Yavuz Bahadıroğlu

Yavuz Bahadıroğlu

Son günlerin kısa hikâyesi

Son günlerin kısa hikâyesi

Türkiye’nin gelişmeler karşısında sergilediği ahlâki duruş, yıllardan beri politikayı salt çıkar eksenine oturtan Batı’yı rahatsız etmeye başladı…

Üstelik Türkiye, ekonomisini, yerel ve global krizlerden etkilenmeyecek derecede sağlamlaştırmış, hiç ödeyemeyecekmiş gibi görünen IMF borçlarını kuruşuna kadar ödemiş, ekonomisi çöken yahut yalpalayan AB ülkeleri karşısında bariz bir üstünlük elde etmişti…
Batılı korumacılığa rağmen Yunanistan ekonomisi darmadağın olurken, Türkiye istikrar içinde büyüyor, o gücün verdiği özgüvenle de bölge ülkeleri arasında yıldızlaşıyordu.
Türk ekonomisinin dışa bağımlılığı son derece azalmış, kendi helikopterini, savaş uçağını, savaş gemisini, füzesini, elektronik donanımını ve otomobilini yapma aşamasına gelmişti.
İsrail’in “tehdit” algısı işte bu noktada başladı…
Türkiye bu gidişle büyümeye devam ederse, yakın gelecekte kimsenin durduramayacağı bir güce erişecek, bu durumda İsrail’in varlığı tehlikeye girecekti.
Türkiye laik olsa da halkının kahir ekseriyeti Müslümandı ve başlarında diktatörler bulunan İslam dünyasına örnekti: Öteki ülkelerde yaşayan Müslümanlar Türkiye’nin gelişmesinden etkileniyor, Recep Tayyip Erdoğan’ı “İslam dünyasının lideri” olarak bağırlarına basıyorlardı.
Bir süre sonra “Türkiye’nin yaptığını biz neden yapamayalım” diyerek ayağa kalkacaklar, başlarındaki diktatörleri silkeleyip Batı dünyasının yüzyıllardır süren “sömürü düzeni”nin çarklarına çomak sokacaklardı. 
Tam bu hesapla Türkiye içindeki işbirlikçilerini harekete geçirdiler ve iktidar partisini kapanma noktasına getirdiler. Zor sıyrıldı…
Ama bir süre sonra başına “Gezi olayları” denen belayı sardılar. Anlı-şanlı yazarlar, sanatçılar ve işadamları el ele “Silkele düşecekler” teranesiyle topyekün saldırıya geçtiler…
Batı ile yerli işbirlikçilerinin kurnazlığı Başbakan’ın ince hesaplarına tosladı bu kez; Başbakan öyle çıkışlar ve karşı organizasyonlar geliştirdi ki, bir an şaşkınlaşan ve o şaşkınlık döneminde kısmen yalpalayan AK Parti yöneticileri hemen toparlanıp liderlerinin yanında saf tuttular. Başbakan’ın kararlı duruşu olmasaydı, pekalâ partide çözülme de yaşanabilirdi. Seçmen de Başbakana kenetlenince, oyun bozuldu. 
Gezicilerin hevesi kursaklarında kaldı. Kendi başlarının derdine düştüler: Kimi özür beyan etti, kimi kandırıldığını itiraf etti, kimi de kuyruğunu kıstırıp oturdu.
Doğrusu iyi niyetli, hatta oldukça saf “ağaç bekçileri”nin arasına karışan “bindirilmiş kıtalar”la marjinal grupların (yani asıl unsurlar) vurma-kırma merakı da Başbakan’ın işini kolaylaştırmıştı.
Yer yer, çeşitli bahanelerle direnmeye çalışmaları bir işe yaramadı; takke düşmüş, kel (kötü niyet) gözükmüştü: Etrafları hızla boşaldı.
Bir taraftan, ağır-aksak da olsa “Barış süreci” devam ediyor, PKK canibinden gelen olumsuz bazı çıkışlar halk vicdanında yer bulamıyordu.
Başbakan giderek güçleniyordu, oy oranı hızla artarak yüzde ellilerin üzerine çıkıyordu. Böylece bugünlere geldik…
Başbakan yine akıllılık etti ve sıcağı sıcağına “Demokratikleşme Paketi”ni açtı…
Kuşkusuz eleştirilecek yönleri var, ama bütün olarak olumlu: İlk defa, kimsenin neşter vuramadığı kronikleşmiş sorunlara neşter vuruluyor. 
Başbakan’ın manevra alanı giderek genişliyor. Ekonomideki olumlu gelişmeler hem Başbakan’a, hem de millete moral veriyor.
Bu aşamada atılması gereken başka adımlar da var ki, Başbakan bunun plânlaması içinde: Yerli savaş araç-gereçleri ve yerli otomobil bu plânın parçaları. Tanzimat sürecinde başlayan kendimizi küçük görme hastalığı, hızla kendimize gelme şekline dönüşüyor. 
Başbakan’ı izlemeye devam…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yavuz Bahadıroğlu Arşivi