Fatih Uğurlu

Fatih Uğurlu

Aşağılık kompleksinden nasıl kurtulacağız?

Aşağılık kompleksinden nasıl kurtulacağız?

İslamî hassasiyet taşıyan filmlere imza atan ünlü bir yönetmendi. Bir gün yeni çektiği filminin galasında herkesi şaşırtan bir davranışta bulundu. İsteyene içki servisi yapılıyordu. Yeşilçam gibi şeytanın başaktör olduğu bir sokakta yıllarca inancını ihlasla temsil eden bir diğer yönetmen Mesut Uçakan da davetliler arasında idi. Yol arkadaşına bu tuhaf davranışının sebebini sordu. Muhatabı gayet samimi bir şekilde içini döktü:
- Yahu Mesut, bu solcu yönetmenler beni ciddiye almıyorlar. Onların kalbini kazanmak istedim.

Buram buram aşağılık kompleksi kokan bu cevap karşısında Uçakan zıpkın yemiş gibi oldu. Halbuki o gece fıçılarla içki servisi yapılsa yine de onu ciddiye almayacaklardı. Zira o, aynı masa etrafında ne meyhane arkadaşı olabilirdi onlarla, ne de fikir yoldaşı. Hani meşhur Yeşilçam deyişiyle “Ayrı dünyaların insanı” idiler. Ve onlara yaranmak mümkün değildi. Madem Yeşilçam sokağına girdik, yine orada yolumuza revan olalım. Efendim, Yeşilçam’da yıllarca bir derviş olarak yaşayan ve iyi projelere de imza atan Yücel Çakmaklı’nın hafızalarımıza kazınan, unutamadığımız bir filminden söz açalım, “Oğlum Osman” senaryosunu Bülent Oran ve Salih Diriklik’in yazdığı bu filmden bir sahne:
Baba (Nuri Altınok), uzun uzun çalan telefonu kaldırır: Telefonda bir genç hanım “Kaya” adında birisini aramaktadır:

- Kızım, burada Kaya adında birisi yok, yanlış numara galiba derken birden genç oğlu (Aytaç Arman) yerinden fırlar, babasının elinden telefonu alarak:
- Buyur ben Kaya deyiverir. Baba anlamıştır ki oğlu Osman adından utandığı için kız arkadaşına kendisini Kaya olarak tanıtmıştır. Konuşma bitince baba ağlayarak oğluna şunları söyler:
- Ben sana, Hazreti Osman gibi dindar, Osman Gazi gibi yiğit olsun diye Osman adını vermiştim. Oysa sen Kaya gibi olmuşsun. Yine Yücel Çakmaklı tarafından Birleşen Yollar adı ile sinemaya aktarılan Şule Yüksel Şenler’in ünlü romanı Huzur Sokağı’nın Bilal’i (İzzet Günay) ise fikrinin takipçisi, toplumu inancına göre dönüştürmeye talip bir gençtir. Aşağılık kompleksi Huzur Sokağı’na hiç girememiştir.
Birden Üstad Necip Fazıl Kısakürek gözümün önüne geliveriyor. Bir mahkemede hakim karşısında dimdik ayaktadır:
- Sen şeriatçı imişsin, doğru mu?

- Hakim Bey, bir Müslümana bu soru sorulur mu, tabii ki şeriatçıyım. Ama şeriattan sen ne anlıyorsun, ben ne anlıyorum, işte bütün mesele.
Ve tam yarım saat hakime şeriatı anlatır. Kısakürek, ömrü boyunca bütün kompleksleriyle adeta çelme topu oynamıştır. Bir gün treni kaçırdığını gören bir dostuna:
- Kovdum gitti, diyen de o adamdır.

Üstadın yakın dostu ve düştüğü yeri ateş gibi yakan Serdengeçti mecmualarının naşiri Osman Yüksel Serdengeçti de aşağılık kompleksinin semtine uğrayamadığı şahsiyetlerdendir. Öyle ki fötr şapka ve kravatın rejimin olmazsa olmaz simgesi olduğu bir dönemde ona bir türlü kravat taktıramazlar. Milletvekili olarak meclise girer. Sırf onun için meclis iç tüzüğü değiştirilir. O da kravatı beline bağlayıp meclise gelir. Bir gün üniversiteli gençler ziyarete evine gelirler. Onu tanımamaktadırlar ve kapıyı açanın o olduğuna ihtimal vermezler:
- Efendim, biz sayın Osman Yüksel Serdengeçti beyefendiyi ziyarete geldik.
Serdengeçti cevap verir:
- Kendisi yok efendim, çarşıya çıktılar.

Ve gençler yüzgeri dönerler.
Şimdi gelelim bir başka aşağılık kompleksi vaziyetine. Taraf gazetesini hepiniz bilirsiniz.
Peki bu gazeteyi okuyanların ve destek verenlerin İslamcılar ve onların sermayesi olduğunu nasıl açıklarız. Üsküdar Bağlarbaşı’nda gazete baiyiinden gazete alıyorum. Tıpkı basım İslami eserleri yayınlaması ile tanınan ünlü bir yayıncımız da bayiden “Taraf” ister ve bana dönüp:
- Fatihçiğim, bu gazete çok önemli bir boşluğu dolduruyor desteklememiz lazım, çıktığı günden beri alıyorum.

Ve ardından birkaç Marmara İlahiyat Fakültesi öğrencisi genç kızımız da Taraf alıp büfeden ayrılırlar. Bir ateist olduğunu her fırsatta mertçe söyleyen Ahmet Altan’ın gazetesini o gün ben de merak edip alıyorum. Sayfaları açmamla şok geçirmem bir oluyor. Üç sütuna, 12 cm yüksekliğinde renkli bir resim, bir kadının cinsel organının resmi, altında da bir resim altı:
- İşte hepimiz buradan çıktık. Böyle büyük gazetecilik olaylarına da imza atan Taraf’ın Genel Yayın Müdürü Ahmet Altan ekibi ile gazetesinden ayrıldı. Ama okuyucuları inatla, ulvî bir görev aşkı ile onu almaya devam ediyorlar. Bu yolun sonu aşağılık kompleksine çıkar. Piyasada her meşrebe uygun İslami çizgide gazete varken, Taraf almak, Allahu alem bertaraf olmaktır.

Bazı yazarlar görürsünüz, kanal kanal gezerler, her birinde minderleri serilidir. Üstelik bunların önemli bir kısmı da yandaş medya diye tarif edilen yerlerden hatırı sayılır maaşlar almaktadır. Bunlar Aydın Doğan’ın ve Çukurova Holding’in kanallarında başka, yandaş medyanın kanallarında başka görüşler serdederler. Yani suyun bu tarafında muhafazakâr, diğer tarafında ise daha sözüm ona demokrat, özgürlükçü bir çizgileri vardır. Bu çerçevede onları bazen “Hepimiz Hrantçıyız” korosunda assolist olarak görürüz, bazen de eline silah alıp dağa çıkmış, asker vurmuş, okul yakmış, memleketinin yollarına mayın döşemiş, yolcuları katletmiş onlara da hümanizma adına gözyaşı dökerler. Bunların bıçaklarının iki tarafı da kesmektedir. Bir tek dilekleri vardır, içlerindeki aşağılık kompleksini tatmin etmek ve bir yandan da günü geldiğinde, ihtiyaç duyulduğunda yeni bir iş kapısı olarak yedekte durmasının sağlanmasıdır. 1969 yılında Konya Erkek Lisesi’nde bir edebiyat dersindeyiz. Hocamız bize edebiyatı sihirli formülleri ile sevdiren Enver Etik. Aynı zamanda neyzen ve iyi bir keman virtüözü. Bir hatırasını bizimle paylaşmıştı. Mevlana ihtifali dolayısı ile Fransa’ya gitmişler orada arkadaşları ile Paris metrosunda kaybolmuşlar, yani çıkışı bulamamışlar. Bir Fransız gençlik grubuna yaklaşıp çat-pat Fransızcaları ile çıkışı sormuşlar. Fransızlar Türklerle dalga geçmek için fırsat kollamaya başlamışlar:
- Do you speak English?
- No.

Fransızlar katıla katıla gülmeye başlamışlar. Ardından aynı soruyu Fransızca ve Almanca için sormuşlar ve aldıkları hayır (no) cevabı ile gülme krizine tutulmuşlar.
Enver Etik, arkadaşlarına işaret etmiş;
- Şimdi siz hazır olun gülmeye.
- Dou you speak Arabic.
- No.

Türk ekibi başlamış gülmeye. Ardından aynı soru Türkçe ve Farsça için gelmiş. No cevabı ile bizimkilerde katıla katıla gülmüşler. Öyle ya siz İngilizce, Fransızca, Almanca biliyorsunuz, biz de Türkçe, Arapça ve Farsça biliyoruz. Sizin ki bilse bizimki de dil. Yeni Devir gazetesinde kültür sanat sayfası yapan bir arkadaş vardı. Dergileri tanıtırken 8 adet Kemalist ve sol dergi tanıtır ayıp olmasın diye de iki İslami dergiden söz ederdi. Bu aşağılık kompleksini yıllarca bir hastalık olarak taşıdı aynı arkadaş. Bir de bir kadının şerefle taşıyacağı bir onur belgesi olan başörtüsünü yıllarca taşıdıktan sonra her gördüğü yanlışı alkışlayan, iyiliğe fren, kötülüğe motor olma cehdini her gün büyük bir aşkla yerine getiren medyanın bir koro halinde alkışları eşliğinde çıkarıp “Bu kararı özgür irademle aldım” diyerek aşağılık kompleksine kılıf uyduranlar var. Hanımefendi sadece kimlerin sevindiğine ve kendisine alkış tuttuğuna baksa yanlışından dönebilecek. Bu bulaşıcı hastalıktan kurtulmak için şu anda çok uygun bir ortam var. Düşünün başımızda komplekslerini ayaklar altına almış bir başbakan var. Ahmet Necdet Sezer, başbakanlığının ilk günlerinde öfkeli bir ses tonu ile soruyor:
- Çok önemli görevlere imamları getiriyorsunuz neden?

Aynı ses tonuyla cevabını alıyor:
- Vaktiyle bende imamdım. İmam olmak suçmu ki? Bugün gerekli formasyonlarımı tamamlayarak başbakan oldum. O arkadaşlar da gerekli okulları bitirip, tayin edildikleri yerleri hak etmişlerdir.

Bugün de gerektiğinde kameraları kapattırıp yanındaki konuklarına başına takkesini giyip namaz bile kıldırabiliyor. Yani fikrini bir deli gömleği gibi değil, bir ulema latası gibi sırtında taşıyor. Biz yıllarca bu aşağılık kompleksine sahip dostlardan çok çektik, hallerine de üzüldük. Zira bunlar bizim bahçemizin meyvesi idi. Bugün o ağaçlara yeni aşılar yapıp, daha sağlıklı ve başı dik nesiller yetiştirmeliyiz. Bayrağı verdiğimiz bir öndeki onu onurla taşımalı.
 

Önceki ve Sonraki Yazılar
Fatih Uğurlu Arşivi