Hasan Karakaya

Hasan Karakaya

5-7 tartışması... Bunlar Gül’ü de tanımıyor, Erdoğan’ı da!

5-7 tartışması... Bunlar Gül’ü de tanımıyor, Erdoğan’ı da!

İçinden geçtiğimiz “kritik günler”in herhalde farkındasınız... Bir yandan Fransa’nın “Ermeni soykırımını tanı” dayatmaları, bir yandan Suriye’de bitmek-tükenmek bilmeyen “katliam”lar, bir yanda da “İsrail’in İran’a saldıracağı” iddiaları.
Bölge, “muhtemel bir savaş”ın eşiğinde.
Durum, o kadar ciddi ki;
İran’a yönelik bir “İsrail saldırısı”na karşı, Rusya “teyakkuz” halinde!..
RUSYA TEYAKKUZDA!
Gelen haberler şöyle:
“Rusya’nın etkin gazetelerinden Nezavisimiya, Kremlin’in askeri kaynaklardan edindiği bilgiye göre; İsrail’in, İran’ın nükleer tesislerini vurmaya hazırlandığı ve bunun ani bir saldırı şeklinde olacağı belirtilerek, ‘Tahran’ın bu ani saldırıya karşılığı sonuçları tahmin bile edilemeyecek geniş ölçekli bir savaşa yol açabilir’ değerlendirmesinde bulundu.
(.......)
Rusya’nın muhtemel bir saldırıya karşı hazırlıklar çerçevesinde Ermenistan’daki 102. Rus askeri üssünü tam donanımlı hale getirdiği ve buradaki askerlerin ailelerini tahliye ettiğini belirten Nezavisimaya, ‘Erivan yakınındaki Rus garnizonundaki askeri birlikler Türkiye sınırı yakınındaki Gümrü bölgesine sevk edildi. Amerikan askerlerinin muhtemel saldırısı Türkiye’den olabilir. Ayrıca Güney Osetya ve Abhazya’daki Rus üslerindeki askerler 1 Aralık’tan itibaren savaşa hazır pozisyona geçirildi. Karadeniz Filosu’na bağlı gemiler de Gürcistan sınırları yakınında teyakkuzda’ görüşüne yer verdi.
Azerbaycan sınırı yakınındaki Dağıstan Cumhuriyeti Azerbaş bölgesine de savaşa hazır başka bir füze bataryasının yerleştirildiğini belirten Nezavisimaya, Mohaçkale ve Astrahan bölgesinde de bir dizi hazırlığın yapıldığı bilgisini verdi.”
TÜRKİYE DE TETİKTE!
Gerek, “Suriye’ye bir müdahale”, gerek “İran’a saldırı”, Türkiye’yi de yakından ilgilendiriyor.
Bölgede bir “müdahale”nin veya bir “savaş”ın, öyle ya da böyle “Türkiye’ye sıçrama” ihtimali çok büyük.
Türkiye, böyle bir gelişmeye;
“İran’ın veya Suriye’nin iç işi, bizi ilgilendirmez” diyemez... Dolayısıyla, “hazırlıklı” olmak mecburiyetindedir!..
Ki, Perşembe günü yapılan Yüksek Asker’i Şûra Toplantısı’nda, belki de ilk defa “harbe hazırlık”tan söz edildi.
Şûra sonunda yayınlanan bildiride denildi ki; “İç güvenlik harekâtı, sınır birlikleri ve TSK’nın harbe hazırlık durumu ele alındı!”
Demek oluyor ki;
“Muhtemel kıvılcım sıçramaları”na karşı, Türkiye de “teyakkuz” durumunda!.
Haa, bana sorarsanız;
Ne İsrail, İran’a saldırmayı, ne de İran, İsrail’e saldırmayı göze alabilir!..
Her iki ülke de, bir saldırının “bölgeyi yakabileceğini” bilir!..
Ayrıca, böyle bir saldırının “İsrail’in sonunu getirebileceği” de, sanıyorum hesaplanıyordur!.. İran’a saldıracak bir İsrail, “bölgeyi terk etmek” zorunda kalabilir!..
İşte bundan dolayı;
İran ve İsrail arasında devam eden gerginliği; “içeriyi oyalama” şeklinde değerlendirmek gerekir.
Her iki ülke de;
“İç kamuoyu”na oynuyor!..
Ne var ki;
Osmanlı vezirinin, “ihtimaldir padişahım, derya tutuşa” demesi gibi; İran ve İsrail’in “savaşa tutuşma” ihtimali, her zaman vardır!..
Bugün değilse, yarın!..
BİZ NEYİ TARTIŞIYORUZ?
Uzun lâfın kısası;
Bölge, bir “yangının arefesinde” bulunuyor... Her an, her şey olabilir!..
Türkiye, işte böylesine “ciddi bir gündem”le karşı karşıya iken, bizler neyi tartışıyoruz?..
Tartıştığımız konu belli:
“Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün görev süresi 5 yıl mıdır, yoksa 7 yıl mı?”
İşte bunu tartışıyoruz!..
Hani, bir söz vardır ya;
“Değirmen sele gitmiş, şakşağını arar!”
Biz de, “şaşkın değirmenci” gibiyiz!..
Muhtemel bir yangına karşı neler yapılabileceğini konuşmak yerine, kalkmış “Gül’ün görev süresi”ni konuşuyoruz;
“7 yıl mı olsun,
5 yıl mı?”
Tabiî, bu mevzuyu “kaşıyanlar”ın amacı, Gül’ü düşünmek değil; “Gül üzerinden AK Parti’ye fitne sokmak” ve “Gül ile Erdoğan’ı karşı karşıya getirmek” istiyorlar.
Tıpkı, “şike meselesi”nde olduğu gibi!
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün “2. Şike Yasası”nı “veto” etmesiyle, kimlerin zil takıp oynadığını, “AK Parti dağılma sürecine girdi” diyerek kimlerin el ovuşturduğunu gördük, yaşadık!..
Kimi Abdullah Gül’den, kimi de Bülent Arınç’tan yana görünüp, “Erdoğan sonrasının hesapları”nı bile yaptılar!.. Kimine göre Gül, kimine göre de Arınç; “rol kapmaya” çalışıyorlardı!..
Sizin anlayacağınız;
Daha Tayyip Erdoğan ölmeden, “miras paylaştırmaya” başlamışlardı.
ONLAR, AK PARTİ’Yİ TANIMIYOR!
Ne var ki;
Bunları konuşanlar, yazanlar, çizenler ve “AK Parti’de parçalanma” bekleyenler; “Erdoğan ve yol arkadaşları”nı zerrece tanımıyorlar!..
O kadar tanımıyorlar ki;
Onların, bir “güç gösterisi”ne girmeyeceğini, bir “koltuk savaşı” yapmayacağını ve hele hele “birbirlerinin önüne geçmeyeceğini” bilmiyorlar!..
Oysa; Gül, Erdoğan ve Arınç, bu yola çıkarlarken “makam, mevki, şöhret” kazanmaya değil, “halka hizmet” vermeye çıktılar!..
Onlarda, “birbirlerinin ayağını kaydırmak” gibi “klâsik politikacı” anlayışı değil, “dostluk” vardır, “kardeşlik” vardır, “arkadaşlık” vardır!..
Onlar, “birbirlerini çelmelemeyi” değil, “birbirlerini yüceltmeyi” esas almışlardır!..
Nitekim, bunu da “örnekleriyle” göstermişlerdir.
Gül, “siyaset yasağı” kaldırılan Erdoğan’a, “Başbakanlık” makamını terk etmiş, Erdoğan da onu “Cumhurbaşkanlığı”na yükseltmiştir!.. Bu işin “çile”sini çeken Arınç da, “Meclis Başkanlığı” ile taçlandırılmıştır!..
Uzun lâfın kısası;
“AK Parti’nin parçalanması” üzerine hesap yapanlar, Gül’ü de tanımıyorlar, Erdoğan’ı da, Arınç’ı da!..
Çünkü onlar, “klâsik politikacı” tipine uyan adamlar değillerdir!..
Onlar, birbirlerinin “abi”sidirler, “kardeş”idirler... Birbirlerini satmazlar!
Hele hele; “şike meselesi” gibi dandik bir mesele yüzünden!..
AĞIRLIKLI GÖRÜŞ: 7 YIL
Dediğim gibi;
“Erdoğan’ın rahatsızlığı”nı fırsat bilerek “şike meselesi”yle AK Parti’yi parçalama hesapları tutmayanlar, bu defa da “Gül’ün görev süresi” üzerinden “siyaset mühendisliği” yapmaya başladılar.
“Fitne ateşi” yayılmaya ve “her kafadan bir ses çıkmaya” başlamıştı ki; AK Parti Grup Başkanvekili Nurettin Canikli, geçtiğimiz Çarşamba günü “son nokta”yı koydu:
“Benim şahsî görüşüm, sayın Cumhurbaşkanı’nın görev süresinin 7 yıl olduğu şeklindedir.”
Ve devam etti:
“Cumhurbaşkanlığı seçim sürecine ilişkin yasa, önümüzdeki haftalarda TBMM’ye getirilecek.”
Malûm, 32 gün aradan sonra önceki gün yapılan Bakanlar Kurulu toplantısından sonra, Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç da benzeri bir açıklama yaptı ve dedi ki;
“Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün görev süresi ile ilgili konu Bakanlar Kurulu gündemine gelmedi... Konunun tartışılmasına bile gerek yok. Cumhurbaşkanlığı seçimleri TBMM komisyonunda bulunmaktadır. Bir buçuk-iki aydan beri Meclis, bütçe görüşmelerine yoğunlaşmış durumda. Sanırım bu görüşmeden sonra TBMM bu konuyu gündemine alacaktır. Aradığımız, beklediğimiz soruların cevabını bu tasarının içinde bulacağımızı ümit ediyorum. Tasarı Ocak’ın ilk haftasında komisyonda ele alınabilir.”
Bütün bunlar gösteriyor ki, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün görev süresi “7 yıl” olarak tesbit edilecek ve Gül, “2014’e kadar Çankaya’da” kalacaktır.
BAHÇELİ’DEN SAĞDUYULU ÇIKIŞ
Biliyorsunuz; bu konuda, “en sağduyulu tavır” MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’den geldi... Sayın Bahçeli dedi ki;
“AKP’de bir çatlamanın, parçalanmanın bu ülkeye hiçbir faydası olmaz. Yüzde 50 oy almış bir partinin Meclis yapısının parçalanması; ülkeyi kaosa ve istikrarsızlığa sürükleyecektir... İçinde bulunduğumuz kritik süreçte, bunun olmasını istemeyiz!.. Çünkü bu Meclis yapısından sağlıklı iktidar çıkmaz!”
Gerçekten duyarlı bir davranış...
Öyle ya;
Fransa’nın “Ermeni soykırımını tanıyın” dayatmasına hazırlandığı, Suriye’ye bir “müdahale”nin, İran’a ise bir “İsrail saldırısı”nın ihtimal dahilinde olduğu şu “kritik süreç”te, kalkıp da “Cumhurbaşkanı’nın görev süresi”ni tartışmak, gerçekten de “abesle iştigal”dir!..
Böyle bir süreçte; bir “nöbet değişimi”nin ya da “Cumhurbaşkanlığı seçimi”ne gitmenin, bu ülkeye hiçbir yararı olmayacaktır!..
“Görev süresi” olayını bir “kriz”e döndürmeye çalışmak ise ülkeye ihanettir!..
Kaldı ki;
“Abi-kardeş” arasında da “kriz” çıkmaz... Bunu bekleyenler avuçlarını yalarlar!
Daha önce yaladıkları gibi!..




“Allah katında din, İslâm’dır”
Hikâyeyi bilirsiniz... Bizim Yeniçeri askerlerinden biri, bir gün, bir “Yahudi”nin boğazına sarılmış... “Ulan öldüreceğim seni” demiş; “Hazreti İsa’yı nasıl öldürdüyseniz, ben de seni öldüreceğim!”
Yahudi, nefes almaya fırsat bulduğu bir anda; “iyi ama” demiş: “O, ikibin sene önceki bir olaydı!”
Yeniçeri demiş ki; “Olsun!.. Ben yeni duydum!”
“İlerici”(!) CHP’liler de, olayları “geriden” takip ediyor olmalılar ki; “birkaç yıl önceki bir iddia”yı, daha yeni duymuşlar... Cuma Namazları’nda, “hutbe”den sonra okunan, “Allah katında din İslâmdır” âyetinin, “AB istemediği” için, “AK Parti tarafından kaldırıldığını” ileri sürmüşler!..
Aynen, “Yeniçeri askeri” gibiler; “5 yıl önceki” bir olayı “yeni duymuşlar!”
Oysa, bu iddia gündeme geldiğinde, Diyanet açıklama yapmıştı:
“Kesinlikle böyle bir şey yok... İmamlarımız, hutbelerin sonunda istedikleri âyetleri ya da hadisleri okurlar... Kaldı ki; Al-i İmran Sûresi’nin 19. âyeti, halen birçok camimizde okunmaktadır.”
Tabiî, “CHP’liler yeni duyunca”, Diyanet, aynı açıklamayı tekrar yaptı ve iddiayı yalanladı...
Bir yalanlama da AB’den geldi: “Böyle bir talebimiz olmadı!”
Bu açıklamaya inanmayan CHP’li varsa, gitsin “Cuma Namazı”na ve o âyetin okunup-okunmadığını bana da haber versin...
Yalnız; “cami” yerine “cemevi”ne gidip de, “okunmadı” demesinler!..
Çünkü “cemevleri”nde “Cuma namazı” kılınmaz!..

Önceki ve Sonraki Yazılar
Hasan Karakaya Arşivi