Hasan Aksay

Hasan Aksay

Siyaset, kanun ve aile

Siyaset, kanun ve aile

Kocasını, küçük çocuğunu evde bırakıp bekar bir adamın yatağında ölen genç kadının ölümünü medya göstermek istemeyince, ölümün şekli de, nedeni de faili meçhul kaldı. Üstelik kadın medyatik bir ünlüydü.

Demek istediğim o ki; enformatik bir çağda yaşıyoruz. Temel değerler üzerine oturması gereken aile nizamı, çağın lobi fırtınalarına bırakılmamalıdır. Ses verme imkânı sınırlı olan sessizler, lobilerden çok daha fazla ve güçlüdür.

İntihallerle başkalarının başarılarını çalarak, kopyalayarak unvan, makam ve imkân kazananlar olmuştur, ama bunlardan değer ifade eden hiçbir şey kalmamıştır. Sanat diye dahi, ucube ticareti yapmışlardır.

Kanunlar tercüme ettik. Yazıyı değiştirdik. Ata mezar taşlarını okuyamaz hale geldik. Tarihimiz ve değerlerimizle aramız açıldı. Netice: Darbelerle kendi kendimizle savaşır duruma düştük.

Demek istediğim o ki; başka milletlerin tecrübeleri, kendi gayret, tarih ve değerlerinin meyvesidir. Başkasının alın teriyle bir yere varılamayacağını artık anlamak zorundayız. Batı ahlâkıyla kan uyuşmazlığımız var. Batı ilkeleri üzerine kendi medeniyetimizi oturtamayız. Temel kimlerin değerleri üzerindeyse medeniyet onundur. Ölümsüz ahlâk değerleriyle tarihe şeref sayfaları yazmış; insanlığa, “Asr-ı Saadetler” hediye etmiş milletlerin taklit rüzgârıyla savrulması tüm insanlık için felaket olur.

Günümüz şehir insanı, apartman komşusundan habersiz kalabiliyor. Çocukluğumda köyümüz halkı birbirini tanır, sıkıntılarını paylaşırlardı. Külhanbeyi tarzı bakımından, “Adanalı” denen, ayakkabısının topuğuna basan, ceketini omzuna atıp parmağına takan, içki içen tek bir komşu, sarhoş olunca döverdi karısını. Başka hiçbir komşuda dayak şikâyet olmazdı.

Demek istediğim o ki; bu kanuna özel acayip bir aile içi kavga programı yürütüldü. Boşanmaların artışı da bu propagandaya kuvvet kazandırdı. Neden ahlâkî değerlerimizdeki erozyona bakmıyor da, tedbiri yalnız cezada arıyoruz?

Özgürlük rejimlerinin zemini toplum ahlâkıdır. Materyalist çıkar hesabı düşünceye hâkim olursa diktatörlüğe dönüşür. Bu konuda demokrasinin en sıkıntılı yönü, çıkar hesabı yapan muhalefettir. İktidarın doğrusunda yanlış arama, yanlışına tolerans. 15 senedir çare aranan kesintisiz eğitimi, düzeltmekten de öte, ileri götüren, “4+4+4” tasarısına, “acele” diye direnen muhalefet; dün gelen tasarıyı, “kadınlar gününe yetiştirme” popülizmine toptan destek çıktı.

Demek istediğim o ki; kanun gibi önemli adımlar atılırken sadece gürültüye, teşvike ve muhalif ittifakına değil, mülkün esası olan adalete ve temel değerlere uygun olup olmadığına bakmak zarureti vardır.

İsveç Karolinska Enstitüsü’nün, 1800 evli kadın üzerinde yaptığı araştırma, kadınlardaki A-allele genin evlilikte kavga ortamının artmasına yol açtığını söylüyor. Benzeri araştırmalar erkeklerde yapılsa onlarda da çıkabilir.

Demek istediğim o ki; “Ekmel-i ve eşref-i mahlûk” olduğuna inanan ve ona göre hareket eden her kadın ve erkek üzerinde hiçbir mahlûk yoktur. Kadına saygısızlık, insana saygısızlıktır. Bir kere annemiz kadın. İslâm bize, “öf” demeyin diyor. Konuşma, “tedavi” diye yanlış ilaç kullanmamak içindir.

Öncelikle aile, kadın-erkek çekişmesine düşürülmeden, parçalanamaz bir aile bütünlüğü olarak ele alıp ileri götürmektir. Aile manevî bir bünyedir. Polis, mahkemeden önce ahlâk meselesidir. Sen-ben ikiliği ailede, sevgi, saygı, fedakârlık ruhunu kaybettirir. Bu, ölmeden önce öldürür.

Yalnız kanunla aile yaşatılamaz. Zinaya kadar her şeyin Batı kriterleriyle meşrulaştırıldığı, yalnız İslâmî nikâhın yasak kaldığı bir hukuk düzeninde, erkeği sokağa atmak felaketi çözmez, büyütür.

Kanuni Sultan Süleyman, ağaca zarar veren karıncaların öldürülmesini Şeyhülislam Ebussuud Efendi’ye sorar:

“Dırahta ger ziyan etse karınca,

Zararı var mıdır anı kırınca?”

Ebussuud Efendi yine bir beyitle:

“Yarın Hakk’ın divanına varınca,

Süleyman’dan hakkın alır karınca.”

Demek istediğim o ki; Müslümanım diyen kimse, İslâm cahili değilse, zarar veren karıncaya zarar veremezken, ailesine nasıl zulmedebilir? O halde yanılgıda olan Müslüman varsa ona ilk gereken, İslâm’ı bilme imkânı sağlamaktır. Ateist ve diğer din mensupları da kendi çarelerini söylemelidir. Her grup kendi değerleriyle tedavi edilmelidir. Karakol ve mahkeme son çare olmalıdır. Ondan önceki sıra sağlık kontrolüdür.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Hasan Aksay Arşivi