NETTAŞ

NETTAŞ

“Bu kelime de ne” demeyin bana. Ben uydurmadım. Bu isim Yücel Yaman’a ait..
Yücel Yaman kim derseniz, mesela “Köy Köy Türkiye Yol Atlası” isimli kitabın yazarı. Buna benzer daha bir sürü kitap.. O bir yolcu.. Bir ansiklopedist. Yurt Ansiklopedisi ya da Karagöz Ansiklopedisi'nde onun imzası var.. Bir de bilgi yolunun inşaat işçiliğine soyunmuş..
Rahmetli İdris Küçükömer'in vefatından kısa süre sonra tanışmıştık. Aradan uzun zamanlar geçti. Bilişim sevdası, yollarımızı yeniden buluşturdu.
Bilelim-bilişelim dünya kimseye kalmaz..”
Şimdilerde zaman zaman buluşup “tearüf” ediyoruz.
“Tearüf” etmek ne demek derseniz, sözlüğe bakınız efendim..
Bu son buluşmamız Ahmet Kekeç vasıtası ile oldu..
Media”ya doğru ipeksi dokunuşlarla bir “kara-van” yolculuğuna çıkmış gibi, ipek yolunda..
Bir zamanlar bu yolda sadece biberler, ipekler değil, medeniyet de çağıldayarak akarmış.. İnsanların ufkunu aydınlatan kitapların etraflarında çiçekli nakışlar varmış..
Peki böylesi bir cahilliğe, bedeviliğe nasıl geriledik?. Bu estetik yoksunu, kaba ve hoyrat kalabalıklar hangi mektebin mezunu! Zira “bu kadar cahillik, ancak eğitimle mümkündür” efendim..
Fikri suç, kitabı suç aleti, yazarı suçlu, inancı, tarihi yasak” ilan eden aşağıların aşağısı politikaların nasıl böylesine zebunu olduk!
Nettaş”a dönelim tekrar. Nettaş!
NettaşYurt”taştan mülhem bir kelime.. “Yurt” kelimesini kaldırın, yerine “net” koyun işte o..
Yurt Ansiklopedisi'nin editörü, şimdilerde sanal ansiklopedi peşinde..
Global köyün kavalcısı” yani..
Ona üç şey veriyorsunuz size dünyayı veriyor.
Zaman, mekan, tema..
Google earth’dan daha önce onu yazmış, Youtobe'den daha önce Youtobe'yi, MİRC'den önce MİRC'i, Facebook'tan önce Facebook’u. Hepsinin toplamından daha fazla bir şey yapmış..
Daha doğrusu bir düş kurmuş. Oturup TÜBİTAK’a bir dilekçe yazmış. TÜBİTAK'taki uzmanlar incelemişler bu “hayal ürünü” şeyleri, lütuf buyurup! Sonra da bunlar saçma sapan şeyler, bilimsel hiçbir değeri olmayan, gerçekleşmesi imkansız şeyler demişler.
İşte bu Yücel Yaman, o pozitivist dogma(!)ları din edinenlerin aklına yanmış.. Hayali, gerçeğin anası olduğunu bildiğinden olacak, çağdaş bilim adamlarına inat sürdürmüş yolculuğunu..
E-devletin tuzağına düşmeden yürümek ne mümkün, bilimin ve hayatın daracık sokaklarında..
Patlayan çöp dağları gibi, bilgi çöplükleri arasından geçip, teknolojinin balta girmemiş ormanlarında aç kurtların dolaştığı vadilerden, kırmızı pelerinli bir kız gibi hayata dokunarak, sarp kayalıklara tırmanarak göğe ulaşmak..
Şimdi gerçeğe ulaşmak daha zor. Kendini gerçek diye tanımlayan yalanların, siyasetin ve ideolojik körlerin yol kenarlarına diktikleri konkav ve konveks aynaların arasından geçip gitmek ne mümkün. Melek maskeli şeytanlar her köşebaşında kırmızı şapkalı (Ya da başörtülü) kızı bekliyor..
E-devlet diye diye bizi sömürmesinler sakın.. Bizi bir HW ve SW çöplüğüne döndürmesinler.
Neden hâlâ bir milli data bankımız yok?. Neden bir cyber vadiye sahip değiliz?. Biz silikon vadisinden habersiz, silikon göğüslü bayanların peşinden koşturulduk yıllarca, gölgesi beyaz cama yansıyan mediatörlerin izinden. Cyber city’nin kan damarları hükmündeki fiber optik damarlarımız tıkalı kaldı hep, “gizli bilgi”nin sıradan insanların eline geçmesi korkusuyla. Oysa dağdaki ermiş bize; “Bilgi sizi özgür kılacak” demişti. “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu” idi? Bilgili, bilge adamlar yol gösterecekti topluma o zaman, şimdi toplum mühendislerinin biyonik robotlarına indirgendik..
Neden HW ve SW'lerimizi, dünyadaki diğer sistemlerle test edecek bir bilişim laboratuvarına sahip değiliz? Herkesin serveri ayrı ve arayüzleri ayrı çalışır. Neden datalarımızı güvenli ortamlarda koruyamayız?
İşte gerçek bir e-devlet için Yücel Yaman harita bazlı bir info sistemi geliştiren adamın adı.. Türkiye'nin üzerine yorgan gibi, bir sanal Türkiye örtüyorsunuz.. Gördüğünüz, dokunduğunuz, elinizle koyduğunuz gibi dolaşıyorsunuz kentin sokaklarında.. Çevreyi kirletmeden..
Sanal kütüphaneler, sanal müzeler, sanal okullar, sanal kitap.. Her şey hayal kadar gerçek..
Tıpkı ahiret gerçeğinin sanal algı alanı olan dünya gibi.
Yücel Yaman sanalın sanalını yazmış..
Sanal cemaatlerimiz var artık. Sanal yurttaşlarımız olacak.
Sanal derneklerimiz..
Sanaldan ürkmeyin hemen öyle. Plastik kart, sanal paradır. Kağıt ya da demir para da öyle. Sanaldır. Karşılığında altın var sanırsınız siz. Onun adı “kaime”dir, (Anadolu'da ‘gayme’ der bizimkiler) gerçeğinin yerine “ikame edilen” edilen sanal değer..
Sanalı gerçek sanmak kötü, sanalın sanal olduğunu bilirseniz sorun yok..
Dünya nettaşları birleşin! Emperyalizm ve kapitalizmin ulus devletleri boyunduruğuna alan derin devlet gerçeğine karşı, yeni bir umut doğdu bugün! Tabii bilişim denilen bu çılgın ata biner, akılla, inançla, sevgiyle ve cesaretle onu kontrolünüz altına alabilirseniz; yoksa emperyalizmin demir atı burnundan dumanlar çıkararak hayallerinizin içinden homurtulu bir sesle ve ardında çığlıklar bırakarak geçebilir..
Çoğumuz sanal olan birçok şeyin gerçek olduğunu sanıyoruz. O sanal gerçekler, sanal diye bir şeyin ortaya çıkmasından rahatsız. Çünkü kendi sanallıklarının anlaşılmasından korkuyorlar..
Sanal bir tarih, sanal bir din, sanal bir sanat, ama kendini mümkün olan gerçek diye yutturmaya çalışıyorlar size.
Sanal gerçeklik yeni bir durum. Artık yaptığınız birçok sanal işi trafiğe çıkmadan evinizde, yapabileceksiniz.. O zaman petrol açığımız da azalacak, çevre ve trafik sorunumuz da. Ancak malum politikacılar ufkumuzu karartan demir perdeleri aralayıp, ufkumuzu aydınlatırlarsa. Gölge etmeseler sanki başka bir ihsan istediğimiz yok; yok olmasına da kutsal gölgelerinde ot bitmiyor mübareklerin!
Birileri Allah'ın toprağına sınırlar çizdi diye bizi kardeşlerimizden kim böylesine hoyratça ayırabilir ki! Biz doğduğumuz ana babayı kendimiz seçmedik, zamanı da, toprağı da.
Nettaşlar, toprak üzerinde sınırsızca ve zamanı geri alıp ileri sararak ve kendi beyninde ve yüreğinde olanlarla birlikte dalıyor gerçeğin, aklın, sevginin, sanatın özgür denizine..
Savulun bire gafiller, nettaşlar geliyor..
Allahu ekber! Selâm ve dua ile.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Arşivi