Yaşar Değirmenci

Yaşar Değirmenci

Âyetlerin Işığında düşünmek (2)

Âyetlerin Işığında düşünmek (2)

Peygamber Efendimiz: “Kim asabiyete çağırırsa o bizden değildir.” Takvanın üstünlük ölçüsü olması, takvalı insanın kendini başkalarından üstün sayması manasını taşımaz. Zaten takva kendine başkalarının üstünde paye vermemektir. Tevazu takvanın bir boyutudur. Mahviyet takvanın bir boyutudur. Kibir ve gurur takvanın ölümüdür. Takva, kişilerin kendi akıl ve iradeleriyle yaptıkları şuurlu tercihi ifade eder. (Buna Allah korkusu da dahildir.) Ne kadar sorumlu davranırsak o kadar üstün oluruz. Mutlak manada mensubiyet ve aidiyet bir kıymet ifade etmez. Onların hakkının verilmesi icap eder. Ameliyle, ahlakıyla, hal ve hareketiyle, takvasıyla… Birinin İslam cemaatine aidiyeti, onun gerçek bir mümin olduğu manasına gelmez. Müminin müminlik ölçüsü, cemaat aidiyeti ve sosyal konumu değil, kalbinin Allah’a karşı duruşudur. Önemli olan, sizin kendi imanınız hakkında ne dediğiniz değil, Allah’ın sizin imanınız hakkında ne dediğidir. Takva, Allah korkusunu esas alarak yaşamanın adıdır. Haramlara düşmeden yaşamak, cehenneme girme endişesini mütemadiyen göz önünde bulundurmak, nimetlere karşı şımarmamak takvadır. İbadetlerde ciddi olmak takvadır. Kul hakkına riayet etmek takvadır. Siyasi çalkantılardan, akidevî ayrılıklara kadar her alanda bir numaralı kılavuz takvadır. Allah’tan korkmak kurtuluştur. Kaostan ve endişeden uzak kalmaktır. Dünyevileşip erime sürecine karşı teminat takvadadır. Şeytanın hilelerine karşı da sığınak takvadadır. Takva bütün zaman ve mekânlar için geçerli bir öğüttür. Takva, Kâbe’nin gölgesinde de ölçüdür, dağ başında da ölçüdür. Üstünlüğün takvadan başka mihengi olamaz.
Suizandan hesap sorulur. Zira suizan yamuk bakıştır. Yamuk bakan baktığını doğru göremez. Bugüne ışık tutan, bizleri mucizevî bir şekilde ikaz eden âyetin mealine bakınız: ‘Siz ey iman edenler! (birbiriniz hakkında kötü) zandan şiddetle kaçınınız. Unutmayın ki zannın bir kısmı ağır bir vebaldir. Birbirinizin gizliliklerini de asla araştırmayın ve arkanızdan birbirinizi çekiştirmeyin! İçinizde ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanan biri var mı? Bakın tiksindiniz işte!’ Açık aramayın! Başkalarının ayıplarını ortaya serenin ayıplarını da Allah ortaya serer. Ayetin devamında ‘… Elbet Allah katında en üstününüz, O’na karşı takvanız (sorumluluk bilinci) en güçlü olanınızdır.’ İnsanlıkta eşlik vurgulanıyor ve insanlık ortak paydasına dikkat çekiliyor. Farklılıkların insanlık ailesini oluşturan unsurların birbirine tahakküm ve üstünlük gerekçesi değil, ‘tanışma’ gerekçesi olmalıdır. İslâm’ın evrenselliğini bütün zamanlarda haykıran bir ayetten habersiz olamayız. Yüzünden okuyup geçilen değil, üzerinde düşünülüp hayat tarzımızı vuracağımız ölçü olarak okumamız gereken ayet bu. Kimse doğuştan imtiyazlı veya doğuştan mahrum değil. Kişinin kendi seçmediği/seçemediği şeylerle övünmesinin bir manası var mı? Yaşayan ihtilaf görecektir. Akidede, siyasette hatta kalplerde ihtilaflar olacaktır. İhtilaflar beklenmedik şeyler değildir. İhtilaflara karşı hazırlıksız yakalanmak tehlikelidir. Çünkü ihtilaf bir imtihan sürecidir. Allah, bazı kullarını da ihtilaf zemininde imtihan etmeyi murat etmiştir. Önceki kullarına cephelerde şahadet tercihleri açarak imtihan murat etmişti. Bir sonrakilere de ihtilafı, iç çekişmeyi imtihan olarak murat ettiyse kulun seçeneği yoktur. Fitneye karşı uyanık bulunup imtihanı kazanacaktır. İhtilaf/tefrika/niza kavramlarının da Müslümanlar tarafından iyi bilinmesi gerekir. Kınanan tefrika ve nizadır. Niza çatışmadır. Temelinde kendi fikrini, düşüncesini karşısındakine dayatma tutkusudur. 

Sünnete sarılmak kurtuluştur. Resûlullah Efendimiz, halühayatta iken, onun etrafında kenetlenenler kurtuldular. Ona aykırı yol tutturanlar ise helak oldular. Ondan sonra da kurtarıcı yine odur. O yoksa da onun sünneti kıyamete kadar var olacaktır. Onun sünnetini rehber edinenler, Bedir’de onun etrafında kenetlenenler gibi kurtulacaklardır. Onun sünneti, bıraktığı her şeydir. Kur’an ve hadisler onun sünnetidir. Çünkü sünnet onun mirası demektir. Peygamber Efendimizin sünnetini aynen sürdüren dört halife, bu ümmetin gözünde raşit halifelerdir. Aslında onlar nebilik makamında değildiler. Masum olmaları da mümkün değildir. Ancak onlar, Peygamber Efendimizi esas alarak iş yaptılar. Verdikleri kararlar Bedir mücahitlerinin ve diğer ashabın ittifakına dayandı. Ashabın ittifakı da hata üzerine oluşmaz. Bunun için hem sünneti o raşit halifelerin anladığı şekilde anlamak hem de onların izini sürüp takip etmek kurtuluştur, fitne zamanlarının güvenli gemisidir. Gerek sünnete sarılmak ve gerekse sünnetin tabii bir uzantısı olarak Hulefayı Raşidîni izlemek, hadis-i şerifleri önemli görmektir. 

‘Siz ey iman edenler! Fâsığın (sorumsuzun) biri size önemli bir haberle geldiğinde durup hakikati araştırın; değilse istemeden birilerini rencide eder, ardından da yaptığınızdan pişmanlık duyarsınız.’ (Ayette haber denilmiyor nebe geçiyor. Haber, önemli/önemsiz her şey. Nebe ise, sadece önemli olan haber için kullanılır. Sonuçlarıyla sahibi için değerli olan, sahibini sevindiren veya üzen haber) Bu anlamı bugüne taşırsak, Müslümanların şeref ve itibarını örseleyecek haberlere karşı müteyakkız olun! Olumsuz haberlere inanmaya yatkın hastalıklı tavırlar göstermeyin! Medyalar tarafından kolaylıkla kandırılan ahmak bir güruh olmayın! İman kardeşliğimiz zedelenmemeli, çözülmemeli. ‘Rabbimiz! Bizi ve bizden önce imanla göçüp gitmiş olanları bağışla! İman edenlere karşı gönlümüzde en küçük bir kin bırakma!’ (59 Haşr 10) İlahi hitaba dikkat kesilmek mecburiyetindeyiz. Meselenin özü şudur: Fitneler, kafa karışıklıkları kesinlikle mukadderdir. Mü’min için bütün asırlardaki çare, ilk neslin çaresidir. O da Kur’an ve sünnete samimi bir şekilde sarılmaktır.

Ümmeti Muhammed’in geçmişinde şerefli, itibarlı, haysiyetli yaşamanın sergilendiği dönemlerin en bariz özelliği, Kur’an ve sünnetle yaşanan, bir Halife’nin ismi altında kenetlenilen dönemler olmasıdır. Kâfirlerin yanında izzet arayışları zilletin ta kendisidir. Emribilmaruf ve nehyianilmünker yapmayan, hakkı tutup batılı atamayan, izzetten uzak kalmaya mahkûmdur. Dininin, kâfirlerin tuzaklarına karşı muhafazasında görev üstlenmeyen, evinde, işinde, sokak ve meydanında hakkı dillendiremeyen, batılın boş sözlerinin yükselişi altında ezilmeye mecburdur.

“Ey iman edenler! Yahudileri ve Hristiyanları dostlar edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. Sizden kim onları dost edinirse o da onlardandır. Allah, zalim olan bir topluluğu doğru yola eriştirmez. Kalplerinde hastalık bulunanların, ‘başımıza bir şey gelmesinden korkarız’ diyerek, ötekilerin işine yarayacak bir tavır sergilemekte yarıştıklarını görürsün. Belki Allah bir zafer verir yahut O’nun katından  bir talimat gelir de içlerinde sakladıkları düşüncelerden dolayı vicdan azabı çekmeye başlarlar” (5 Maide 51, 52) Bu yasak menfaatler çatıştığında onları tercih, onlara yaranmak ve benimsenmek için hayat tarzlarını benimseme yasaktır. Kâfirin küfrünü, müşrikin şirkini, münafığın nifakını, mülhidin ilhadını sevmek, mutlak manada yasaktır. Küfre muhabbet küfürdür. Mü’minlerin aleyhine yapılan bir faaliyette onlara destek vermek, onları sırdaş ve yoldaş edinmek de imanî bakımdan mutlak yasaktır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
19 Yorum
Yaşar Değirmenci Arşivi