Mustafa Erdoğan

Mustafa Erdoğan

Rektör atamaları ve demokrasi

Rektör atamaları ve demokrasi

Beklendiği üzere, Cumhurbaşkanının yaptığı son rektör atamaları yine eleştiri konusu oldu. Görünüşe göre, eleştirilerin temel nedeni, bu atamaların önemli bir kısmında öğretim üyelerinin rektör adaylarına vermiş oldukları oyların dikkate alınmamış olmasıdır.

‘Görünüşe göre’ diyorum, çünkü bugünkü atamaları eleştirenlerin tamamına yakını eski Cumhurbaşkanının yaptığı benzer işlemleri -eleştirmek şöyle dursun- haklı göstermek için epeyce nefes tüketmişlerdi. Hatta, Cumhurbaşkanının üniversitelerinde yapılan seçimlerde en çok oy alan kimi kişileri atamaması gerektiğine bizi ikna etmek için demokrasi teorisini eğip-bükmeye kalkan akademisyenlere bile rastlanmıştı. Aynı şekilde, bugünkü atamaları eski Cumhurbaşkanının oluşturduğu ‘teamül’e atıfla meşrulaştırmaya çalışanların da çoğu zamanında bu keyfiliğe karşı çıkmışlardı.

Ben öteden beri, üniversitelerde yapılan rektör seçimlerinin bir anlam ifade etmesi için, gerek YöK’ün gerekse Cumhurbaşkanı’nın seçimlerin sonuçlarına uymaları gerektiğini savunuyorum. Aksi halde ‘rektör seçimleri’nin basit bir müsamereden farkı kalmıyor. üniversitelerde yapılan seçimlerde en yüksek oyu alanların rektör olarak atanmaması ayrıca öğretim üyelerinin tercihlerine de saygısızlıktır; açıkçası onları reşit saymamaktır.

öğretim üyelerine ‘küçük’ (reşit olmayan) muamalesi yapıldığı örneklerde bunun hangi gerekçelere dayandığını ne ilgili üniversite ‘kamu’su ne de bütün vatandaşlardan oluşan ‘genel kamu’ biliyor. Eski Cumhurbaşkanı döneminde de böyleydi. Ama eğer Türkiye sahiden bir demokratik hukuk devletiyse, gerek YöK’ün gerekse Cumhurbaşkanı’nın bu gerekçeleri ‘kamu’ya açıklama mecburiyeti vardır.

Bu noktada, biri ‘devlet mantığı’yla ilgili, diğeri ise ideolojik olan başlıca iki ‘gerekçe’ aklıma geliyor. ‘Devlet mantığı’ yüksek bürokratlara ve ‘devlet adamları’na ‘Devletin selámeti’ için ‘sakıncalı’ kişileri rektör olarak atamamalarını buyuruyor. ‘Devletin selámeti’ denen şeyin kamu(nun) yararıyla da ilgisi yoktur. çünkü, bu anlayışa göre, ‘Devlet’ olmanın sıradan vatandaşların idrak edemeyecekleri bazı gerekleri vardır. Biz bilmediğimiz, bilsek de idrak edemeyeceğimiz içindir ki, bu gerekler devlet yönetiminde keyfilikle aynı kapıya çıkar. ‘Sakıncalı’ tanımı işte bu keyfiliğin kendini gösterdiği örneklerden biridir. Onun için, sakıncalı bazen ‘dinci’ olur, bazen ‘bölücü’, bazen de ‘Atatürkçü’ olmamak.

Rektör atamalarında elbette ideolojik gerekçeler de etkilidir. Eskiden olduğu gibi şimdi de, adayların sıralanmasında YöK’te hakim olan çoğunluğun ideolojik eğilimlerinin önemli bir etken olduğunu herkes biliyor. Cumhurbaşkanına gelince, Sezer zamanında ideolojik etkenin belirleyiciliği göze batacak derecede belirgindi. Şimdiki Cumhurbaşkanı bakımından bu konuda kesin bir yargıya varmak için vakit erken olmakla beraber, onda da bunun bazı işaretleri belirmiş gibidir.

Bu meselede hemen hemen herkesin gözden kaçırdığı en önemli nokta ise şudur: Rektör atamalarında öğretim üyelerinin iradesini hiçe saymakla, genel seçimlerde ortaya çıkan seçmen tercihini (‘halk iradesi’ni) yok saymaya kalkışmak özünde aynı şeydir. Yani, en çok oy alan bir kişiyi rektör atamamanın arkasındaki aynı mantığı -veya ‘gerekçeler’i- kullanarak demokratik siyasete de karşı çıkabilirsiniz. ülkede demokrasiyi ‘darbe’lemek isteyenler de öyle yapmıyor mu zaten?...

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Mustafa Erdoğan Arşivi

Alarm

31 Temmuz 2010 Cumartesi 09:16