Hasan Karakaya

Hasan Karakaya

1 Mayıs... “Devrimci”ler, “Komünist”ler kadar olamadı!

1 Mayıs... “Devrimci”ler, “Komünist”ler kadar olamadı!

Bugünkü manşetimizi gördünüz;

“Bayram ve terör.”
Gerçekten de; dün, “1 Mayıs” dolayısıyla düzenlenen törenler Ankara, Bursa, Çanakkale ve Karabük gibi vilâyetler ile İstanbul’un Kadıköy ilçesinde “tam bir bayram havası” içinde kutlanırken, sadece ve sadece Taksim Meydanı’nda “terör” görüntülerine sahne oldu.
Olan-biteni biliyorsunuz...
Çıkan olaylarda iş yerleri, bankalar, otobüs durakları, cadde ve sokaklar büyük çapta hasar gördü... Beşiktaş’ta göstericilerin zarar verdiği seyyar tuvaletler, çöp bidonları ve parke taşları ile etrafa saçılan şişeler, pankartlar, flamalar çöp yığınları oluşturdu... Taksim’deki esnafın büyük bölümü kepenk indirirken, az sayıda lokanta ve kafenin açık olduğu görüldü... Şişli’de çevredeki pazar tezgahlarından barikat kurarak ateşe veren grup, bir kafenin masa ve sandalyelerini de ateşe attı... Okmeydanı’ndan gelen yüzleri maskeli iki ayrı grup, Şişli Camisi’nin arkasında polise taş, molotof kokteyli ve sapanlarla demir bilye attı... Bazı iş yerlerinde hasar meydana geldi.
İşte bu yüzden, biz de Akit olarak dedik ki; “Bayram ve terör!”

DİSK’İN İNADI

DİSK Genel Başkanı Kani Beko, dün DİSK Genel Merkezi önünde yaptığı açıklamada; “Bir gaz bombası atılacaksa çetelere, mafyaya ve ülkeyi taşeron ülke konumuna getirenlere atılması lâzım... İşçiler gaz bombasını veya hakareti hak etmedi” deyip, eklemiş;
“Öğrendiğimize göre; dünyanın hiçbir ülkesinde olay olmamış... Kimsenin kanadı kırılmamış, kimseye gaz atılmamış, işçiler günlerini kutlamış.
Ama Taksim’de siyasal iktidarın işçilere uyguladığı tam bir faşist diktatörlüktür... Bir çok semt ve ilçelerden aldığımız bilgiye göre, arkadaşlarımız atılan gaz bombalarından etkilenerek hastanelere kaldırılmış... Tüm çabamıza rağmen sayılarını tespit edemedik. Çocuklara varıncaya kadar yapılan saldırıları tekrar tekrar kınıyoruz.”
Peki, “Devrimci” Kani Beko’nun bu söyledikleri doğru mudur?..
Elbette değil...
Adama sorarlar;
“İstanbul’un Kadıköy Meydanı’nda, Ankara’da, Çanakkale’de, Bursa ve Karabük’teki kutlamalarda kol-kanat kırıldı mı?..
Oralarda kutlama yapanlara biber gazı sıkıldı mı?”
Elbette hayır.
Polisin tavrının “Devrimcilere” yönelik olduğunu iddia edenlere, “Komünistler”le ilgili bir haberle cevap vermek istiyorum.
Anadolu Ajansı’ndan dün saat 09.35’te geçen haber, özetle şöyleydi:
“Kadıköy Meydanı’nda Türkiye Komünist Partisi tarafından 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü dolayısıyla düzenlenen mitinge katılan gruplar alana alınmaya başlandı.
‘Yaşasın 1 Mayıs’ gibi pankartların açıldığı miting alanında, hoparlörlerden müzik yayını yapılıyor.”
Görüyorsunuz ya;
1 Mayıs’ı “bayram gibi” kutlamak isteyenlere bir müdahale yok.
Ama, “bayram havası” değil de “terör” estirmek, ülkeyi “kaos” ortamına sürüklemek isteyenlere elbette müdahalede bulunuldu.
Bu vesileyle diyorum ki;
DİSK’in başını çektiği “Devrimci”ler, maalesef TKP’nin başını çektiği “Komünist”ler kadar olamadı!..
Şu hâle bakın;
Kadıköy’den “müzik sesi” yükselirken, Taksim Civarı’ndan “gürültü” yükseldi, “slogan” yükseldi.
Bu “kin” niye?..
Bu “öfke” niye?..
Bu “inat” niye?..

RÖVANŞ 2010’DA ALINDI!

Tamam; “36 kişi”nin öldüğü 1 Mayıs 1977’de Taksim Meydanı bir “kan gölü”ne döndü ve sendikalar, “1 Mayıs 1977’nin rövanşını almak” için “kutlamaları Taksim’de yapmak” istediler!..
Yaptılar mı?..
Yaptılar...
AK Parti iktidarı; 2009’da 1 Mayıs’ı “tatil” ilân etti, 2010, 2011 ve 2012’de de Taksim Meydanı’nı kutlamalara açtı ve bir anlamda “işçilerin rövanş almasını” sağladı.
Rövanş aldılar mı?..
Aldılar!..
Adına ister “Kontrgerilla” deyin, ister “Derin Devlet” deyin, “Taksim’i kana bulayan güçler”den, 1 Mayıs 2010 günü “rövanş” alındı.
Kim sağladı bunu?..
Elbette AK Parti İktidarı...
Peki, bunu sağlayan Hükümet’in, “Kutlamaları Taksim’de yaptırmamak” gibi bir düşüncesi olabilir mi?..
Eğer olsaydı; son 3 yıldır, Taksim’i, kutlamalara zaten açmazdı!..

SENDİKA AĞALARI!

Bu yıl “izin” verilmemiş olmasının sebebi, sadece ve sadece Taksim Meydanı’nda devam eden “inşaat”tır!..
Meydan, “çukur”larla dolu bir “köstebek yuvası”ndan farksızdır ve birçok yer “demir filizleri” ile doludur!..
Allah korusun;
Burada “kutlama”lara izin verilseydi, bir tek işçi, bu “demir filizleri”nin üzerine veya “çukur”a düşüp hayatını kaybetseydi, hesabı kimden sorulurdu?..
Herhalde CHP’den veya DİSK’ten ya da KESK’ten değil, Hükümet’ten sorulurdu.
DİSK Başkanı’nın “sendika ağalığı” ise güçlenerek devam ederdi.
Öyle ya;
Bu “ölüm”den Hükümet’i sorumlu tutar, bir de, “Niye tedbir almadınız?” diye hesap sormaya kalkardı!..
Ve böylece;
“Bize hakim, savcı değil, militan lâzım” diyen CHP’den milletvekili adayı yapılır ve “Meydan’daki militanlığın” karşılığını “CHP milletvekili” yapılarak alırdı.
Tıpkı DİSK Genel Başkanı Rıdvan Budak’ın, Türk-İş Başkanı Bayram Meral’in ve yine DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi’nin CHP ve DSP’den milletvekili yapıldıkları gibi!..
Öyle ya;
CHP’ye “sendika başkanı” değil, “işçileri istismar” edecek “militan”lar lâzım!..
Öyle sanıyorum ki;
Şu anda da Kani Beko, estirdiği “terör” ile “CHP milletvekilliğini garantilemeye” çalışıyor olmalıdır!..
Yoksa, “Taksim’de inat” etmez, gider “uygun bir meydan”da kutlama yapardı!..
Meselâ, Kazlıçeşme Meydanı’nda!..
Ama, “1.5 milyon” insan alan Kazlıçeşme’ye o kadar insan toplayamayacağını ve dolayısıyla “deve üzerinde bir pire” kadar görüneceğini bilen Kani Beko, karizmayı çizdirmemek için “Taksim’de inat” etmiştir!..
“İşçi hakları” filan umurunda değil... Maksat terör, maksat kaos!..
Öyle olmasa;
“Taksim’de inat” etmezlerdi!..

HAK-İŞ VE MEMUR-SEN

Öyle ya;
“İşçinin sorunları sadece Taksim’de dile getirilir” diye bir kural mı var?..
Alın işte;
“Komünistler”in başını çektiği grup Kadıköy’de, başkanlığını Ahmet Gündoğdu’nun yaptığı Memur-Sen Konfederasyonu Çanakkale’de, başkanlığını Mahmut Arslan’ın yaptığı Hak-İş Konfederasyonu Karabük’te kutlama yaptı ve “işçinin sesi”ni gayet güzel duyurdular.
Meselâ, dediler ki;
“Kısıtsız sendikal hak ve özgürlük talebimiz için alanlardayız. 12 Eylül ve 28 Şubat başta olmak üzere tüm antidemokratik süreçlerde oluşan mağduriyetlerin giderilmesi için alanlardayız. Özgürlükçü, katılımcı, sivil ve demokratik bir anayasa, inanç ve düşünce özgürlüğü için sesimizi yükselterek alanlardayız. Hak-İş olarak bugün Karabük’teyiz, Taksim’deyiz, 81 ildeyiz, tüm Türkiye’deyiz. 1 Mayıs’ta alanlardan sesleniyoruz, taşeronlaşmaya ‘hayır’ diyoruz. Mevsimlik işçilere kadro istiyoruz. Kamuya kadrolu işçi alınmasını istiyoruz.
Dileriz ki; bütün 1 Mayıs kutlamaları, Karabük’teki gibi görkemli, şenlik havasında, olaysız, kavgasız ve gerilimsiz geçsin!”
Ama geçmedi!..
Çünkü DİSK’in, KESK’in ve CHP’nin derdi “üzüm yemek” değil, “bağcıyı dövmek!”
Onlar; işçi “hak alsın” istemiyor, tam aksine “işçi haklansın” da, “kaos” ortamı oluşsun istiyorlar!
Ne garip değil mi;
“PKK terörü”nün gündemden kalkmaya başladığı şu günlerde, “CHP, DİSK ve KESK’in yol açtığı terör” gündeme geldi!..
Anlaşılan o ki;
Birilerinin, bu ülkeye “bahar havası” yaşatmaya hiç niyetleri yok!..
Dün;
“Niyet” ve “tıynet”lerini gördük!..

 

Söyleyecek sözü olanlara her yer Taksim!
Başlıktaki ifade Hak-İş Genel Başkan Yardımcısı Settar Aslan’a ait...
Dün, Karabük’teki mitingde demiş ki;
“Birileri, ‘İllâ Taksim’ diyor... Eğer kürsüye çıkanların söyleyecekleri bir sözü varsa, her taraf Taksim’dir.”
Çok doğru bir söz...
Sözün “nerede” söylendiği değil, “ne” olduğu önemlidir.
Settar Aslan işte, söylemiş söyleyeceğini:
“Taşeron işçiliğe hayır!.. Yılın yarısında işsizliğe ve açlığa mahkûm olan orman işçilerine kadro talep ediyoruz!..”
Ve diğer mesajlar:
“İş kazalarının, güvencesiz, esnek, kuralsız çalışmanın ve taşeronlaşmanın sona erdirilmesi, işsizliğin azaltılması ve düşük ücret politikasına son verilmesi için alanlardayız... Kayıt dışı çalışmanın sonlanması, örgütlenen işçilerin işten atılmaması, iş cinayetlerinin son bulması için alanlardayız.”
Görüyorsunuz ya; bunları söyleyebilmek için illâ da Taksim’de olmaya gerek yok... Bizim kulağımız Ankara’da, Çanakkale’de, Bursa’da ve Karabük’te söylenenleri de duyuyor.
Kulağımız “ses”e açık ama, “slogan”lara kapalı!

Önceki ve Sonraki Yazılar
Hasan Karakaya Arşivi