Hasan Karakaya

Hasan Karakaya

Görüşmeyi sen iptal ettiysen, Swoboda’nın ayağına giden kimdi?

Görüşmeyi sen iptal ettiysen, Swoboda’nın ayağına giden kimdi?

Hiç istemezdim ama, yine aynı konuya devam etmek zorunda hissettim kendimi...

Evet, “Brüksel skandalı”na!..
Bay Kılıçdaroğlu, öyle bir “çamur”a saplandı ki, çırpındıkça batıyor.
Brüksel’de neler yaşandığını dün yazdım... Bay Kılıçdaroğlu’nun “Görüşmeyi ben iptal ettim” demesine rağmen, CHP Genel Başkan Yardımcısı Faruk Loğoğlu; Swoboda’nın bürosuna “iki defa telefon ettiklerini” ve “büroya gittiklerini” Meclis’te düzenlediği basın toplantısında açıkladı.
Bu açıklama üzerine ben de dedim ki;
“Bay Kılıçdaroğlu hem görüşmeyi kendisinin iptal ettiğini söylüyor, hem büroya 2 defa telefon açtırıyor, üstelik Swoboda ile görüşmek üzere onun ayağına gidiyor ama Özel Kalem’in kapısından geri dönüyor!..
Bu, nasıl görüşmeyi iptal etmektir ki; yalvar-yakar olup, adamın ayağına gidiyorsun!..”
Evet, dün bunu yazdım...
Hatta, merhum Nasreddin Hoca’nın meşhur sözü “Düşmeseydim de inecektim” sözünü Bay Kılıçdaroğlu için uyarlayıp, demiştim ki;
“Kovulmasaydım da,
Geri dönecektim.”

SUÇ MU BASTIRIYOR?

Dün, işte bu eleştiri yazısını yazıp, tadında bırakmak niyetindeydim.
Gelin, görün ki;
Dünkü CHP Grubu’nda konuşan Bay Kemal Kılıçdaroğlu, öyle bir esti-gürledi, öyle bir efelendi ki, olayı bilmeyenler mutlaka kanmıştır kendisine... Tamam, bilmeyenler aldanmıştı ama, “bilenler”in gözünün içine baka baka da bu kadar palavra sıkılmaz ki!.
Efendim;
Bay Kemal Kılıçdaroğlu, dünkü CHP Grubu’nda; Avrupa Parlamentosu Sosyalist Grup Başkanı Hannes Swoboda ile arasında yaşanan “randevu tartışması”nı da değerlendirmiş...
Demiş ki;
“Benim düşünceme ve düşünce özgürlüğüme müdahale eden, rahatsızlık duyan biriyle ben asla ve asla görüşmem.”
Ve eklemiş;
“Biz onlara şunu hatırlattık: Türkiye, 3. sınıf bir demokrasiye layık değildir. Sen kim oluyorsun da benim düşüncemden rahatsız oluyorsun. Hesabını sana değil kendi milletime veririm.”
Breh... Breh... Breh!..
Bu ne hiddet,
Bu ne şiddet!..
Ve de; bu ne erkeklik?!?..
Duyan da zannedecek ki; “Kılıçdaroğlu ile randevusunu iptal ettiğini” yazılı bir açıklama ile duyuran Swoboda değildir de, “randevuyu iptal ettiğini” açıklayan Bay Kılıçdaroğlu’dur!..
Ama, nerdeee!..
Adam diyor ki;
“Seninle görüşmüyorum!”
Peki Kılıçdaroğlu ne yapıyor?..
Genel Başkan Yardımcısı Faruk Loğoğlu’na diyor ki; “Sayın Hannes Swoboda’yı bir ara da, görüşelim!.. Bakalım bize verdiği randevu hâlâ geçerli mi?.. Sözlerim herhalde yanlış anlaşıldı!”
Faruk Loğoğlu da;
Aynı gün, hem 5’e 10 kala, hem de 5’e 5 kala arıyor Swoboda’nın Özel Kalem’ini...
Soruyor;
“Bu görüşme duruyor mu?”
Onlar da diyor ki;
“Buyrun gelin!”
Gidince görüyorlar ki “mandepsi”ye basmışlar... Çünkü, ortada Swoboda filan yok... Dolayısıyla görüşme de yok!..
Boyunlarını büküp, dönüyorlar!..

DESTEKLERKEN İYİYDİ!

Dönüyorlar dönmesine de, Bay Kılıçdaroğlu gerek Türkiye’ye döndükten sonra, gerek dünkü CHP Grubu’nda, “mahalle kabadayısı” edasıyla ve volümü yüksek bir ses tonuyla dedi ki;
“Düşüncemden rahatsızlık duyan biriyle asla görüşmem... Görüşmeyi ben iptal ettim!”
Tamam, erkeksin, yiğitsin de, adama sorarlar:
“Madem görüşmeyi iptal eden sensin, o halde Swoboda’nın bürosuna gidip, orada bekletilen kimdi?!?”
Yooo, bana bakmayın!..
“Kapıda bekletilen” ben değildim!..
Çünkü ben;
O gün Washington’daydım...
Öyle anlaşılıyor ki;
Bay Kılıçdaroğlu, Türkiye’ye ayak basınca, kendini güvende ve güçlü hissediyor... Etrafının verdiği “gaz”la da şiştikçe şişiyor, şiştikçe de patlıyor;
“Sen kim oluyorsun da benim düşüncemden rahatsız oluyorsun?”
İyi hoş da;
“Sen kim oluyorsun?” dediğin adamın ayağına giden sen değil misin?..
Hem, unutma ki;
“Sen kim oluyorsun?” dediğin adam, senin hakkında “fezleke” hazırlandığında; buna tepki göstermişti.
Bay Kılıçdaroğlu unutmuş olabilir ama 14 Ocak 2012 tarihli gazetelerde yer alan haberlerde;
Avrupa Parlamentosu’nun (AP) en büyük ikinci grubu “Sosyalistler”in, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na ilişkin hazırlanan fezlekeye tepki gösterdiği bildiriliyordu.
“Siyasi davaları kınıyoruz” denilen açıklamada, “Ülke işlerine askeri müdahaleleri önlemeye yönelik haklı mücadele, siyasi amaçlar için istismar edilmemelidir” ifadeleri kullanılıyordu...
Sosyalist Grup Başkan Yardımcısı Hannes Swoboda tarafından yapılan yazılı açıklamada, Kılıçdaroğlu’na karşı açılan soruşturmadan “ciddi şekilde endişe duyulduğu” vurgulanıyordu!..
Bay Kılıçdaroğlu, “kendisini destekleyen” bir açıklama yapan Swoboda’ya, o günlerde elbette saygı duyuyordu!..
Bazı insanlar, işte böyledir;
“Beni desteklersen, iyisin!..
Desteklemezsen, tu kaka!”
Uzun lâfın kısası;
Bay Kılıçdaroğlu, “Erdoğan’ın Esad’a yönelik tavrı”nı eleştirirken, kendisinin “Swoboda’ya yönelik tavrı”nı da gözden geçirmelidir!..
Kılıçdaroğlu’nun tavrı;
Tam anlamıyla “adam satmak”tır!..

 

Cudi Dağı’nda namaz ve piknik
“Akil İnsanlar Heyeti”nin “Ege Grubu Üyeleri” olarak, bugün inşaallah Aydın’da olacağız...
Öyle umuyorum ki; “şehrin yöneticileri”nin yanı sıra, “STK temsilcileri” ve “yerel medya mensupları”ndan sonra, “iş adamları” ile de görüşeceğiz.
Biliyorsunuz; hiç kimseye “izahat” yapma veya “nasihat” verme gibi bir misyonumuz yok...
“Akıl vermeye” değil, “akıl almaya” ve ilgililere iletilmek üzere bunları not etmeye gidiyoruz...
Ama, bazı gerçekler de görülmeli değil mi?..
Allah’a sonsuz şükürler olsun ki;
“4 aydır kan akmıyor, bir şehit tabutu gelmiyor, ağlayan analara bir yenisi eklenmiyor!”
Bir güzel haber de, dün geldi:
“30 yıldır bombaların patladığı, mermilerin vızır vızır uçuştuğu Cudi Dağı’nda, bugün piknik yapılıyor, namazlar eda ediliyor.”
“Çözüm sürecinin ne getirdiğini” soranlara kapak olsun!

Önceki ve Sonraki Yazılar
Hasan Karakaya Arşivi