Hasan Karakaya

Hasan Karakaya

Kemal Bey Ergenekon’a, Ergenekon CHP’nin başına... Mı acaba?

Kemal Bey Ergenekon’a, Ergenekon CHP’nin başına... Mı acaba?

Herkes aynı soruyu soruyor;

“Ergenekon bitti mi?”
Yine herkes aynı cevabı veriyor;
“Hayır!.. Biten Ergenekon Terör Örgütü Dâvâsı’dır... Ama Ergenekon Terör Örgütü’nün kendisi bitmemiştir, ayaktadır... Rehavete kapılır da başını boş bırakırsan, her an ayağa kalkar ve yeniden derin cinayetler işlemeye başlar!..”
Bunun aksini iddia edenler;
“Ergenekon operasyonları”nın başladığı 2007’den bu yana “Türkiye’yi kaosa götürecek faili meçhul cinayetler”in neden işlenmediğinin cevabını vermek zorundadır!..
Ortaya çıkmıştır ki;
“Faili meçhul cinayetler” ile “Ergenekon” arasında “derin bir bağlantı” vardır ve bu cinayetler “Ergenekon tutuklamaları” başladıktan sonra büyük ölçüde azalmıştır.

GLADYO DA BÖYLEYDİ

Bir “iddia” var ki, “Ergenekon operasyonları” başladığından bu yana dillendiriliyor.
Diyorlar ki; “Torba Kanun çıkarır gibi, ilgili-ilgisiz birçok kişiyi Torba’ya doldurdular ve Ergenekon adıyla bir örgüt oluşturdular.”
Açık ve net söyleyelim;
Ergenekon adlı örgütü bir “torba”ya sığacak kadar “küçük” göstermek, her şeyden önce “Ergenekon’a hakaret”tir!..
Ergenekon; değil bir “torba”ya, bir “çuval”a bile sığmaz... Ergenekon’u sığdırmak için, herhalde “harar”dan da büyük bir şey lâzımdır.
“İlgili-ilgisiz kişiler” meselesine gelince... Onlara İtalya’daki “Gladyo Dâvâ-sı”nı hatırlatalım...
Çünkü, İtalya’daki “Gladio Dâvâsı”nda yaşananlar “Türkiye’ye ışık tutacak” niteliktedir.
Buyrun, sürece bir bakalım:
1972’de üç İtalyan jandarmasının öldürüldüğü “Pateano suikastı”yla ilgili dava dosyasını 12 yıl sonra tekrar açan Savcı Felice Casson, İtalya’yı ürkütücü gerçeklerle yüzleştirmişti... 
Suikastta kullanılan “patlayıcılar”ın bir bölümünün, “Gladio” adlı teşkilata ait “gizli bir silah deposu”ndan tedarik edildiği ispatlanmıştı...
Soruşturma ilerledikçe;
Jandarma, polis, asker, gizli servisler, iş dünyası, mafya, medya, yargı mensupları ve “siyasetçiler”in de bu “kirli oyunun aktörleri” arasında yer aldığı ortaya çıkmıştı. 
1980’de Bologna tren garına bomba koyarak 35 kişinin öldürülmesi olayı Gladio’nun en büyük eylemi olarak belleklerdeki yerini almıştı. 1984’te başlayan soruşturmanın yankıları yıllarca devam etmiş, 1995’te kurulan Senato Araştırma Komisyonu, 2000 yılında Senato’ya sunduğu raporda, “İtalyan tarihine damga vuran katliamlar, suikastlar, devletin içerisindeki isimler tarafından ve kimi zaman da Amerikan istihbaratı desteğiyle veya bilgisi dâhilinde gerçekleştirilmiştir” ifadelerine yer verilmişti.
Demek ki neymiş;
İnsanların “jandarma, polis, general, gizli servis elemanı, işadamı, medya mensubu, avukat, yargı mensubu, sendikacı, profesör ve politikacı” olmaları, onların “bir örgüt çatısı altında toplanmaları”na engel olmazmış!..
Tıpkı;
Bir zamanlar, “Işık yakma-söndürme” ve “tencere-tava çalma” eylemleri ile protesto edilen “Susurluk Çetesi” elemanlarının da “beş benzemez” olmaları gibi!..

HÂLÂ DELİL ARIYORLAR!

Malûm, bu gibi “önemli olaylar”da ekranlar “uzman” kılıklı “Herbokolog”lar tarafından doldurulur ve onlara bol bol ahkâm kestirilir.
İşte o “Herbokolog”lar diyorlar ki;
“Silivri 13. Ağır Ceza Mahkemesi Ergenekon sanıklarıyla ilgili çeşitli cezalar verdi de, bunları neye göre verdi... Mahkemenin elinde polis zabıtlarına dayanan iddianameden ve gizli tanık beyanlarından başka ne var?..
Bu kararları Yargıtay bozmazsa, mutlaka AİHM bozacak ve Türkiye’yi bir defa daha mahkûm edecektir.”
Peki, o zaman sormak gerekmez mi;
“İrtica ile Mücadele Eylem Plânı neydi?.. İnternet Andıcı neydi?.. Toprak altından fışkıran silâhlar neydi?”
Bütün bunlar “delil” değil mi?..
Bunlar da “delil” değilse ve hepsi “yalan” ise, “Akit’le ilgili” olarak hazırlanan “Legal ve illegal eylem plânları” da mı yalan?..
“Danıştay Cinayeti” de mi yalan?..
Alparslan Arslan da mı yalan?.. 
Danıştay Hakimi Mustafa Yücel Özbilgin’in öldürülmesi de mi yalan?..
Oldu olacak;
“Ergenekon da yalan” deyin de, tamamen kapansın bu mevzu...

HABERAL NEREYE HAZIRLANIYOR?

Ama!.. Durun!..
Onu, “birisi” demişti, değil mi?..
Tamam, hatırladım;
CHP Genel Müdürü Bay Kemal Kılıçdaroğlu bir defasında demişti ki;
“Nerede bu Ergenekon örgütü?.. Adresini bilsem, gidip üye olacağım!”
Silivri 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin önceki günkü kararıyla, “Ergenekon Terör Örgütü”nün varlığı, “iddia” olmaktan çıkmış, artık “tescil” edilmiştir.
Evet, bu örgütün adı iki gün öncesine kadar “Ergenekon Terör Örgütü olduğu iddia edilen örgüt”tü... Bugün örgütün varlığı “tescil” edilmiş ve artık “Ergenekon Terör Örgütü”nün adı kesinleşmiştir.
Bay Kemal Kılıçdaroğlu;
“Seçim üssü” olarak kullandığı “Kâğıthane”ye “Kâğıttepe” dediği gibi ve “sandığın adresini bulamadığı” gibi, iyi ki “Ergenekon’un adresi”ni de bulamamış!..
Eğer bulabilseydi;
Bugün, herhalde o da “Ergenekon üyeliği”nden içerideydi... Tabiî, o zaman koskocaman CHP’nin “genel müdürlük” koltuğu boş kalacaktı!..
Ama, hayır;
Boş kalmazdı!..
O niye?..
Niyesini açıklamadan önce, buyrun bizim Ersoy Dede’nin önceki gün yazdıklarına bir bakalım;
“Çıkan kararlar açısından değerlendirdiğimizde bana göre sürprizler olduğunu ifade etmeliyim.. 
Gerekçeli kararlar çıkmadan sonuçları değerlendirmek doğru olmaz belki ama en azından benim kafamdaki şablon ile mahkemede oluşan kanaatin örtüşmediğini görmüş olduk.. 
Mesela ben Mehmet Haberal’ın, bu yapıda daha üst-önemli bir pozisyonda olduğuna inanıyordum. Oysa hakkında tahliye kararı verildi.. 
Demek ki, Mustafa Balbay (mahkeme heyetinde oluşan kanaate göre söylüyorum) daha önemli bir konumdaymış Ergenekon’da.. Bütün bunları gerekçeli karar çıkınca göreceğiz..”
Sahi, Mehmet Haberal’a niye “çok daha az ceza” verildi de “tahliye” edilmesi sağlandı?..
Bana öyle geliyor ki;
“Mehmet Haberal, CHP Genel Başkanlığı için hazırlanıyor... Yeni yasama yılında yemin edecek ve ondan sonra da CHP’nin başına geçmek için yazılan senaryoyu uygulamaya başlayacak!”
Sizin anlayacağınız;
Kemal Kılıçdaroğlu “Ergenekon’un yolu”nu bulamadı ama Ergenekoncu Mehmet Haberal “CHP Genel Başkanlığı’nın yolu”nu buldu ve bundan sonra o yolda yürüyecek!..
En başta dedim ya;
Biten, “Ergenekon Dâvâsı”dır,
“Ergenekon örgütü” değil!..
Mehmet Haberal’ın; bir Ergenekon üyesi olarak “CHP’nin başına geçtiğini” duyarsanız, hiç şaşırmayın!..
Bakalım, o zaman;
Bay Kemal Kılıçdaroğlu, “Bu nedenle özel yetkili mahkemelerin verdiği kararlar; hukuken, siyaseten ve ahlaken meşru kararlar değildir. Bu mahkemelerin verdiği kararlar gayri meşrudur” diyebilecek midir?..
Bugün, “mahkeme kararları gayri meşru” diyen Bay Kılıçdaroğlu; o senaryo sahneye konulduğunda; “Mehmet Haberal’ın genel başkanlığı gayri meşrudur” diye kıyamet koparırsa, şaşırmayın!..

YOKSA, GİZLİ TANIK MI?

Eğer böyle değilse, sorarlar;
“Neden?”
Evet, “1 Numara” olduğu iddia edilen, “Ergenekon’un finansörü” olduğu söylenen bir adama niye diğerleri gibi “müebbet” değil de, “12 yıl 6 ay hapis” verildi?..
Bu ceza, kesinlikle bir “kurtarma operasyonu”dur...
İyi de, niye?..
Ya “CHP Genel Başkanlığı’na hazırlamak” için, ya da AK Parti Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar’ın; “Davanın seyrine ve iddianameye baktığımızda karardaki en büyük sürpriz, 12 yıl 6 ay ceza alan Haberal’dır... Müebbetten nasıl döndü, ilginç... Çok açık söylüyorum; Haberal kararı tam bir kurtarma operasyonudur... Gizli tanık değilse mutlaka başka bir nedeni olmalı” dediği gibi, Mehmet Haberal pekâlâ “gizli tanık” olabilir.
Çünkü efendim;
“Danıştay sanıklarından Osman Yıldırım” da, “azmettirici” olarak suçlandığı halde “9 yıl” gibi “az bir ceza” aldı ve önceki gün o da tahliye edildi.
Çünkü, o da;
“Gizli tanık”tı!..
Yani, Ergenekon Dâvâsı’nda hem “sanık”tı, hem de “tanık”!
Acaba, Mehmet Haberal da mı “gizli tanık”tı ve onun için mi “12 yıl 6 ay”la yırttı?..

MASON ÜSTÜ MASON!

Bir “ihtimal”dir ama zayıf bir ihtimal... Zira, eğer “gizli tanık” ise, bunun “kararda mutlaka belirtilmesi” gerekir ki, “ispiyoncu” damgası yemek, herhalde Haberal’ın işine gelmez!..
Dahası; Osman Yıldırım “gizli tanıklık”tan dolayı değil, “Etkin Pişmanlık  Yasası”ndan yararlandığı için az ceza aldı...
Bunu bir kenara not edelim ve “sebep”  araştırmayı sürdürelim.
Haberal, niye “az ceza” almış olabilir?.. “Mason” olduğu için birileri devreye girmiş ve “pazarlık” yapmış olabilir mi?..
Olabilir ama, “müebbet hapis” alanlar arasında hiç mi “mason” yok?.. Onlara niye “müebbet” verdiler?..
Geriye şu ihtimal kalıyor:
“Mehmet Haberal; belki de 33 dereceli Üstad-ı Azam’ların da üzerinde bir mevkiye sahiptir... Kim bilir, belki de; Mason Locası’nın Türkiye Müfettişi’dir ve onun için az ceza almıştır!”
Ne yani, olamaz mı?..
Elbette olur... Hele de, burası Türkiye ise... Bu ülkede; olmaz, olmaz!..
Bu ülkede;
Mehmet Haberal, CHP’nin başına “genel başkan” bile olabilir!..
Siz, işin olacağına bakın!..
Mehmet Haberal... Hani “kıpırdarsa ölecek”ti?!?
Tarih, 20 Aralık 2010... Ne oldu o gün?.. Ne olduğunu ben hatırlatayım:
“Ergenekon Dâvâsı”na bakan 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararı üzerine Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı Ergenekon sanığı Mehmet Haberal’ın Adli Tıp’a götürülmesi için Jandarma’ya müzekkere yazdı... Jandarma ekipleri saat 06.00’da İÜ Kardiyoloji Enstitüsü’ne gitti.
Ancak Haberal’ı almaya gelen jandarma ekiplerine, Kardiyoloji Enstitüsü’nden Prof.Dr. Nazmi Gültekin ve Dr. Rıza Aydın tarafından hazırlanan 20 Aralık 2010 tarihli 2 sayfalık bir rapor iletildi... Raporda; “Haberal’ın hastaneden çıkarılmasının potansiyel ölüm riski taşıdığı, hareket ettirilmesinin tıbben uygun olmadığı” belirtildi.
Bu rapor üzerine jandarma hastaneden eli boş döndü...
Ertesi günkü gazeteler, bu olayı “Kıpırdarsa ölüm riski var!.. Haberal yerinden kımıldatılmıyor” başlıklarıyla verdi... Oysa o anda, Haberal hastanede “volta” atıyordu!!!.. 
Bugün ise... “Kımıldarsa ölecek” denilen Haberal, Ankara’ya “otomobil”le gitti, iyi mi?.. Hem de “Gezi-ne, Gezi-ne!..” Başka sözüm yok!..

Önceki ve Sonraki Yazılar
Hasan Karakaya Arşivi