Yavuz Bahadıroğlu

Yavuz Bahadıroğlu

Kabak tadı vermiş bir hikâye: “Canbaza bak canbaza!”

Kabak tadı vermiş bir hikâye: “Canbaza bak canbaza!”

80’li yıllardı. Genceciktim. Gencim ya, boyumdan büyük bir işe kalkışmış, tarih bilincini toplumda yeniden inşa etmek gibi bir misyon üstlenmiştim. Bir taraftan konusunu tarihten alan romanlar yazarken, diğer taraftan Anadolu’yu karış karış gezip, “Tarihin Işığında Günün Meseleleri” konulu konferanslar veriyorum.

Bir keresinde, konferansıma, hepinizin çok iyi tanıdığı üst düzey bir politikacımız da gelmişti. Konferansımı verip yanına oturduğumda, elini dizime koydu: “Yavuzcuğum” dedi, “güzel şeylerden söz ediyorsun, ama Karadenizlilik kanı seni fena halde ateşliyor; heyecandan su içmeyi unutuyorsun. Bu yüzden kelimeler gırtlağında yuvarlanmaya başlıyor, anlaşılmaz oluyorsun. Arada bir konuşmayı kesip su içmelisin.”

Bizim mahallenin çocukları ise, bahsettiğim tarihlerde organizasyon gibi disiplin gerektiren işlerde çok acemiydi. Sürahi koysalar bardak koymayı, bardak koysalar sürahi koymayı unutuyorlardı. Bazen ikisini birlikte masaya koyuyorlar, ancak bu kez de sürahiye su koymayı unutuyorlardı.

Konuşmaya ara ver, su iste; suyu sürahiden bardağa boşaltırken, bir yandan da notlarına bak… Derken dikkatin dağılsın, ya konuyu kaçır ya da suyu masaya dök, notlarını ıslat…

Beyefendiye bunları kısaca anlattığımda, bir taktik hata yaptığımı söyledi. Bu iş böyle yapılmazmış. Nasıl mı yapılırmış? İşte Beyefendi’nin taktiği:

“Parlak bir lâf söyle, millet gaza gelip alkışlarken de suyu götür!”

O gün bugündür, Türkiye’de ne zaman parlak lâflar edilmeye başlansa ya da toplumda ölçüsüz bir kavganın fitili ateşlense, malı götürmek için, birilerinin bizi gaza getirmeye çalıştığını düşünmekten kendimi alamam…

Biz al takke ver külah kavga ederken, birileri elini cebimize (bazen de yüreğimize) atıyor, ne var ne yok götürüyor: Yani kavgalarımızdan başkaları nemalanıyor.

“İrtica hortladı, laiklik elden gidiyor” diye yıllar boyu yaptığımız kavgalarda nasıl soyulduğumuzu hatırlayalım…

O süreçte o günkü parayla yaklaşık yüz elli milyar dolarımız “hortlaklı manşetler” atan medya patronlarının da içinde bulunduğu bir “soygun çetesi” tarafından hortumlandı! 

Bu yüzden artık çarpıcı, parlak, ürkütücü haberlere önem vermiyorum… Ne zaman bir damla suda fırtınalar koparılmaya başlanıyor, safi dikkat kesiliyorum: Toz-duman arasında “deveyi hamuduyla yutma” girişimlerini çözmeye çalışıyorum.

Durum, tamı tamına “canbaza bak” durumu!

¥

Eskiden canbazların türlü canbazlıklar yaptığı canbazhâneler varmış. Halk ücret karşılığı, canbazları seyredip eğlenirmiş. 

Ortam kalabalık olduğu için de yankesicilere gün doğarmış.

Böyle bir zaman diliminde, canbazın en ölümcül hareketleri yaptığı bir sırada, yankesicinin eli seyircilerden birinin cebine giriyor. 

Seyirci bunu hissediyor ve yankesicinin elini yakalıyor…

Yankesici ise hiç oralı değil, son derece pişkin bir tavırla ipte yürüyen canbazı gösteriyor: “Canbaza bak canbaza!”

Ve bu oyun, canbazı izlemeye dalan seyircinin cebindeki cüzdan yer değiştirene kadar sürüyor…

Vatandaş ne zaman uyanır gibi olsa, yankesici, ip canbazının nefes kesen hareketlerine dikkat çekmek için bastırıyor: “Canbaza bak!”

Bizim canbaz, yerine göre değişiyor: Bazen darbe çığırtkanlığına dönüşüyor, bazen kavgaya... Ama işin mantığı hiç değişmiyor. Sonuçta olan yine vatandaşa oluyor. Yine vatandaş soyuluyor. 

İşte kavga/kargaşa arasında ekonomik veriler yine kötüleşmeye başladı. Bunun ağır bedelini tabii yine biz ödeyeceğiz.

¥

Bu oyundan sıkılmış durumdayım. “Canbaza bak canbaza!..” oyunu oynayanlara, bundan böyle “Sen bak kardeşim” diyeceğim, “artık kandırılmak istemiyorum.”

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
4 Yorum
Yavuz Bahadıroğlu Arşivi