Hasan Karakaya

Hasan Karakaya

Eylemciler kimden yana... Bizden yana mı, Gavur’dan yana mı?

Eylemciler kimden yana... Bizden yana mı, Gavur’dan yana mı?

Cumartesi akşamından Pazar akşamına kadar Bursa’da olduğum için, dünkü yazımı yazamadım... Öncelikle, sizleri yazısız bıraktığım için özür diliyorum.

Cumartesi günü;
Ailece, Erdal-Türkan Polat çiftinin kızları Berfu ile Ömer-Seminur Demir çiftinin oğlu Murat’ın düğününe katıldık...
Gençlerin “nikâh”larını Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe kıydı.
Bu vesileyle de olsa;
Sayın Recep Altepe ile kısa süreli bir sohbet imkânımız oldu... Kendisini “başarılı çalışmalar”ından dolayı tebrik ettim... Gerçekten de, Bursa; gittikçe güzelleşiyor... Allah nasip ederse Bursa’ya tekrar gitmek ve Sayın Başkan’ın “icraat”ları yerinde görmek istiyorum.
Gece Bursa’da kaldık...
Ertesi sabah;
Hem “hemşehrim”, hem “umredaşım” ve hem de “okurum” olan Mehmet Akif Yıldırım, resmen ve alenen el koydu bize...
Gittiğimiz “meyve bahçesi”nde, mevsim meyvelerinin hemen hepsini “dalında” yeme hazzını yaşadık... Daha sonra da, Bursa Temsilcimiz Hasan Ozan katıldı aramıza... Hep birlikte, güzel bir gün geçirdik...
“Yeşil” diyenler, “çevre” ve “ağaç” diyenler; “ağacın, yeşilin ve çevrenin nasıl titizlikle korunduğunu” gelsinler de Mehmet Akif’ten öğrensinler.
“Kahvaltı”ydı, “meyve”ydi, “yemek”ti, “sohbet”ti ve hatta “komşu misafirliği” derken, akşam ettik... Ve elbette yazı yazmaya fırsat bulamadık.
Tekrar özür diliyorum.

TADINDA BIRAKIN!

Evet, yazı yazamadım ama “gündem”i takip etmekten geri kalmadım... Başbakan Tayyip Erdoğan’ın İstanbul’dan Mersin’e, oradan Adana’ya ve Adana’dan da Ankara’ya gittiğini, “yüz binlerce vatandaş” tarafından karşılandığını ve buralarda “önemli mesajlar” verdiğini televizyon ve radyolardan takip ettim...
“Bazıları anlamak istemese” de, Başbakan Erdoğan’ın mesajlarına kulak vermekte yarar olduğu kanaatindeyim...
l “Çevreci”lere: “12-13 tane ağaç sökülüp başka yere dikilecek diye çevrecilik dersi verenler gerçekten samimiyse, karşılarında çevreci bir Başbakan var. Gelin görüşelim. Bu Başbakan sizin emrinizdedir.”
l “Faiz lobisi”ne: “Faiz lobisi kendisine çeki-düzen versin. Yıllarca milletimin alınterini sömürdünüz. Bundan sonra sömüremeyeceksiniz. Yaptığınızın bedelini ağır ödeyeceksiniz. Borsayı çökertme gayretleri var. Spekülatörleri yakaladığımızda ümüğünü sıkarız. Kim olursa olsunlar.”
l “Çapulcu”lara: “Biz kefenimizle yola çıktık. Yakan, yıkan, saldıranlara çapulcu denir. Bunlara destek verenler de aynı familyada yerini alır. Bizi millet getirdi, millet götürür. Parklara çıkacağınıza 7 ay var sabredin, 7 ay sonra sandıkta sizlerle görüşelim.”
Sadece bunlar değil; Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Ankara’da verdiği bir mesaj vardı ki, “eylemciler”in bu “uyarı”ya kulak vermesinde yarar var.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Ankara’da yaptığı konuşmada; Taksim Gezi Parkı’ndaki olaylara destek eylemlerine son verilmesini isteyerek, “Ama bunların hiçbirisi değil de başka yola tevessül etmeye veya aynı şekilde devam ederseniz, kusura bakmayın anladığınız dilden konuşmak zorunda kalırım. Çünkü sabrın da bir sonu vardır. Çünkü bu ülkeyi dünyada adeta terörün estiği bir ülke olarak gösteremezsiniz” dedi.
Erdoğan, demek istiyor ki;
“Tadında bırakın!”
“Ben sizi anladım,
Siz de beni anlayın!”

HEP AYNI OYUN

Sevinerek gördüm ki;
Gerçekten “çevre duyarlılığı” için oraya gelen gençler, Taksim’i terketmeye başlamışlar... Galatasaray ve Trabzonspor taraftarları da alanı terketmişler.
Öyle sanıyorum ki;
Sultan 2. Abdülhamid Han tarafından büyük destek gören Beşiktaş taraftarları da, “yön değiştiren eylemleri” desteklemekten vazgeçecek ve onlar da alanı terkedeceklerdir.
Çünkü, geçmişte Sultan 2. Abdülhamid Han’a kurulan tuzak, bugün Başbakan Tayyip Erdoğan’a kurulmak isteniyor.
Tiyatro oyuncusu Ahmet Yenilmez, o günleri hatırlatıp, diyor ya;
“104 yıl önce Topçu Kışlası’nda başlatılan eylemlerin benzeri bugün yine aynı yerde sergileniyor. O gün isyanı İngilizler desteklemişti, bugün Fransız ve Alman Liseleri destek veriyor. O zaman hedef Abdülhamit Han idi, bugün hükümet ve Başbakan... O dönemde Avrupa’ya borcun son taksiti ödenmişti, yakın zamanda ise IMF’ye olan borç kapatıldı. Büyüyen Türkiye dış güçleri rahatsız ediyor.”

VALİ BEY’İN SÖZLERİ

Oynanan oyun, sadece bununla da sınırlı değil... Bir de “ABD ve Avrupa’nın eylemlere verdiği destek” var ki, üzerinde ciddi ciddi düşünülmeli...
Şanlıurfa Valisi Celalettin Güvenç, dün Şanlıurfa’daki bir otelde düzenlenen toplantıda, bakın neler demiş;
“İstanbul olayları için ABD’den bir günde 2-3 açıklama... BBC’den canlı yayınları ibretle izliyoruz.
Aynı Avrupa’nın, aynı ABD’nin Suriye’de günde 150 kişi öldürülürken, şehirler yıkılırken seyirci olmasını bu millet ibretle seyrediyor ve not alıyor.
Dünya, gelecek nesillere Suriye’yi izah edemez, Hıristiyanı da, Müslümanı da, Yahudisi de izah edemez.
Bir ülke iki senedir yakılıyor, bombalanıyor; fırın kuyruklarında, ekmek kuyruklarında, hastanelerde insanlar Scud’larla, uçaklarla bombalanıyor. Efendim, İran, Rusya onları destekliyor; efendim batı ne yapıyor, Avrupa Birliği neresinde, ABD nerede, Birleşmiş Milletler nerede ve NATO nerede? Türkiye hiç sorumluluğu olmayan, sebep olmadığı bu olayın ceremesini 21. asrın onurunu kurtarma adına tolere etmeye çalışıyor. 300 bin mülteciye bakıyor, 1 milyar doların üzerinde parayı harcıyor. Ama hiç merak etmeyin. Bizim mücadelemiz 21. asrın, Avrupa’nın, Amerika’nın, insanlığın onurunu kurtaracaktır.”
Sayın Celalettin Güvenç’in bu sözleri; sadece “eylemci”lerin değil, “76 milyon”un kulağına küpe olmalıdır.
Sayın Vali, gerçekten haklı...
Söyleyin Allah aşkına;
Amerika hangi olayla ilgili “günde 2-3 açıklama” yaptı?.. Kendi ülkelerindeki “Borsa’yı işgal” eyleminde “tam 17 kişi öldü” de, tek açıklama yapmadılar!..
Suriye’de, “günde 100-150 kişi öldürülüyor” da; ne ABD açıklama yapıyor, ne Avrupa Birliği!..
Ama, eylem Türkiye’de olunca;
Amerika’sı da, Avrupa’sı da “ağız ishali”ne yakalanıyor ve hemen “demeç kuyruğu”na giriyorlar!..
Söyleyin Allah aşkına;
Siz, bugüne kadar İngiliz kanalı BBC’nin Türkiye’den “naklen yayın” yaptığına hiç tanık oldunuz mu?..
Ama şimdi, yapıyorlar!..
Sadece bu bile; “Amerika ve Avrupa’nın politikalarına yön veren İngiltere”nin “Erdoğan ve AK Parti iktidarından hoşnutsuz” olduğunu görmeye yeterlidir.
“Eylemci”lere sormak gerekmez mi;
Siz “kimden yana”sınız?..
“Bizden” yana mı,
“Gâvurdan” yana mı?..
Öyle ya;
ABD ve Avrupa’nın hoşnutsuz olduğu Erdoğan’dan, siz de hoşnut değilsiniz... “Antiemperyalist” olduğunu iddia eden sizler, “ABD ve AB ile aynı safta” olduğunuzun farkında değil misiniz?..
Diyormuşsunuz ki;
“Taksim’e uyumaya değil, uyanık olmaya geldik!”
O halde, bakın da; “kimin yanında” olduğunuzu görün!..

RAHAT MI BATIYOR?

Zaman zaman diyorum ki;
“Bu millete rahat batıyor!”
Öyle değil mi;
Türkiye, şu anda “dünyanın en büyük 16. ekonomisi”ne sahip...
Enflasyon “tek haneli rakam”da...
Sağlıkta “büyük devrimler” yapıldı.
“Duble yollar”ın uzunluğu ise “15 bin kilometre”yi geçmiş durumda...
Kim ne derse desin;
Türkiye, Çin’den sonra “en hızlı büyüyen ülke” durumunda... Hem bölgede, hem de dünyada “oyun kurucu bir güç” haline geldik.
Dün “70 Cent’e muhtaç” bir ülke iken, “kredi” alabilmek için “IMF kapısı”nda yatıp-kalkarken, bugün “IMF’ye borcumuz”u son kuruşuna kadar ödedik, hatta “borç verecek” hâle geldik!..
Ne ilginç değil mi;
“Taksim Gezi Parkı” bahanesiyle başlayan gösteriler, tam da “IMF boyunduruğu”ndan kurtulmamızdan sonra başladı!..
Hele söyleyin; siz, bu eylemlere hâlâ “iyiniyetli” diyebilir misiniz?
“Bu millete rahat batıyor” derken, hiç de haksız sayılmam...

FAİZ SANAYİİ.. FAİZ A.Ş.

Hele, “dün”leri hatırlayın...
Başbakan Tayyip Erdoğan’ın bahsettiği “faiz lobisi” var ya; bir zamanlar “Türkiye’nin kralı” onlardı!..
“Kural”ları onlar koyuyor,
“Kanun”ları onlar çıkartıyordu...
Hele hatırlayın o günleri...
Ankara Ticaret Odası’nın 2002 yılında hazırladığı “Saniye Saniye Borç Faizi” raporuna göre, Türkiye, 2002 yılı baz alındığında son 10 yılda, her yıl ortalama, 21,1 milyar, ayda 1 milyar 761 milyon, günde 57 milyon 918 bin, saatte 2 milyon 413 bin, dakikada 40,2 bin, saniyede de 670 dolar borç ödemişti.
ATO’nun raporunda, 2002 yılında ödenecek faizle ilgili de şu bilgilere yer verilmişti:
“Türkiye bu yıl saniyede bin 78, dakikada 64,7 bin, saatte 3 milyon 881 bin, günde 93 milyon 151 bin, ayda 2 milyar 833,3 milyon, yılda 34 milyar dolar iç ve dış borç faizi ödemesi gerçekleştirecek.”
Sadece Ankara Ticaret Odası’nın değil, Ankara Sanayi Odası’nın rakamları da, o yıllarda; Türkiye’nin, “faiz lobisi”nin pençesinde olduğunu gösteriyor.
Hayır, “işkembe-i kübra”dan atmıyor, dikkatinize “belge” sunuyorum.
Tarih 28 Ağustos 1997...
Milliyet’in manşeti:
“Sanayi repo yaptı!”
Ayrıntı, özetle şöyle:
“İstanbul Sanayi Odası, Türkiye’nin en büyük 500 şirketi ile ilgili olarak hazırladığı raporda, Türk sanayiinin faiz sevgisini ortaya koydu... Şirketlerin; kârlarının yarısından çoğunu repo, Hazine bonosu ve faiz gibi rant gelirlerinden sağladığı ortaya çıktı!”
Ve, İSO Başkanı Hüsamettin Kavi’nin demeci:
“Şirketler niye üretim ile uğraşsınlar ki!.. Alıyorlar Hazine bonosunu, net yüzde 30 kazanıyorlar!..”
Tarih 29 Temmuz 1999...
Yine “500 Büyük Sanayi Kuruluşu” ile ilgili İSO Raporu:
“Türkiye’nin en büyük 500 büyük sanayi kuruluşunun geçen yılki gelirlerinin yüzde 88’i faizden oluştu!”
Ve yine Hüsamettin Kavi:
“Artık üretim yaparak kâr etmek mümkün değildir!”

NİYE FİNANSE EDİYORLAR?

Bugün Taksim’de eylem yapanlar veya onlara destek verenler, 10-15 yıl öncesinin Türkiye’sinde “Faiz Sanayii”nin veya “Faiz A.Ş.”nin hükümran olduğundan, bugün ise kendilerini bu “lobi”nin ve onların “yurt dışındaki ağababaları”nın kışkırttığından, kullandığından haberdar mıdır acaba?..
Unutmasınlar ki;
Eylem alanına “yiyecek-içecek” gönderen, yani “eylemi finanse eden” firmalar, “üzerlerine binmeyecekleri eşeklerin önüne ot atmayacak tıynette” insanlardır!.. Onlar, eskiye dönmek ve “rant” yemek istiyorlar!..
Bari bunu anlayın!..

 

Siz yürürken, eşya ve paralarınızı yürütüyorlar!
? Hani “ava giderken avlanmak” diye bir söz vardır ya!.. Ya da; “kalabalık” bir yerde, size “Cambaza bak” derken “cebinizi boşaltan” uyanıklar vardır ya... Taksim Gezi Parkı’ndaki “eylem”lerden ya da onları “destekleyenler”den “rant” elde edenler de yok değil!..
Efendim; Gezi Parkı’ndaki eylemcilere “alkol” satmak isteyen biri; “Bize, zaten bedava içki dağıtılıyor... Senin burada işin ne?” diyen bir eylemciyi bıçaklamış!..
Ankara’da ise, “eylemlere katılmak” için “ev”lerinden veya “iş yerleri”nden ayrılan insanların evleri ve iş yerleri soyulmuş, iyi mi?..
“Hırsızlık” yapan 69 kişi yakalanmış, bunlardan 25’i tutuklanmış!..
İstanbul Beylikdüzü’nde ise geçen hafta Pazar günü; önce “Minare yıkılıyor”, sonra “Camide bomba var” yalanı ile “pazar yerindeki esnaf”ı paniğe sevkedip, tezgâhtan uzaklaştıran uyanık(!)lar, tezgâhlarda ne var, ne yoksa götürmüşler!..
Siz, siz olun; “evinizi, iş yerinizi ve tezgâhlarınızı” terketmeyin!.. Unutmayın ki; sizin bıraktığınız “boşluk”lar, “hırsızlar tarafından dolduruyor!”
Aman dikkat... Siz yollarda yürürken, birileri sizin eşyalarınızı ve paralarınızı yürütmesin!..

Önceki ve Sonraki Yazılar
Hasan Karakaya Arşivi