Ahmet Varol

Ahmet Varol

Dost ve Düşman

Dost ve Düşman

Dost ve Düşman

Çağımızda özellikle uluslararası ilişkilerde makyavelist ve pragmatist felsefe hakim olduğundan “dost” ve “düşman” seçimini çıkar ilişkileri belirliyor.


Çıkarın katil Baas rejiminin yanında olmayı ve onu desteklemeyi gerektiriyorsa dostun Beşşar Esed ve onun kanla sürdürdüğü sultasıdır. Özgürlük ve hak talep eden Suriye halkının haklı olması, Baas'ın henüz dünyaya gözlerini açmamış bebekleri anne karnında katletmesi ve günde yüzlerce insanı imha etmesi önemli değildir. Türkiye'nin Suriye halkının yanında ve rejimin katliamlarına karşı durması da bu yönden sorgulanıyor. “Hani ‘komşularla sıfır sorun' diye bir politikanız vardı, bakın Suriye politikanız yüzünden neredeyse bütün komşularla sorunlu hale geldiniz! Size ne Suriye halkının mağduriyetinden, komşularla sorunsuz ve çıkar ilişkisi içinde olmaya bakın!” Oysa bunu diyenler başta teoriyi tutarsız bulmuş ve “İran gibi bir ülkeyle sorunsuz yaşamayı nasıl göze alabiliyorsunuz?” anlamına gelen itirazlarda bulunmuşlardı.

“Sıfır sorun” teorisini dün soldan bugün sağdan vuranların ne kadar pragmatist, çıkarcı olduklarını bir kez daha gördük. Dün, “İran'la nasıl sorunsuz yaşayacaksınız” derken bugün Suriye'de onunla aynı hedefe yöneldi ve Suriye halkının haklı mücadelesine desteği dış politikada beceriksizlik olarak nitelediler. Onlara Kur'an mesajını hatırlatmanın bir anlamı yok.

Fakat olaylara Kur'an penceresinden baktıklarını söylerken, “Aman ne pahasına olursa olsun dostlarınızı kaybetmeyin!” diyerek Baas vahşetine göz yumulmasından yana bir görüşle eleştiride bulunanlara Kur'an mesajını hatırlatmak belki faydalı olur:

“Ey iman edenler! Eğer küfrü imana tercih ederlerse babalarınızı ve kardeşlerinizi kendinize dost edinmeyin. İçinizden kim onları kendisine dost edinirse işte onlar zalimdirler.”
(Nisa, 4/23)


Direnişi suçlu zulmü haklı çıkaranlar başından beri rejime başkaldıranların aslında hata ettiklerini ileri sürdükleri gibi hala silahlı çatışmayı önce onların başlattıkları ön yargısıyla direnişi mahkûm ediyorlar. Oysa özgürlük ve hak mücadelesi için meydanlara çıkan halk ve onu temsil eden direniş kesinlikle silaha ilk başvuran taraf değildir. Tam aksine zulmün silahlı saldırılarına aylarca silahla karşılık vermemeyi tercih eden taraftır. Bunca zaman süren sabırdan sonra da Allah'ın verdiği izni kullanmışlardır. Çünkü Yüce Allah şöyle buyuruyor:

“Kendileriyle savaşılan (mü'minlere) zulmedilmeleri dolayısıyla (savaşa) izin verilmiştir.

Şüphesiz Allah onlara yardım etmeye güç yetirir. Onlar sırf: “Rabbimiz Allah'tır” dediklerinden dolayı haksız yere yurtlarından çıkarılmışlardır.

Eğer Allah'ın insanların bazılarını bazılarıyla savması olmasaydı şüphesiz içlerinde Allah'ın adı çokça anılan manastırlar, kiliseler, havralar ve mescitler yıkılırdı. Allah kendine (dinine) yardım edenlere elbette yardım edecektir. Şüphesiz Allah güçlüdür, yücedir.” (Hacc, 41-42)

“Kim zulme uğradıktan sonra hakkını alırsa artık onların aleyhlerine bir yol yoktur.” (Şura, 41)

Yani zulüm karşısında haklarını arayanları kınayamazsınız. Aksine haklarını arayanların yanında durmak, zulüm karşısında sessiz kalmamak gerekir. Çünkü Resûlullah (s.a.s.) haksızlık karşısında susanın dilsiz şeytan olduğunu bildirmiştir.

“Allah, haksızlığa uğratılan dışında kötü bir sözün açıktan söylenilmesinden hoşlanmaz. Allah işitendir, bilendir.” (Nisa, 148)
Yani normalde söylenmesi yasak olan bazı sözlerin haksızlığa uğratılmış ve zulme maruz kalmış birileri tarafından söylenmesi müstesna tutulmuştur. “Antlaşma yapmalarından sonra yeminlerinden dönerler ve dininize dil uzatırlarsa küfrün önderleriyle savaşın. Çünkü onlar açısından yeminlerin bir geçerliliği yoktur. Olur ki vazgeçerler. Yeminlerini bozan, Peygamberi (yurdundan) çıkarmayı planlayan ve size karşı (savaşı) önce kendileri başlatmış olanlara karşı savaşmaz mısınız? Onlardan korkuyor musunuz? Eğer mü'minler iseniz kendisinden korkmanıza en layık olan Allah'tır. Onlarla savaşın ki, Allah sizin ellerinizle onlara azap etsin, onları rezil etsin, onlara karşı size zafer versin ve mü'minler topluluğunun gönüllerini ferahlandırsın.” (Tevbe, 9/12-14)


“Fitne kalmayıncaya ve din Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer onlar vazgeçerlerse,zalimlerden başkalarına düşmanlık edilmez.” (Bakara, 2/193)

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
12 Yorum
Ahmet Varol Arşivi