fikri seyriyle gösteriyor ki, karanlığın yok olması için ışığın, batılın ortadan kalkması için hakkın gelmesi gerekiyor.

“Toplumlar layık oldukları idareye kavuşur”. Liyakat, bedel gerektirir. İslam ahlakı, bireysel liyakati aşar. Müslüman’ın toplumsal sorumlulukları vardır. Yoldaki taşı kaldırmaya kadar. İnsanlık, yalan, fitne, andıç, zulüm gibi manevi ateşler içinde yanarken Müslümanların, hâlâ dünyanın takip ettiği medya kurumları yoksa, temel sorumlulukta ciddi noksan vardır. Hele doğru haberin önemi, Müslüman’ın gündemine ciddi olarak giremiyorsa?

Yeni asr-ı saadetler, İslam ahlakını toplum olarak yaşamakla mümkündür ve kolaydır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Hasan Aksay Arşivi