Kenan Alpay

Kenan Alpay

Apoletli Medya’nın Muhaberat Sözcülüğüne Dönüşümü

Apoletli Medya’nın Muhaberat Sözcülüğüne Dönüşümü

28 Şubat soruşturmaları üzerinden Meclis Darbeleri Araştırma Komisyonu’na davet edilen Apoletli Medya temsilcileri resmen çadır tiyatrosu sergilediler. Tabi bunda Komisyon üyelerinin 28 Şubat süre­cine dair ciddi hiçbir manşeti, andıç ve brifing belgesini, savcılık iddianamesine yansıyan ilişkileri esas­lı bir biçimde soramayışının önemli bir payı var.


Komisyon başkanı ve üyelerinin hazırlık için imkânları mı yoktu, psikolojileri mi hazır değildi acaba? Her ne olursa olsun tüm darbe süreçlerinin propaganda ve meşruiyet zeminine birinci derecede katkı yapan medya patron ve yöneticileri bu beceriksizlik sayesinde Komisyon’dan ülke sathına yayılacak şekilde bir diskur çek­tiler.
Apoletli-Apoletsiz Ama Daima Kamuflajlı!

Merkez medya (yedeğinde tuttuğu sol-sosyalist karakterde olanları da dâhil) huku­ka karşı askeri darbeyi, seçilmiş hükümete karşı Kemalist cuntayı destekleyerek ik­tidar sınıflarına hizmet etti. Suriye’deki zulüm düzenine başkaldıran halka karşı Baas cuntasının yanın­da saf tutmasında garipsenecek fazla bir yön yok. Sadece bazı yüzler ve söylem biçimlerinde değişim oldu. Tehdit ve şantaj ustası gazetecilerin, karargâhta yatıp kalkan yayın yönetmenlerinin, provokas­yon ve ajitasyon tutkunu tecrübeli muhabirlerin yoğunluğu ister istemez “Apoletli Medya” tanımlama­sını beraberinde getirmişti.

Balyoz ve Ergenekon davaları dolayısıyla medya mecburen apoletleri söktü. Fakat kamuflajları çıkar­madı, silahları toprağa gömmedi. Hükümeti ve toplumu laiklik, başörtüsü, alkol yasağı gibi klasik Ke­malist jargonlarla terbiye edip vesayet altında tutma imkânlarının yerine başka araçları tahkim etti.

Genel olarak dış politika ama özel olarak Suriye meselesinde laik-ulusalcı karakterin her bedene sira­yet edebilen tiksinti ve tedirginlik aşılayan ruhu yeniden hortlamıştı. Suriye, hep uzak durulması gere­ken “Orta Doğu bataklığı”nın en yakın noktasıydı. Ama aynı Suriye, başta etnik ve mezhebi olmak üze­re her türlü korkunun statükoyu muhafaza ve müdafaa için manipüle edilebileceği elverişli bir araç ola­rak kullanılmaya müsaitti.

Bürokrasinin ve toplumun siyasi kimliğinde ağırlıklı yer tutan Türk milliyetçiliğini gıdıklamak üzere ha­yata geçirilecek korku plan belliydi: “Irak’tan sonra şimdi de Suriye Kürt Devleti.”

Kemalist sınıfların Dersim Harekâtı’ndan bu yana yedeğine kattığı Alevi kesimler kadar 28 Şubat süre­cinden itibaren ulusalcı-askerci niteliği saklanamaz hale gelen sol-sosyalist kesimleri yedek kulübesin­den alıp sahaya sürmenin de taktiği belliydi: Anti-emperyalist duruş.

Elbette kimsenin sazanlıktan bu oltaya geldiğini söylemek değil amacımız. Hemen herkes nerede ve ni­çin durduğunu gayet iyi biliyor. Apoletini söken fakat kamuflajını çıkarmayan sadece medya değil çün­kü. Suriye’de yaşananlar karşısında Türkiye’de geliştirilen söylem ve eylem biçimleri kamuflajlı ideolo­ji ve kadroların araziye uyum çabalarında ne kadar başarılı ya da başarısız olduklarını gözler önüne se­riyor.

Suflör Ortaya Çıktı!

Darbe ideolojisi ve kadroları TSK ve CHP tandanslıysa da en rafine haliyle her daim Hürriyet’in sesin­den kamuoyuna takdim edilir. Türkiye’deki laik-ulusalcı cuntalara destek verirken kullanılan argüman­ların Suriye’deki laik-ulusalcı Baas cuntasına destek amacıyla sahaya sürülmesinde Hürriyet grubunun son numarası “Hatay Peşaver olmasın!” şeklinde sahnelenmişti.

Ne zaman ve nasıl Ortadoğu uzmanı olduğunu bir türlü öğrenemediğimiz Fehim Taştekin’in Radikal Ga­zetesinin dış haberler servisinin başına getirildiğini Suriye meselesinden sonra öğrenmiştik. Çünkü CNN Türk, NTV, TRT Türk, Haber Türk gibi kanallar özellikle Taştekin üzerinden Suriye’de yaşananları ve başta Türkiye olmak üzere bölgeye ne gibi yansımaları olacağını şöyle öğretiyordu bize: Selefiler, el-Kaideciler, Çeçen savaşçılar AK Parti yardımıyla Hatay’ı Peşaver’e çeviriyorlar. Taştekin kimler adı­na analiz adı altında psikolojik harekât yürütüyor bilemeyiz. Fakat kesin olan şu ki gazetecilik tarihinin en kirli ismi Ertuğrul Özkök’le aynı amaca hizmet ediyor. Dönemsel ve operasyonel gazetecilik yaptığı için bu kadar çok ekranlara çıkarılıyor, iltifat görüyor ama sahibin sesi olmaktan bir adım öteye gide­miyor.

Ertuğrul Özkök’ün “Sınırımızdaki Peşaver’e hayır” (9 Ekim) başlıklı yazısında öne çıkan “Bu bizim sava­şımız değil” temalı yazısı Taştekin’in öteden beri anlatmak istediklerini tezin asıl sahibi olarak ‘harika’ bir biçimde özetliyor.

Özkök’ü Taştekin’in suflörü olarak öne çıkaran mantık silsilesi şu cümlelerde saklı: “Suriye sınırımızın yeni bir Peşaver’e dönüşmesi bizim için en kötü senaryodur. Silahlı direnişin etkisi azaldıkça, çözüme daha yakınlaşacağız. Akıllı davranmadığımız takdirde, Esed Suriye’nin öteki bölgelerinde hâkimiyetini ilan eder. Bizi de sınırımızdaki bir Peşaver’le baş başa bırakır. Böylece Dışişleri Bakanımızın gençlik hül­yaları da yeni bir Afgan cehennemine veya Balkan kâbusuna dönüşür.”

“Apolet söktüler” diye kimse sevinmesin. Çünkü kamuflajlarını çıkarmadıkları için bazıları onların Ba­as-Esed mantığıyla, Muhaberat ve Şebbiha diliyle konuştuklarını fark edemiyor. Böylece Suriye üzerin­den yeniden üretilen bu mantık ve literatürün buradaki iktidar sınıflarının hizmetine koşulduğu gözler­den kaçırılabiliyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum
Kenan Alpay Arşivi