Prof. Dr. Namık Açıkgöz

Prof. Dr. Namık Açıkgöz

Acının dili siyaset dili değildir

Acının dili siyaset dili değildir

Bir toplumun insanî gelişmişlik düzeyini merak ediyorsanız, kullandığı dile bakacaksınız. Kullanılan dil, yerli yerinde mi ve sorun çözücü, mutluluk verici bir dil mi, değil mi ona bakacaksınız.

Türkiye şu anda tam bir az gelişmişlik örneği ülke dili kullanıyor. Ne sevincimizi tam olarak ifade edebiliyoruz; ne de hüznümüzü ve  acımızı!...

Bir ülkede iktidar ve muhalefet farklı diller kullanıyorsa, orada bir toplumsal zihniyet çatlaması ve çatallaşması vardır. Özellikle son 20 yılda bu çatlamış-çatallaşmış zihniyetin dili, çözümcü bir dil değil; kaosa sürükleyici bir dil olmuştur.

Kutlanan ülkelerde, Nevruz, şenlik şamata kutlanırken, bizde 1990’lardan beri, her Nevruz kanla anılır oldu. Sevincine kan karıştıran tek ülke biz olduk böylece.

Van depreminde de gördük, Uludere (Roboski)’de, Reyhanlı’da gördük. Felâketlerimize insanca ve yürek yangını bir dille üzülemiyoruz bile. Bizde acının dili bile siyasallaştı. Siyasal dil, acıyı paylaşmaya engeldir; acıyı dar alanlara hapseder; acıyı kategorikleştirir.

Felaketlerin sebebini, siyasî kaygılarla teorik ve tarihe mâl olmuş gerekçelere dayandırmak; tedbirsizliğin adını mukadderat koymak ve bunun üzerinden siyaset yapmak ne kadar çözümsüzlük dili göstergesi ise, her acıyı, her felâketi, iktidarı yıpratmak için kullanmaya kalkmak da çözümsüzlük dili göstergesidir.

Acının tek dili vardır: Yürek yangınını haykıran çığlık.

O yürek yangınını hiçbir iktidar partisi, hiçbir muhalefet ideolojisi söndüremez.  O yürek yangınına bulaştırılan siyasal dili, tarih asla affetmez.

Yakın geçmişimize bir bakın Allah aşkına.

Uludere üzerinden yapılan siyasal atışmalar hangi çözümü üretebildi?

Reyhanlı’yı, siyasal salyalarına karıştıranlar, hangi ölüme engel olabildiler?

Van depremindeki çığlığı duymayıp, ölümler üzerinden siyaset yapanlar, hangi insanî hassasiyeti geliştirebildiler?

Biz eskiden böyle değildik.  Hüznümüz, hepimizin hüznü; sevincimiz, hepimizin sevinci idi. Hüznümüzün acı dili, felaketlerin çığlıkları, hepimizin vicdanını aynı şekilde kanatırdı.  Şimdi, acı üzerinden üretilen siyasal dil, acıyı ortak yaşamaya engel olduğu gibi, acı üzerinden intikam duygusunu da körükleyen bir veçheye büründü.

Hani biz merhamet medeniyeti mensubu idik?

Hani biz karıncayı bile incitmeyen bir kültüre sahiptik?

Hani hüznün dili bizim sinemizde yatardı?

Yazık o dili kaybetmemize!...

Yazık merhamet medeniyetinin hüzün dilini yaşayamayanlara!...

Yazık, kara bahtlı ama ak alınlı kömür işçileri üzerinden siyaset dili ile gününü kurtarmaya çalışanlara!...

¥

Mesele sâdece halkımıza kalsa, acının dilini ortaklaşa kuracağız ve beraberce yaşayacağız da, siyasetçiler bırakmıyorlar ki halk, kendi hüznünü kendi yaşasın. Biri oradan bahanelerle günü kurtarmaya çalışırken, öteki felaket tellallığı ile acıları ve acıların dilini bile kategorize ediyor.

Acı dilinde bile kategorize edilen toplum, ortak dili nasıl ve ne zaman bulacak? Asıl yazık, buna; sad-hezâr hayf buna; bu dilsizliğe!..

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Prof. Dr. Namık Açıkgöz Arşivi