Yavuz Bahadıroğlu

Yavuz Bahadıroğlu

“Vahiy Medeniyeti”nden, “Batı Uygarlığı”na

“Vahiy Medeniyeti”nden, “Batı Uygarlığı”na

Avrupa Birliği’ne “Biz de Avrupalıyız” diyoruz ya, değiliz! Onlar bunu çok iyi biliyor, biz ise ya bilmiyoruz ya da bilmezden geliyoruz.

Başöğretmenim (benim ilkokul çağımda okulu “müdür” yerine “başöğretmen” yönetirdi) Hikmet Bey de bilmezden gelirdi. Her fırsatta, “Biz Avrupalıyız çocuklar” der; ne hikmetse bu koca yalanı kafacıklarımıza çakmak isterdi.
Çok sonra anladım ki, Avrupa’da olduğumuz asırlarda bile “Avrupalı” değilmişiz. Çünkü mayamız farklı: Biz, kaynağı Kur’an olan “Vahiy “Medeniyeti”nin çocuklarıyız, Avrupalılar kaynağı Hıristiyanlık olan kadim Yunan-Roma-Lâtin felsefesinin çocuklarıdır…
Bu yüzden biz “hayat muavenettir” (yardımlaşma) anlayışı içinde dünyayı bir barış havzasına döndürmeyi düşlerken, onlar “hayat mücadeledir” diyor, bu temel eksende dünyayı cehenneme çeviriyorlar.
Delil isteyen, iki dünya savaşı ile Kore-Vietnam savaşlarına, Filistin’e, Bosna-Hersek’e, Kosova’ya, Afganistan’a, Irak’a ve dünyayı kasıp kavuran acımasız teröre baksın...
Öylesine dehşetengiz bir manzara ki, Avrupa, yüzyıllar sonra dönüp kendi geçmişine baktığında, kendisi bile ürküyor. Zira geçmişinde ezdiği, sömürdüğü, yaşama hakkı dâhil hiçbir hak ve hürriyet tanımadığı milletlerin kanı, canı var. Kulaklarında esir pazarlarında satılmak üzere gemi ambarlarına tıkıştırılmış Afrikalı kölelerin iniltileri çınlıyor, bombalar altında can veren çocukların, yaşlıların, kadınların hıçkırığı, acımasız kapitalizmin kabuğunu kırıp yüreklere damlıyor.
Yüzyıllar boyu “sömürü düzeni”nin çarkları insan öğütmüş, vicdan öğütmüş! Meşhur keşifleri bile “dünyayı tanımak” için değil, yeni sömürü alanları bulmak için yapmış. Ama bu iğrenç amacını özenle saklayıp, dünyaya başka ambalâjlarla sunmayı başarmış. Biz de bunu yutmuşuz.
Başöğretmenim, Amerika Kıtası’nın keşfini anlatmaya bayılır, orada yaşayan yerlilere ne olduğuyla hiç ilgilenmezdi.
O da çoğumuz gibi Amerikan filmlerinin etkisindeydi:
“Beyaz adam” haklı, Kızılderili haksız!.. “Beyaz Adam” iyi, Kızılderili kötü!
Tom Miks, Teksas gibi çizgi romanlar, Amerika’ya yerleşmeye çalışan “Beyaz Adam”ın zafer hikâyeleriyle doluydu. “En iyi Kızılderili ölü Kızılderilidir” sözünü biz de kabullenmiş, “Beyaz Adam”ın kazanması bizi de keyiflendirir olmuştu.
Neden sonra onların da “insan” olduğunu ve topraklarını, düzenlerini, uygarlıklarını savunmaya çalıştıklarını fark ettim.
Fark eder etmez de Başöğretmen’e itirazı bastım: “Kızılderililer haklı, çünkü onlar sadece kendilerini savunuyorlar!”
Günlüğümdeki nota göre, o tarihte beşinci sınıfa gidiyordum. İtirazım Başöğretmenimin pek hoşuna gitmemişti:
“Uygarlığa karşı çıkılmaz” dedi, “uygarlığa karşı çıkmak ilkelliktir.”
Dinamosu ve teknolojisinin temel malzemesi “ilkel insan” olan “Kapitalist İmparatorluk”tan söz ediyordu. Yerliler bu uğurda tüketilmiş, uygarlıklarıyla beraber yok edilmişlerdi, ama geriye kalanlar bile ülkenin gelişmesinden pay alamamıştı. Bu büyük bir haksızlıktı.
Batı Uygarlığı’nın yükselmesi ve Avrupalı sanayi ahtapotunun semirmesi uğruna insanların yanı sıra kurban edilen çevre de bugün can çekişiyor. Bitkiler-hayvanlar ölüyor, türler yok oluyor, küresel ısınma hayatı tehdit ediyor, tabiatıyla bundan bütün dünya etkileniyor.
Özetle, Avrupa Uygarlığı’nın mazisinde cinayet, sefalet, hiddet, şiddet, zorbalık, eşkıyalık, haksızlık, hırsızlık, ahlâksızlık var. “Amaç her türlü aracı meşru kılar” biçimindeki Makyavelist (Machiavelli) zorbalığın her türlüsü Avrupalı hayat telâkkisinde mevcuttur.
Yarın Bediüzzaman perspektifinden Batı Uygarlığı’nın kaynaklarına bakalım…
 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yavuz Bahadıroğlu Arşivi