Nusret Çiçek

Nusret Çiçek

Adli kontrol çıkmazı

Adli kontrol çıkmazı

3. Yargı Paketi bir kısımlarına cezaevinden yırtma yollarını açınca kamu vicdanı rahatsız olmadı diyemeyiz. En azından kafalarda oluşan soru, suçlular cezalandırılmayacaksa bu mahkemeleri neden kurduk?

Öyle ya, madem sal gitsin, bu kadar hakim ve savcı neden uğraşıyor? “Erken tahliye” veya “adli denetim” derken, kimin hakkını kime bağışlıyor devlet?
Hem o, hem de insanın başını yastığa koyarak dinleneceği tek yer meskenidir.
Orasını da cezaevi uzantısı olarak ele alınca pek yakında kaçacak yer arayacağız...
“Suçlular evimizi bastı” korkusu ile dağlara mı kaçalım, ne yapalım?
Hapishane adamını eve hapsetmek ne demek?
Veya şöyle soralım:
Ev hapsinin ev halkı üzerindeki psikolojik yönleri incelendi mi?
Çocuk yaştakilere ev hapsi nasıl etki eder?..
Bana göre bu paket ne kadar iyi niyetlerle hazırlanmış olsa da uygulamada pek çok sıkıntıyı beraberinde getirecektir. Suç işleme oranı daha da artacak.
Uygulama, suç işlemeye müsait olanların içgüdüsel baskılarını gevşetecek.
Suçluları bir an önce sokağa salıp da cezaevlerini geçici olarak rahatlatma politikası yeni değildir. Geçmişte hep yapılmış ama ülke yararına sonuç vermemiştir.
“Rahşan Affı” olarak geçen Cezaların Ertelenmesi adlı yasa (2000 tarihli 4616 s.k) bir çırpıda 30-40 bin suçluyu sokağa saldığı halde, bunların 12 bini kısa sürede adam yaralamak, öldürmek, gasp suçlarını işleyerek cezaevlerine geri döndüler...
Şimdi de daha fazlası dönecektir.
Demek oluyor ki bataklığı kurutmadan sivrisinekleri imha etmekle olmuyor.
Meşruten tahliyesine bir yıl kalanı dışarıya salmak cezaların ertelenmesi ile çelişiyor. Mahkeme, karşı tarafın zararı ödenmemişse iki yıllık hükmü açıklıyor, cezayı ertelemiyor. Bu sefer infazda aksi yapılacak, karşı tarafın zararı ödenmese de hükümlü 16 ay yerine sadece 6 ay yatarak kurtulmuş olacak. Erken tahliye yetmedi, cezanın üst sınırı 5 yıl olana ev hapsi denilen “adli kontrol” imkanı! Ergenekon soruşturmalarında gördük.
Sırtı kalın olanları devlet cezaevine koyamadı.
Bir kısım hastanelerin bu gibilerine döşedikleri raporlar yargı erkini etkisiz hale getirdiği gibi, vatandaşın adalete olan güvenini sarstı.
Bu kişi elindeki kabadayı tespihini kameralar karşısında sallayarak, “İşte bana gücünüz yetmez” demek istiyordu. Hapishanede kalacağı yerde hastanede kalıyordu.
Adli kontrolün birinci mazereti rapor.
Cumhurbaşkanı Necdet Sezer dönemini hatırlayın. Hastalıkları nedeniyle affedilen birçok terörist dağda yakalandı. Cebinde hayati tehlike raporu, elinde askere yöneltilmiş ağır makineli silah. Dedik ya, açılan aralıklarda güçlü olanın düdüğü öter...
Ulucanlar Cezaevi’nde cinayetten yatan Hasan ismindeki bir mahkum, akıl hastası rolü yaparak her sabah koğuşun ortasına yapıyormuş.
Hücreye almışlar, oraya da aynısını yapmış.
Cezaevi idaresi bu mahkumun pisliği ile kokusundan bıkmış.
Doğru mu yalan mı yaptığını anlamak için çaresiz Bakırköy Akıl Hastanesi’ne göndermişler. Hasan orada da polikliniğin ortasına sürekli yapıyormuş.
Bir süre hastanede kalmış, anlamış ki doktorlar kendisine “deli raporu” vermeyecek, daha da inandırıcı olsun diye, doktorları gördüğünde yaptığını eliyle yemeye başlamış.
Ne var ki rapor yine olmadı, doktorlar bu deli numarasını yutmamışlar.
Hasan, Ulucanlar’a dönünce sormuşlar.
“Ne oldu Hasan, deli raporu alamadın mı?”
“Ne ararsın, b...umu da yedim, inandıramadım...”
Demektir ki o zaman doktorlar vardı, şimdi ise o doktorlar bulgurun taşı gibi, seyrek.
Çare aranıyorsa, Adli Tip Kurumu’nu hem akademi, hem de yataklı hastane haline getirerek gerçekten hasta olan hükümlü ve tutuklular tedaviye alınabilirler.
Diğerleri de cezalarını çeksin veya mahkemeleri kaldıralım olsun bitsin bu iş.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Nusret Çiçek Arşivi