Selahaddin Çakırgil

Selahaddin Çakırgil

‘Ölçüsüz güç kullanmak’tan yakınana da bakın!..

‘Ölçüsüz güç kullanmak’tan yakınana da bakın!..

Kafkaslar’daki bu son buhran sırasında, Amerika’ya güvenerek, Rusya’yı yıllardır tahrik eden Gürcistan lideri Saakashvili’nin kendisine altın tepsi içinde sunduğu fırsatları iyi kullanan Rusya, tarihteki emellerini yeniden canlandırma siyasetlerine yönelebilir.. çünkü, Kafkaslar’ı ele geçirmiş ve elinde tutmak için asırlarca çetin savaşlar vermiş olan Rusya’nın o siyasetinin sadece tahakküm isteğinden kaynaklandığını sanmak yanlış olur. Konunun bir de ‘jeo-politik ve stratejik’ tarafı vardır ve Rusya, Kafkaslar’da Sovyetler’in çöküşü sırasında uğradığı büyük kayıpları elbette asla unutmamıştı ve telafi etmek için fırsat kollayacaktı..
Şimdi Bush’un yakındığı ‘aşırı güç kullanmak’ ithamının altında da bu korku yatmakta..
Rusya, o çöküşle, sadece Kafkasya’da Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan’ı yitirmişti.. Ayrıca çeçenistan, Dağıstan, İnguşestya ve kezâ Ossetia bölgelerinde de 20 yıldır dinmeyen iç rahatsızlıkları yaşamaktadır.. üstelik, bu coğrafyaların güneyinde kalan Türkiye ve İran gibi büyük ülkelerle, asırlarca boğuşmuşken, bugün, her iki ülkeyle de, kara irtibatını kaybetmiş ve deniz üzerinden de, 500 km. kadar uzağa düşmüştür..
Türkiye’nin resmî siyaseti dışında, halkın kültüründe ve tarihî şuûr ve hâfızâsında, 1853-56 Kırım Savaşı ve hele de (Hicrî-qamerî 1293 yılına rastlaması hasebiyle) ‘93 Harbi’ diye anılan, 1877-78’deki Osmanlı-Rus Savaşı’nda, Rus ordularının Balkanlar’dan taa İstanbul önlerine; Kafkaslar’dan ise, taa Erzurum ve Bayburt’a kadar gelmesinin, askerî sonuçları dışında, sosyal bünyede meydana getirdiği korkunç yıkıntılar ve ağır travmalar da elbette kolay unutulacak facialar değildi..
Keza, İran’ın da tarihinde, gerek İngiliz ve Portekiz’lilerle güneyde çetin savaşları olduysa da, bunların hiçbirisi, 1813 ve 1828’de imzalanan ve Dağıstan ve çeçenistan’a kadar olan bütün Kafkaslar’dan bugünkü sınırlarına, Aras Nehri’nin güneyine çekilmek zorunda kaldığı andlaşmaları, İran halkının bugün bile, ‘Qarardadha-y’ı Nengîn Gulistan ve Türkmençay’ (Utanç verici Gulistan ve Türkmençay Andlaşmaları) olarak anması, tadılan ağır sosyal travmaların unutulmadığını gösterir.. Yani, İran ve Türkiye’nin sosyal hâfızasında da, Rusya, daima temkinli olunması gereken bir komşu olarak görülür.. Bu bakımdan, Sovyetler’in dağılması, İran ve Türkiye’yi, Rusya ile kara sınırlarının buharlaşması açısından ne kadar rahatlattıysa, Rusya’yı da o kadar derinden tedirgin etmiştir..
Nitekim, çeçenistan Buhranı sırasında, Moskova’yı ziyaret eden İİC. Dışbakanı Ali Ekber Velayetî’ye, Yeltsin’in, açıkça, ‘Eğer, bu işin arkasında İran’ın en küçük bir etkisini hissedersek, bunun bedelini çok ağır ödetiriz!.’ dediği unutulmamalıdır.. Aynı şekilde, Rusya’nın Türkiye’deki eski büyükelçilerinden ve o sırada Rus Dışişl. Bakan Yard. olan çernişev’in de, Türkiye’yi benzer şekilde, ‘Siz taş atarsanız, penceremizin camları kırılır, ama, sizin eviniz bütünüyle camdandır, bir taş atarsak, bütünüyle çöker..’ diye tehdid ettiği unutulmamalıdır.. Keza, Tansu çiller’in Moskova’ya başbakan olarak yaptığı resmî ziyaret sırasında, Yeltsin’in de, ‘O, Adriyatik’ten çin Seddi’ne kadar uzanan Büyük Türkiye ne demek oluyor?’ demesi üzerine, o sloganın terkedilişi unutulmamalıdır.. Yani, Rusya, komşuları için daima büyük bir problem/komşudur ve dikkatli olunmalıdır.
Böyle iken, bir durumda, Hürriyet gibi, laik-resmî güç odaklarının sözcüsü sayılan bir gazetede, Rusya’nın, ‘Gürcistan’ın Türkiye’ye bağlanabileceği ihtimalinden korktuğu’ gibi faraziyelerin dile getirilmesi veya Tayyîb Erdoğan’ın, -görüşme talebinde bulunmadığı halde- ‘Putin’le telefon görüşmesi yapamadığı’ gibi iddiaların sözkonusu edilmesi, Saakashvili’nin komik kuklalığından daha ileri bir mâna taşımaz.. Ve bu gibi durumlarda, NATO’dan bir şeyler ummak, sadece Gürcistan’a değil, Türkiye’ye de yıkıntı ve gözyaşından başka bir şey getirmez.. Brzezinsky’nin dediği gibi, ‘büyük güçler, küçük müttefikleri için intihar etmez..’
Bu arada, ve Amerikan Başkanı Bush’un, Rusya’nın Gürcistan’a karşı ‘aşırı güç kullanması’ndan yakınması da ilginç.. Kim bu ‘insancıl’ lafları eden? Kendi ülkesinin içindeki bir iç güvenlik zaafı sonunda, meydana gelen ‘11 Eylûl 2001 Saldırıları’nda ölen 3.500 kadar sivil insanın intikamını almak adına Afganistan ve Irak’ı işgal edip, yeni bir ‘Moğol İstilası’ örneği sergileyen ve iki milyondan fazla sivil/savunmasız müslüman insanı katleden, bu ülkeleri harabeye dönüştüren USA emperyalizmi değil mi? Bush, ‘aşırı güç kullanma’ derken, Putin’e, adetâ, ‘Yapacaksan, benim gibi yapmalısın..’ der gibi, kinayeli bir laf atıyor..
Dick Cheney’in, ‘Rusya’nın bu saldırganlığının karşılıksız kalmaması gerektiği’nden sözetmesi de ilginç.. Bu buhran, bütün bir bölgeyi yangın yerine çevirebilir..
Böyle bir sırada, Tayyîb Erdoğan’ın, bir ‘Kafkasya İttifakı’ndan sözetmesi ve onun ‘Rusya’sız olamayacağı’nı söylemesi ilginç..
FİLİSTİN’İN GüR SESİ SUSSA DA, ŞİİRİ KALBLERE İŞLEMEYİ SüRDüRECEK!
Mahmûd Derviş, mazlûm Filistin halkının yiğit sesi, sustu..
Ama, onun mısraları kor parçası gibi, sadece Filistinli mazlûmların değil, özgürlük isteyen ve insanın tutsak alınmasına karşı çıkan her hür insanın kalbine doğru işlemesini sürdürecek..
Onun, ‘Kimlik Kartı’ isimli şiirinden bazı bölümleri aktarayım:
‘Kaydet, ‘arab’ım; kartımın numarası belli değil../ çocuklarımın sayısı sekiz.. / Dokuzuncusu da yolda../ Yazsonunda burda../ Kızıyor musun..// Kaydet, ‘arab’ım; taş ocağında çalışıyorum,/ Emekçi yoldaşlarımla,/ çocuklarımın sayısı sekiz,/ Giysilerini defterlerini, / Taştan çıkarıyorum ekmeklerini,/ Sadaka bekleyecek değilim kapında, /Konağının önünde küçülecek değilim,/ Kızıyor musun.. // Kaydet, ‘arab’ım; adım var yalnız yoktur soyadım,// Bu diyarda öfke kazanında yaşayan,/ En sabırlı insanım, / (…) /Karasaban süren bir ailedendir babam, / Soylu efendilerden değil, / Ve dedem bir çiftçiydi, / Ne nesebi belliydi, ne şeceresi, (…) // Kaydet, ‘arab’ım; saçlar kömür karası, gözler kahverengi,/ Ayırıcı niteliklerim,/ Başımda kefiyemin üstünde bir kan,/ Ayaklarım sert mi sert kaya gibi, (…)/ Adresim, sokakları adsız,/ Unutulmuş bir köydenim, silahsız,// Kaydet, ‘arab’ım, sen yağmaladın bağlarını atalarımın /Sürdüğü toprağı,/ Sen yağmaladın,/ Bana ve torunlarıma hiçbir şey bırakmadın,/ Şu kayalıklardan başka,/ Ve diyorlar ki hükümetiniz bunları da alacakmış,/ öyle mi? // öyleyse kaydet, /Kaydet birinci sayfanın en başına,/ Nefret etmem insanlardan, hiç kimseye saldırmam, / Ama, aç kalınca, yerim etini, toprağımı gasb edenin,/ Kolla kendini, kork benim açlığımdan,/ Kork benim öfkemden, kolla kendini..’
Evet, Filistin’i işgal ve gasbederek, orada çalınmış topraklar üzerine, binlerce yıl öncelere aid iddia, faraziye ve hattâ hurafelerle, mazlumları eze-eze, bir zulüm düzeni kuran ‘siyonist yahudi’ler bu sesi ve bu sesin kalblere nüfuzunu nasıl önleyecekler?
Bedenleri esir edebilirler, ama, kalblere nasıl hükmedecekler? Mahmûd Derviş’in şiirinin Filistin halkının kalbine işleyen, kalbini fetheden bu gücünü; siyasetini Filistin halkına ihanet noktasına kadar vardıran Mahmûd Abbas’ın entrikaları bile kıramayacaktır..



Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Selahaddin Çakırgil Arşivi