Abdurrahman Dilipak

Abdurrahman Dilipak

Oy vermek

Oy vermek

Eskiden “oy” değil, “rey” derlerdi. “Rey” aynı zamanda bir şehrin adı biliyorsunuz, İran’da.. Fıkıhta “Rey ehli/Ehli rey” diye bir kol var. İmam-ı Azam bu koldan gelir..

İki hafta gibi bir zaman sonra sandığa gidecek, oy kullanacağız.. Siyasi anlamda vekalet vereceğiz bir bakıma..

Bizim geleneğimizde ilim ehli velayet makamındadır. “Velayeti fakih” buradan gelir. Siyaset ise “Vekalet müessesesi”dir.

Şöyle de düşünebilirsiniz. Almanya ya da Yunanistan’la, Bulgaristan’la, Rusya ile ticaret yapıyor olabilirsiniz ya da o ülkeye bir vesile ile gitmiş olabilirsiniz. Orada bir haksızlığa uğradınız, bir şeyiniz çalındı ya da bir kaza yaptınız. Hakkınızı savunmak için bir avukata vekaletname verirsiniz.. O avukat da o ülkedeki yasalar çerçevesinde sizin hakkınızı, hukukunuzu korur..

Siyaset de böyle bir şey. Sizin vekalet verdiğiniz siyasi kişi, sizin adınıza ve sizin haklarınızı korumak ve geliştirmek için orada durur..

Bunu yaparken, aslında varsayalım doğru bir kişi seçtiniz. Bu kişi sonradan sapıtabilir de.. Onun yanlışını onaylamaz iseniz bu sizi bağlamaz ve siz de bir daha o adamı seçmezsiniz..

Millet VEKİLİ diyoruz. Milletin vekalet verdiği kişi..

Rus parlamentosunda Müslümanların haklarını savunmak üzere de bir vekil seçmeniz mümkün..

Vekil seçerken, önce “def-i mazarrat” tercihi ile, asla oy vermemeniz gerekenleri ayıklamanız gerekir. Şunlar asla olmamalı. Sonra da kalanlar arasında “celbi menafi” yöntemi ile mevcutların en iyisini seçmemiz gerekiyor.. Sonuçta tencere yuvarlanacak ve kapağını bulacak. Herkes layık olduğu gibi idare olunacak..

Bir tercihte bulunmayanlar, bu sistemde aslında en kötü tercihe şans tanımış olurlar..

1946’dan beri bir el, Müslümanları siyaset dışı tutmak için her seçim döneminde ortaya çıkıp, bir takım iddialarla mütedeyyin insanların akıllarını karıştırmaya çalıştı.. “Siyasal İslam” diye sıfatladıkları şey batılılar için her zaman can sıkıcı oldu! Şimdi de en azından İslami değerlere bağlı politikacıların başarılarını engellemek için aynı yöntemlerle halkın sandıktan uzaklaştırmaya çalışıyorlar..

Bugünkü meclisler, genel anlamda temsilciler meclisidir. Halkın temsilcileri partiler eliyle bu meclislere gelmektedirler.. Bir bakıma tearüf etmek/bilişmek, danışmak ve ittifak edilen konularda birlikte karar almak için bir vesiledir..

Eğer biz kendimiz için steril bir meclis hayal edecek olursak ve başkaları da aynı şeyi kendileri için düşünecek olurlarsa, mesela, 1.2 milyar insanın yaşadığı Hindistan’daki 330 milyon Müslümanın durumu ne olacaktır. Ya da Çin’deki Müslümanların durumu ne olacaktır.. Çoğunluğu kaybedenlerin hicret etmesi ya da savaşması mı gerekecek..

Ya da Müslümanların kendi içlerinde oluşturacakları bir mecliste herhalde bu durumda çoğulcu bir yapıda olmayacaktır. Bu da sonuçta Monarşi’ye dönüşecektir. Tek adam rejiminin parlamenter bir düzenden daha adil olduğunu söylemek çok da akıl karı bir iş değildir.

Zaten daha ilk günden Şiiler Ehlibeyt/Seyyid kökenli bir imamdan söz edecek, Hilafet yanlıları başka bir şey söyleyecekler, Selefiler, bir şekilde emirliği ele geçirene itaat etmekten söz edecekler ve yine kendi aralarında bir yolunu bulup kavgaya tutuşacaklardır..

Düşünüyorum da, Emevi ve Abbasi tecrübesinin ardından, Selçuklu, Osmanlı, Babür, Endülüs, Timbuki ya da Kanun tecrübelerinden sonra böylesi bir fikri sefalete sürüklenmek insanın içini acıtıyor..

Sahi birileri demokrasi deyince niye bu kadar işkilleniyor da, Respublicas konusunda daha sessiz kalıyorlar.. Kaldı ki, Demokrasinin önüne, sonuna bir takım eklemeler yaparak, ya da içeriğini yeniden tanımlayarak farklı yorumlar geliştirebilirsiniz.. Sanırım savunanlar da redçiler de işin muhtevasından çok sloganı ile ilgileniyorlar ve birbirlerine çok benziyorlar..

Hiç bir siyasetname okumadan, emanname, fütüvvetname, pendname okumadan, Farabi’nin medinetül fazılasından habersiz insanların siyaset üzerinde bir kaç slogandan ibaret derinlikleri ile ahkâm kesmeye kalkmaları son derece düşündürücü.. Bu konularda konuşanların çoğunun bunlardan haberdar olmaları, bunları görmüş olmaları şöyle dursun, adlarını bile duymuş olma ihtimali azdır..

Cihad ve şehadet anlayışının bugün hayatımızdaki karşılıkları, en azından bazı grubların pratikleri açısından hiç de kabul edilemeyecek şeylerdir.

Kulağa hoş gelen sloganları ile, aslında İslam karşıtlarının Müslümanları uzaklaştırmak istedikleri alandan kendi iradeleri ile uzaklaşan insanlar bu davranışları ile kime hizmet ettiklerini biliyorlar mı aceba..

Öte yandan; bugünkü siyasetin pratikleri açısından da durum hiç de içaçıcı değil. Said-i Nursi’nin “Neuzu billahi minessiyase” demesine sebeb olan hile ve şartlara da kuşkusuz dikkat etmek gerekecektir..

Nasıl siyaset istismar ediliyorsa, bu gün, din de, mezhep de, tarikat da istismar edilebilmektedir. Bir şeyin istismar ediliyor olması, onun aslından vazgeçmeyi gerektirmez..

Seçimlere iki haftadan az bir zaman kala bu konuya değinmek istedim..

Selam ve dua ile..

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
25 Yorum
Abdurrahman Dilipak Arşivi