Hasan Karakaya

Hasan Karakaya

GDODTÜ... Genleri kapitalist, gençleri Marksist!

GDODTÜ... Genleri kapitalist, gençleri Marksist!

“Sol”un nasıl bir “fikir seviyesi”ne sahip olduğu, son örnekleriyle bir defa daha çıktı ortaya... Sol, kendini tanımlarken, bugüne kadar “ilerici” dedi kendine... “Hümanist” dedi, “özgürlükçü” dedi, “insan hakları savunucusu” dedi.


Gelin, görün ki;

Bütün bunlar, sadece “lâfta” kaldı, hiçbir zaman “eylem”e geçemedi.

Haa, elbette “eylem”e geçti, ama içinde “şiddet” olan, içinde “vahşet” olan, içinde “yakma ve yıkma” olan eylemlere!..

ODTÜ’de olduğu gibi!..

Ya da;

Pazar akşamı Bostancı Gösteri Merkezi’nde olduğu gibi!..

BOSTANCI’DA OLANLAR!

Ne oldu Bostancı’da?..

Hürriyet ve Milliyet’in, her nedense “görmezden geldiği” bir eylem gerçekleşti Bostancı Gösteri Merkezi’nde...

Haberlere göre; “Türkiye’nin önde gelen sanatçıları”(!) Bostancı’da düzenlenen “Reddediyorum” etkinliğinde buluştu... CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun da katıldığı etkinlikte, “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” sloganları atıldı.

Geceye Tarık Akan, Edip Akbayram, Rutkay Aziz, Müjdat Gezen gibi sanatçılar katıldı... “Hürriyet ve Milliyet yazmasa” da, o gecede Levent Kırca da vardı...

Hatta “assolist” olarak vardı...

Hürriyet ve Milliyet, onun adını neden zikretmedi pek anlayamadım ama, nihayetinde “yok” saymışlar.

Belki de “seviye”sinden dolayı!..

Efendim, Levent Kırca, Pazar gecesi katıldığı etkinlikte; “Kemal Kılıçdaroğlu’nun kendisini dinlemeden gitmesine” fena halde içerleyip, demiş ki;

“Bu geceye geliyorsan, bekleyeceksin. İşi varmış diye gidiyormuş. Benim de işim var, belki bir karı buldum gidip onu düzeceğim!”

Lütfen dikkat;

Bir “solcu” söylüyor bunu!..

Bir “İşçi Partili” söylüyor!..

Bir “sanatçı”(!) söylüyor!..

Bunlar “aile içi şiddet”e, “kadına yönelik şiddet”e karşı çıktıklarını söylerler ya, söylemlerinin ne kadar “sahte” olduğunu, işte buradan anlayın!..

Şu hâle bakın;

Kadına “karı” diyor!..

Hadi, “kabalık” deyip geçelim!..

Ama, devamı var;

“Gidip onu düze!!!”

“Seviye”ye bak, “seviye”ye!..

Ama, ne de olsa Levent Kırca;

“Olacak O Kadar!”

HAKARETE DEVAM!

Levent Kırca, eskiden özellikle “sarhoş” rolünü çok iyi oynardı.

Demek oluyor ki;

İçkinin “şişede durduğu gibi durmaması” gibi, “seviye” de göründüğü yerde durmuyor işte...

Nitekim;

Bostancı’dan sonra Kayseri’ye giden ve TGB’nin düzenlediği etkinlikte konuşan Levent Kırca; bu defa “düzmek”ten bahsetmemiş ama, sanatçı arkadaşlarını “üzmek”ten geri kalmamış!.. Sadece “tükürmekle” yetinip, demiş ki;

‘’Ben sizlere sanat alanındaki dönek arkadaşlarımdan söz edeyim. Onlar da beni son derece üzüyor. Sezen Aksu ile başlayan döneklik furyası Halil Ergün ile devam etti ve en son Ali Poyrazoğlu girdi devreye. ‘Hükümetin yaptıklarını çok beğeniyorum’ dedi... Ben bunlara artık söz söylemiyorum, gıyaplarında yüzlerine tükürüyorum. Artık bu insanların dönüşü diye bir şey olamaz. Dönseler de onları bağrımıza basmamız artık mümkün değil... Benim için onlar birer vatan hainidir bunu açıkça söylüyorum.’’

Seviyeye bak, seviyeye!..

Safi küfür, safi hakaret!..

GEN’LERİ BÖYLE!

Demek oluyor ki;

Bunların, “düşünce ve ifade özgürlü-ğü”nden anladıkları da bu...

“Kendileri gibi düşünmeyen” insanlara hiç tahammülleri yok... Ya “döneklik”le suçluyorlar, ya da “hainlik”le!..

İşçi Partili Levent Kırca böyle de;

“Menemen’de kol kola girdikleri CHP” çok mu farklı?..

Onlar da, “başörtülü” hanımlara hakaret edip, “nankör köpekler” demedi mi?..

Kumaş, aynı kumaş!..

Bez, aynı bez!..

Ne demiş atalarımız;

“Anasına bak, kızını al,

Kenarına bak, bezini al!”

CHP’nin analık ettiği evlâtlar, elbette Levent Kırca gibi olacak!..

Ne demişler;

“Armut dibine düşer!”

Ne yapalım ki;

“Gen”lerinin gereğini yapıyorlar.

Unutmayın ki; Nevzat Tandoğan gibi “CHP’li Valiler” de, söze “Ulan Öküz Anadolulu” diye başlarlardı!..

Kemal Kılıçdaroğlu da, Zonguldak’ta Tayyip Erdoğan’a yüklenirken; “Benim adımı yolsuzlukla anarsan, ana!!!” dememiş miydi?..

“Ana”ları bu olunca;

“Evlât”tan ne beklenir?..

ODTÜ’YÜ KİM KURDU?

Pardon, “gen” dedim de, aklıma geldi... Milliyet’in “romantik solcu”larından Can Dündar, önceki gün demiş ki;

“Direnmek ODTÜ’nün geninde var... ODTÜ’nün tarihi hep direnişlere sahne olmuştur... Oraya kışla kapısından değil, öğrencinin kalbinden girilir.”

Can Dündar, ODTÜ’nün “gen”lerini, 4 Amerikalı’nın kaçırıldığı tarihten, yani 1971’den başlatsa da, ODTÜ’nün tarihi, yani “gen”leri 1956’ya kadar uzanır!..

“Kuruluş Hikâyesi” şöyledir:

“Birleşmiş Milletler ve UNESCO gelişmekte olan 10 ülkeye üniversite kurması için 5 milyon Dolar veriyor. Başta Türkiye’nin bulunmadığı listede Mısır var ama onlar bu parayı istemiyor. Birleşmiş Milletler ekibi Kahire’den İstanbul üzerinden dönerken havaalanında Karayolları Genel Müdürü ile karşılaşıyor... Genel Müdür, Amerikalı yetkilileri ikna edince listeye Türkiye alınıyor ve Kahire yerine, listeye Ankara ekleniyor... Demokrat Parti de kendi istediği şekilde bir üniversite olması düşüncesiyle ODTÜ’ye arazi veriyor.”

Bu hikâye, bazılarının hoşuna gitmiyor ve “safsata” diyorlar, “efsane” diyorlar, “palavra” diyorlar...

Onlar da haklı;

Zira, “Amerikan ürünü” olduklarını kabul etmek istemiyorlar...

Eğer bunu kabul edecek olurlarsa, “Marksist”likleri ne olacak, “emperyalizme direniş”leri ne olacak?..

Öyle ya;

Hem Amerika’nın kucağında otur, hem de “kahrolsun emperyalizm” de!..

Bazıları, “ODTÜ’nün Amerikalılar tarafından kurulduğu şeklindeki efsaneler çürüktür” deyip, “Amerikan veletliği”ni inkâr etmeye kalksa da; ortada “resmî bilgiler” var ve onlar da şöyle;

“Orta Doğu Teknik Üniversitesi ya da kısaca ODTÜ, 15 Kasım 1956 tarihinde, zamanın Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Adnan Menderes ve Karayolları Genel Müdürü Vecdi Diker tarafından Ankara’da kurulan bir devlet üniversitesidir. Mersin’de bulunan Deniz Bilimleri Enstitüsü ve KKTC’de bulunan ODTÜ KKK (Kuzey Kıbrıs kampüsü) dışında bütün binaları aynı kampüstedir. 2009 yılına kadar 90.000’in üzerinde mezun veren üniversitenin, eğitim dili İngilizce’dir.”

Ayrıntıya lütfen dikkat;

Bazıları “efsane” dese de, “Amerikalı yetkilileri ikna eden” adam, Karayolları Genel Müdürü Vecdi Diker’den başkası değildir!..

ODTÜ MÜ, GDO-DTÜ MÜ?

Söyleyin Allah aşkına;

ODTÜ’nün bütün yolları Amerika’ya çıktığına göre, bazıları “ağababa”larını neden ret ve inkâr ederler!..

Diyorlar ki;

“Direnmek genlerinde var!”

Bana kalırsa, “gen”lerinde “direnmek” değil de, “Amerika” var!..

Ama, “genetiği değiştirilmiş organizmalar” yani “GDO’lu ürünler” gibi, ODTÜ’nün GDO’su da değiştirilmiş, “emperyalist” olan genlerinden “Marksist gençler” türetilmiştir!..

Sizin anlayacağınız;

ODTÜ, aslında GDODTÜ’dür!..

Öyle ya;

Böylesi, ABD’nin işine daha çok gelir...

ABD’nin “emperyalist” amaçlarla kurduğu ODTÜ’den, bugün “Marksist” gençler yetişiyor ve onlar da “Başbakan’a muhalefet” ediyorlarsa, ABD bundan memnun olur!..

“Helâl olsun” der; “Helâl olsun, ODTÜ için harcadığım paraya!.. Yerli uydu fırlatarak uzayda da varlık göstermeye başlayan Türkiye’yi protesto ettiler ya, helâl olsun ODTÜ’lü gençlere!”

Söyleyin hele;

ABD, bunu demiş olamaz mı?..

“Gen”leriyle oynanmış ODTÜ’nün, “kapitalizm”den “Marksizm”e dönmüş olması, ABD için bir başarı değil midir?..

Levent Kırca da kalkmış, sanatçı arkadaşlarına yükleniyor!..

Sen asıl, ODTÜ’ye bak!..

Bak, orada da;

“Kapitalist”lerin çocukları,

Dönmüş, “Marksist” olmuş!..



Aman başkan, dikkat!

BBP Genel Başkanı Mustafa Destici, makam otomobilinin kaza yapması sonucu “hafif şekilde” yaralanmış...

Destici’yi bir televizyon kanalının canlı yayınına götürmek üzere yola çıkan makam otomobili, GATA kavşağında önce bir otomobile ardından yol kenarındaki ağaca çarpmış...

Kazada, başını çarparak kaşı açılan Destici, hemen GATA’ya götürülerek ayakta tedavi edilmiş ve beyin tomografisi çekilmiş...

Herhangi bir sıkıntılı durum yokmuş...

Sayın Destici’ye “geçmiş olsun”un yanı sıra “aman dikkat” diyorum...

Bizim Ersoy Dede; olaydan sonra “komplo teorisi” kurduğunu ama “şüpheli bir durumun olmadığını” söylese de, ben yine de “aman dikkat” diyorum.

Çünkü, merhum Muhsin Yazıcıoğlu ve bazı aile fertleri de, “normal” görünen birçok “trafik kazaları” geçirmişlerdi...

Ona da “aman dikkat” demiştim...

Şimdi, aynısını sayın Mustafa Destici’ye diyorum...

Önceki ve Sonraki Yazılar
Hasan Karakaya Arşivi