Hasan Karakaya

Hasan Karakaya

Generallerin ceza alması “ilk” değil... İnşallah “son” olur!

Generallerin ceza alması “ilk” değil... İnşallah “son” olur!

Herkes kabul eder ki; hiçbir olay “tek boyutlu” değildir... 

Merhum Yunus Emre’nin; “Bir ben var, benden içeru” dediği gibi, “olay” vardır, “olaydan içeru!”
“Balyoz Dâvâsı” da öyle!..
O kadar “dallı-budaklı” bir dâvâ ki, bu dâvâya “bir tek pencere”den bakmak ve “bir tek boyutu” ile değerlendirmek insanı hatalara sürükler.
Öncelikle söyleyelim;
“Balyoz Dâvâsı” ve özellikle de Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nin “74 General” hakkında önceki gün verdiği “16 ile 20 yıl hapis” kararı üzerine, “Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk defa” cümlesi ile başlayan konuşmalar kesinlikle “yanlış”tır, “yanıltıcı”dır... Bu cümleleri kullananlar “art niyetli” değillerse, mutlaka “cahil”dirler!..

AMAÇ, ASKERİ KIŞKIRTMAK!

“Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk defa bir Genelkurmay Başkanı tutuklandı” ya da “Türkiye’de ilk defa komutanlar gözaltına alınmıştır, ordu komutanları gözaltına alınmıştır. Tutuklanmışlar ve hapse mahkûm olmuşlardır!.. Bu kadar büyük ve çarpıcı bir operasyon, hiçbir demokratik ülkede olmamıştır. Türkiye’nin tarihinde olmamıştır. Faşizmden demokrasiye geçen ülkelerde böyle bir tablo yaşanmamıştır” demek, “Ulusalcıları AK Parti Hükümeti’ne ve elbette Tayyip Erdoğan’a karşı kışkırtmak”tan başka bir anlam ve amaç taşımaz...
Öyle ya; 
Dünün “Maoist”leri, bugünün “Kemalist”leri olan “Perinçek’in askerleri”ne göre; “Türk Ordusu’nun şerefli generallerine karşı ilk defa AK Parti tarafından savaş açılmış ve ordunun şerefli generalleri birer birer hapse atılmıştır!.. Oysa onlar, görevlerini yapmışlardır!”
Sorsanız ve deseniz ki;
“Askeri görevleri arasında darbe yapmak var mıdır?.. Askerin görevleri arasında Fatih ve Beyazıt Camilerini bombalamak, kendi savaş uçağımızı düşürmek, binlerce insanı tutuklayıp stadyuma doldurmak ve darbenin ilk günü onlarca gazeteciyi tutuklamak” var mıdır?..
Hemen diyecekler ki;
“O belgeler sahte!”
Madem “belgeler sahte”dir, o zaman TÜBİTAK’ı da, Emniyet Kriminal Dairesi’ni de, Adli Tıp Kurumu’nu da lâğv edelim... Çünkü onlar, “Belgeler gerçek” diye rapor verdiler!..
Kaldı ki, “rapor”a da ihtiyaç yok... Sanıklardan bazılarının “telefon konuşmaları” var ki; “darbecilerin niyet ve amaçları”nı açıkça ortaya koyuyor!..
Ama dedik ya;
“Generalleri AK Parti hapse attırdı” demek işlerine geliyor!..

YARGIYI KİM ŞEKİLLENDİRDİ?

 Bir de “CHP sözcüleri”nin açıklamaları var... CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Haluk Koç, önceki gün demiş ki;
l “Yargıtay 9. Dairesi, adil yargılanma hakkını ihlal eden tüm noktaları gözardı ediyor, toptancı anlayışla karar veriyor. 12 Eylül 2010 referandumunun sonuçları burada da çıkıyor. ‘Yetmez ama evet’çilerin kulakları çınlasın.”
l “Yargının bugün ulaştığı noktayı gözler önüne sermesi açısından vahim bir tablo içindeyiz. Türkiye Cumhuriyeti’nde bir tasfiye işlemi yapılıyor. Yargı şekillendirildiği usulde kendisine verilen görevi yapıyor, siyasi erk siyasi kararlarla bu süreçte kendi rolünü oynamaya devam ediyor.”
Bunları söyleyen Haluk Koç da gayet iyi bilir ki; hiçbir sanığın “adil yargılanma hakkı” ihlâl edilmemiş, tam aksine dâvâyı uzatanlar “sanık avukatları” olmuştur!..
CHP’li Haluk Koç’un, “şekillendirilen yargı”dan söz etmeye hakkı yoktur... Çünkü, “yargıyı şekillendiren” kendileridir!.. 
Ne yani, “5 bin hakim ve savcı” alıp, “kadrolaşmakla övünen” ben miyim, CHP’li Mehmet Moğultay mı?..
Haa, unutmadan söyleyeyim;
Bugün yargının tepe noktalarında” olan hakim ve savcıların çoğunluğu “Moğultay’ın atadığı hakim ve savcılar”dır!..
Ne diyordu Mehmet Moğultay;
“Ne yani, bu kadroları örgüte vermeyip de MHP’lilere ve Refah Partililere mi verseydim?”
Sizin anlayacağınız;
Taa 22 Ağustos 1995’te “yargıyı şekillendiren” AK Parti değil, Mehmet Moğultay olmuştur!.. Dolayısıyla, CHP’li Haluk Koç’un “şekillendirilen yargı”dan söz etmeye hakkı yoktur.
Dahası, 10-15 yıl öncesinde kendileri şöyle demiyorlar mıydı;
“Mahkemeler bağımsızdır ve bağımsız yargının tarafsız kararlarına herkes uymalıdır.”
Biz de hatırlatalım;
“CHP’liler de uymalıdır!”

AKLINDAN BİLE GEÇİRME!

Kim ne derse desin;
Yargıtay’ın önceki gün verdiği karar, “Türkiye’nin geçmişiyle yüzleşebiliyor” olduğunu göstermesi açısından çok çok önemlidir.
AK Parti Grup Başkanvekili Ahmet Aydın’ın dediği gibi;
“Türkiye artık üstünlerin hukukundan, hukukun üstünlüğüne geçmiştir. Türkiye’de artık güçlüler değil de, haklılar hak sahibi olmaya başlamıştır... Hukukun tesisi, hukuk üstünlüğünün tesisi noktasında, hukuk devleti olma yolunda, millete karşı girişilen her teşebbüsün, teşebbüs aşamasındayken bile yargılanabiliyor olması çok çok önemlidir... Çünkü, Türkiye geçmişte darbelerden çok şey kaybetti. Milletin iradesi gaspedildi, her 10 yılda bir darbelere maruz kaldı. Geçmişte muhtıralarla bir şekilde millet iradesi adeta yok sayıldı ama şu anda artık güçlü olan haklı değil, haklı olan güçlüdür.
Millet kendi iradesine, seçime, sandığa sahip çıkıyor. Bundan sonraki süreçte artık Türkiye’de darbelerin d’sinin dahi konuşulamayacağı bir süreç yaşayacağız inşallah... Çünkü milletin iradesine karşı girişilen her teşebbüs yargılanabilecek. Bunun önünün açılması, Türkiye’nin demokratikleşmesi noktasında çok önemli gelişmelerdir.”
Evet, Türkiye’de artık “burunlarından kıl aldırmayan üstünler”in değil, “millî irade”nin borusu ötmektedir...
Öyle umuyorum ki;
Yargıtay 9. Dairesi’nin Balyoz sanıklarına yağdırdığı cezadan sonra, ordu içindeki “cuntacı yapılanmalar” da aklını başına toplar ve “darbe” yapmayı aklının ucundan bile geçirmez!..
Geçirirse de, tepesine “Balyoz” ineceğini bilmelidir!..

SAMET KUŞÇU VE 9 SUBAY

Yazının başında da dediğim gibi; “darbecilerin yargılanması, tutuklanması ve ceza alması” demokrasi tarihimiz açısından bir “milat” olmakla birlikte “ilk” değildir... Yani, “general”ler ve çeşitli rütbelerdeki subaylar; “ilk defa tutuklanıyor, ilk defa yargılanıyor ve ilk defa ceza alıyor” değillerdir!..
Türkiye’nin”Muz Cumhuriyeti” olduğu ve “erken kalkan”ların “darbeye teşebbüs” ettiği yıllarda birçok “gözaltı, tutuklama, yargılama ve ceza” olayı vuku bulmuştur!..
O kadar ki;
“Darbe hazırlığını ihbar edenler” bile yargılanmış ve ceza almışlardır.
Tıpkı, Samet Kuşçu gibi!..
Efendim; 1960’ların arefesinde de, “Demokrat Parti Hükümeti’ni düşürmek” için, ordu içinde “gizli bir örgüt” kurulmuştu!..
“Cunta”nın varlığını haber alan Samet Kuşçu adlı bir subay, 1957’den itibaren “cuntanın faaliyetleri”ni günü  gününe ihbar etmişti.
Bu ihbarlardan sonradır ki, Cumhurbaşkanı Celal Bayar, hemen Bakanlar Kurulu’nu toplamış ve Hükümet’i uyarmıştı;
“Mesele ciddidir... Bu iş 9 subayın işi değildir... Bütün memlekette ordu içindeki cuntalar kök salmıştır... Bunların üzerine ciddiyetle gidin, bu teşkilatı meydana çıkarın!”
Başbakan Adnan Menderes de; Bakanlar Kurulu’nda, “Ordu içinde gizlice örgütlenen bir grup subayın darbe tertibi içinde olduğunun tesbit edildiğini” açıklıyor ve gerekli tedbirlerin alınacağını bildiriyordu.
Gerçekten de gereken yapıldı.
“Darbe plânlamak”la suçlanan “9 subay” askeri mahkemeye çıkarıldı ve adı cuntacılarla birlikte anılan Cemal Tural tarafından yargılandı!..
Peki sonuç?!?..
Aynen beklendiği gibi;
“8 subaya beraat!”
Darbe plânlarını haber veren Samet Kuşçu’ya ise “askeri isyana teşvik”ten mahkûmiyet ve “ordudan ihraç” iyi mi?..
Ne ilginçtir ki;
“27 Mayıs Cuntası”nın İstanbul Lideri Faruk Güventürk, yıllar sonra şu “itiraf”ta bulunacaktır;
“Samet Kuşçu’nun bütün ihbarları doğruydu... O işi önleselerdi 27 Mayıs’ı yapamazdık!”
Dolayısıyla;
Asılanlar “Menderes ve arkadaşları” olmaz; “darağacı”nda boyunlarına yağlı urgan geçirenler de “darbeciler” olurdu!..
Bu olay darbe yapmayı “suç” sayıp da, “darbe teşebbüsü”nü suç saymayanlara kapak olsun!..
Merak ediyorum;
“Teşebbüs halinde kalan darbe suç değildir” diyenler acaba “cuntacıların yardımcıları, yatakçıları ve tetikçileri” midirler?!?

ERDELHUN PAŞA DA YARGILANDI

Dediğim gibi;
“Türkiye’de generaller ilk defa yargılanıyor” deyip, “AK Parti iktidarı ile Türk Ordusu’nu ve ailelerini karşı karşıya getirmeyi” amaçlayanlar, bilin ki “yalan” söylüyorlar.
Çünkü, Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ’un yargılanması da, “generaller”in ceza alması da “ilk” değildir!..
Rüştü Erdelhun ve Mustafa Muğlalı olayları tarihimizdeki örneklerden ikisidir.
Hemen herkes bilir ki;
Orgeneral Mustafa Muğlalı’nın 1949’da “33 vatandaşı kurşuna dizdirmesi” olayı sebebiyle mahkûm edilmesinden bu yana toplam 34 general ve amiral gözaltına alındı... Hatta bir kısmı, CHP’nin de desteklediği cuntacılar tarafından demokratik olmayan yöntemlerle çirkince tutuklanıp, bin bir türlü hakaretlerle yargılandı.
Paşaların yargı tarafından cezalandırılmasına tepki gösteren “Ulusalcı”lar; “27 Mayıs 1960 Darbesi”ni ve darbecilerin tutuklandığı dönemin Genelkurmay Başkanı Org. Rüştü Erdelhun, Kore Kahramanı Emekli Org. Tahsin Yazıcı, İstiklal Savaşı Komutanlarından Ali Fuat Cebesoy ile diğer kurmay subayları görmezden geliyorlar...
Malûm; CHP’nin tahrikleri ile ordu içerisindeki bir grup 27 Mayıs 1960’ta darbe yapmış, darbeye karşı çıkan Genelkurmay Başkanı Org. Rüştü Erdelhun ve birçok üst düzey subay, cuntacılar tarafından tekme-tokat dövülmüş, üstelik “çöp kamyonları”na bindirilerek Harbiye’ye götürülmüşlerdi.
Harbiye salonunda bekletilen Org. Rüştü Erdelhun’a, alt rütbedeki subaylar tarafından ağza alınmayacak küfürler edilmiş, şiddet uygulanmıştı. Genelkurmay Başkanı, cunta tarafından bir “Demokrat Partili gibi” ve hatta “Demokrat Partili olmakla” suçlanarak Yassıada’da yargılanmış, rütbesi, “er” statüsüne düşürülmüştü.
Bilenler bilir;
Erdelhun Paşa, Kayseri Cezaevi’nde yaklaşık bir sene hapis yattı... Erdelhun ile ilgili karar daha sonra ömür boyu hapse çevrildi... Sonrasında ise Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel tarafından affedildi ve serbest bırakıldı...

HERKES KENDİ İŞİNİ YAPSIN!

Demem o ki;
Bu yargılama ve cezalandırmalar ne “ilk”tir ne de “son” olacaktır... “Darbeci üreten sistem”in kökü kurutulmadıkça yargılamalar da devam edecektir.
Dilerim, “askerî vesayet”in tamamen sona erdiği “tam demokratik bir Türkiye”ye kavuşuruz da, “darbe” herkesin aklından çıkar!..
Aksi halde;
“Cezaevleri”nde yer çok!..
Bundan böyle;
Herkes “kendi işi”ni yapacak!..
“Asker” askerliğini,
“Gazeteci” gazeteciliğini!..
Şimdi sıra “28 Şubat”çılarda!.. 


Rabia’nın 100. gününde gençlik darbeye direniyor
Mısır’daki “darbe”nin, dolayısıyla “Adeviyye Meydanı”ndaki “direniş”in dün “100. Gün”üydü... 
Rabia Platformu ve Genç Memur Sen mensupları, dün Türkiye genelinde gösteriler yaptılar, “Sisi’nin darbesi”ni protesto ettiler ve “Gençlik darbeye direniyor” diye haykırdılar.
Ne ilginç değil mi; 
Mısır’daki darbecilerin demokrasinin canına okudukları tarihin 100. gününde, Türkiye’de darbecilere ceza yağdırılıyordu...
Peki, Türkiye bunu nasıl başardı?.. 
Dün de söyledim; bu işler “Ben yaptım oldu” demekle olmuyor... Önce “siyasetin yanlışları”nı giderecek, sonra da halkı yanına alacaksın... Bugün darbeciler “içeride” ise, Türkiye bunu Tayyip Erdoğan’a borçludur.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Hasan Karakaya Arşivi