Yılmaz Öztuna

Yılmaz Öztuna

Türk denizcileri ve denizde namaz

Türk denizcileri ve denizde namaz

PUSULA İLE KIBLE
Dünya tarihinin en büyük askerlerinden biri olan Prusyalı Mareşal von Moltke, denizde namazı şöyle anlatır: Bazı Türk denizcileri, küçük pusula taşırlar ve hançerlerinin başına geçirirler. Deniz üzerinde buna bakıp kıble tayin ediyorlardı...


Dünya tarihinin en büyük askerlerinden biri olan Prusyalı Mareşal von Moltke (1800-1891), İkinci Sultan Mahmud (saltanatı 1808-1839) tarafından yeni Türk ordusu için öğretmen olarak çağırılan Avrupalı subaylardan biridir. Türkiye’de kaldığı 4 yıl içindeki müşahedelerini, mektuplar halinde büyükçe bir kitapta toplamıştır. Bu kitaptan bir pasaj alıyorum:
“1837’de Kapdân-ı Deryâ Ahmed Fevzi Paşa ile Karadeniz’de, Varna açıklarında, Nusretiyye fırkateyninde idim, 68 toplu, çok büyük ve çok güzel bir harp gemisiydi. Çanaklığa çıkan gemi imamı, müminleri ibadete çağırdı. Vazifesi olmayan herkes, birinci top ambarında toplandı. 40x100 ayak genişliğinde, görülebilecek en güzel gemi salonlarından biriydi. Ancak tavan çok basıktı. Çepeçevre 34 adet 40’lık top dizilmişti. Hayli sayıda tüfek, tabanca, balta, boynuzlu kargı ve başka eşya muntazam şekilde konmuştu.”

MEKKE’YE YÖNELDİLER
“Bir Türk’ü ibadet ederken görmek, daima hoşuma gitmiştir. Kendilerini o derecede ibadete veriyorlardı ki, acaba dönüp bakarlar mı diye arkalarında top patlatmak arzusu duydum. Mümin, ellerini ve ayaklarını yıkadıktan sonra salona geliyor, Mekke tarafına yöneliyordu. Bazı Türk denizcileri, küçük pusula taşırlar ve hançerlerinin başına geçirirler. Deniz üzerinde buna bakıp kıble tayin ediyorlardı. Elleriyle kulaklarını kapadılar.”
“Sonra dudaklarını kıpırdatarak, fakat ses çıkarmadan Kur’an’dan parçalar okudular. Eğilip iki dizleri üzerine çöktüler. Birkaç defa alınlarını zemine değdirdiler. Yerden kalktılar. Ellerini kitap tutuyormuş gibi açtılar. Tekrar yere kapanıp doğruldular. İki ellerini yüzlerine sürdüler. İki taraflarındaki meleklere baş keserek selam verdiler. İbadetlerini tamamladılar.”

EZAN SEMAYA YÜKSELİYOR
İşte genç bir Alman subay, denizde namazı böyle anlatıyor. İkinci Sultan Mahmud’un yeni Türk donanması için öğretmen olarak getirdiği İngiliz amirali Sir Adolphus Slade, hemen aynı yılda, diğer bir denizde namaz anlatır. Bakalım olgun yaşta bir İngiliz denizcisi namazı nasıl görmüş:
“Kapdan Paşa ile Selimiyye kalyonu üzerinde Karadeniz’e açıldık. Birden Allahü Ekber sesleri yükseldi. Birden fazla yerden ezan okunuyordu ve âdeta deniz üzerinde ufka ve semaya yükseliyordu. Müezzinler filomuzun her gemisinde mizana direklerindeki çanaklıklara tırmanmışlardı. Hayatımda ilk defa olarak deniz üzerinde namaz seyredecektim. Dikkat kesildim. Türk denizcileri, bir yere toplanmadılar. Herkes görevi geminin neresinde ise, orada namaza durdu. Güverte, serilen rengârenk seccadelerle doldu. Namazdan evvel ellerini, yüzlerini, ayaklarını iyice yıkayıp abdest almışlardı. Namazdan sonra Kapdan Paşa, beni yemeğe davet etti.”

BİR BAYRAM NAMAZI
6 yıl sonra, büyük Fransız şairi Gerard de Nerval (1808-1855), bize başka bir Türk namazını anlatır. 1843 yılındayız. Tahtta İkinci Mahmud’un oğlu 20 yaşındaki Sultan Abdülmecid vardır. Fransız şairi dinleyelim.
“Meydanın bir köşesinde Sultanahmed Camii var. Sultan Abdülmecid Han, bayram namazını kılmak üzere bu camiye gelecekti. Sarayburnu’na kadar padişahın geçeceği güzergâh, yüz binlerce insanla dolmuştu. Çok erkendi. Kalabalık içinde daha güneş doğmadan hareket ederek bin zorlukla Hipodrom’a (Atmeydanı, Sultanahmed Meydanı) geldim. Ayasofya’yı dolanan yolda Türk askerinin geçit resmi bir saatten fazla sürdü.”
“Türk askerinin üniforması, bir Avrupalı için hiç de merak uyandırıcı değildi. Avrupalı birliklerden tek farkları başlarındaki kırmızı festi. Paşalar (generaller) dikiş yerlerindeki altın tellerle derhal tefrik ediliyordu. Sivil devlet görevlileri, mavi redingot giymişlerdi. Bütün Beyoğlu boşalmış, Beyoğlu’ndaki Avrupalılar, benim gibi, güzergâha dolmuştu.”

PADİŞAHI TAKİP ETTİK
“Muzıka-yı Hümâyûn, Donizetti‘nin şefliğinde, çok güzel marşlar çalıyordu. Hassa birlikleri geçerken zevk aldım. Miğferleri üzerindeki mavi kuş tüyünden sorguçları doğrusu muhteşemdi. Nihayet padişah geldi. Sade giyimi beni hayal sükûtuna uğrattı. Alelâde sivil bir Türk gibi redingot ve fes giymişti. Ancak fesinin sorgucu ve sorguçtaki elmas, onu diğer Türklerden ayırıyordu. Bindiği atın koşumları altın ve elmas içindeydi. Göz kamaştırıyordu. Ardında binicisiz atlar geliyordu ki, bunların koşumları da silme elmas kaplanmıştı.
Vezirler, müşirler, kazaskerler ve diğer devlet ricali, protokol sırasıyla padişahı takip ediyorlardı. İmparatorluk korteji, meydandan caminin avlusuna girdi. İmamlar cami kapısında sıralanmışlardı. Yerden temenna ile sultanı selamladılar.

CAMİ DIŞINA TAŞMIŞTI
Cami avlusu, arabadan geçilmiyordu. En seçkin hanımlar, sultanlar ve kadınefendiler, sırf alayı seyretmek için arabalar içine gelmişlerdi. Zira kadınlar namaz kılmıyordu. Padişah, kendisi için ancak açılabilen dar bir koridor halindeki aralıktan güçlükle camiye girebildi. Atından inmesi, atının tutulması, camiye girmesi, seyre değecek güzellikteydi. Cemaat cami dışına taşmıştı. Benim camiye girebilmeme imkân yoktu. Çok namaz seyrettim. Ama bayram namazı kılınırken cami içinde bulunamadım. Ancak memnundum. Güzel şeyler görmüştüm.”



KİTAPLAR ARASINDA
MUSTAFA İSEN ULUSLARARASI SEMPOZYUMU:
Ankara 2011, Atatürk Kültür Merkezi yayını, 54+710 büyük sayfa. Prof. Dr. Mustafa İsen, Türk edebiyatı tarihinin çok seçkin uzmanıdır. Fuad Köprülü, Sâdeddin Nüzhet Ergun, Nihad Sâmi Banarlı gibi selefleri derecesinde verimli bir yazardır. Çeşitli eserleriyle, bilhassa Dîvân şiirimize yeni bir aydınlık getirdi. Şimdi Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteridir. Onun adına yapılan Klasik Türk Edebiyatı’nda Biyografiler’i içeren uluslararası sempozyum, edebiyat tarihimiz üzerinde önemli bildiriler içeriyor. Çok iyi basılıp ciltlenmiş eser, klasik edebiyatımızı seven, ilgilenenlerin okuması gereken bir kitap. Türkiye, orta öğretiminde klaksik edebiyat ve kültürünü öğretemeyen dünyanın tek önemli devletidir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yılmaz Öztuna Arşivi