Yavuz Bahadıroğlu

Yavuz Bahadıroğlu

Tarih ne zaman anlamsızlaşır?

Tarih ne zaman anlamsızlaşır?

Sonsuz siyasallaşmış bir dönemin insanına tarihi anlatmak zordur. Zaten çoğu “eski bir hikâye” gözüyle bakar. Oysa tarih yaşanmış olaylar yığınından ibaret değildir. “Yaşanan süreç”tir. Zaten bu yüzden antik Yunan tarihçisi ve generali Thucydides (MÖ 460 - 395), tarihin “sürekli bir başlangıç” olduğunu söylemiştir.

Politika sever okurlarımdan sık sık neden siyaset yazmadığım şeklinde sitemkâr sorular gelir. Ben de onlara, tarih yazmanın aslında siyaset yazmak olduğunu söylerim. Güncel siyaset yazan meslekdaşlarımdan tek farkım, güncel siyaseti yönlendirenlerin isimlerini anmak yerine, tarihi figürleri kullanmaktır: Artık “arif olan anlar!”

Geçmişte yaşananlarla bugün yaşadıklarımız böylesine örtüşüyor…

Bir bakıma “tarih tekerrür” ediyor: Tabii “ibret” almayı bilmediğimiz için…

Bu gerçeği görmemek yahut görememek demek, millet olarak varlığımızın asıl amacını ıskalamak demektir ki, amaç ıskalandığında tarih de anlamını yitirir...

“İbret aynası” kimliğinden uzaklaşır…

Geleceği etkileme gücünü kaybeder…

İşte o zaman “masallar yığını”na dönüşür ve tüm ilginçliğiyle çekiciliği de yok olur: Yeni kuşaklar artık onu “sınıf geçme aracı” olarak görmeye başlar ve bu yüzden hatta ondan nefret bile ederler.

Aslında tarih kitaplarını yeniden yazmak lâzım…

Eski insanımızın hedefini belirlemiş olarak yetiştirilmesinin, yüreğini ve emeğini hedefine kilitlemesinin, devlet tefekkürünün etrafında bütünleşmesinin, “İlâ-yı Kelimetullah” (dini) ve “Kızılelma” (millî) hedeflerine ulaşmak için gece-gündüz çalışmasının, neye inanırsa inansın “insan” olarak insanı önemsemesinin ve her türlü inançtan, siyasetten, kıyafetten insana saygı-hoşgörü göstermesinin mahiyetini başka türlü kavrayamayız ve onlara benzeme çabasına giremeyiz.

Tarih kitaplarında olayların üstüne çıkıp insanları ele almak gerekiyor. Çünkü tarihin sırrı olaylarda değil, insanlarda saklıdır.

Savaşlardan ve zaferlerden çok medeniyet âbidelerine eğilmek, Selçikli/Osmanlı terkibinin sosyal ve bilimsel altyapısıyla bu altyapıyı oluşturan inanç, ahlâk, fazilet, infak (yardımlaşma), irfan (hars-kültür) sahibi insanını, özellikle de “yürek adamlar”ını incelemek gerekiyor...

Yani Molla Fenari, Emir Sultan, Somuncu Baba, Zembilli Ali Efendi, İbn-i Kemal, Hızır Çele-bi, Molla Güranî, Molla Hüsrev, Ak Şemseddin, Ebussuûd Efendi, Uluğ Bey, Kâtip Çelebi, v.b. gibi isimleri yakından tanımak…

Çünkü bunlar ulusal boyuta evrensel ilkeler inşa edebilmişler ve milletimizi dünya milletlerinin önüne geçiren ilkeleri yönetimle elbirliği halinde geliştirebilmişlerdir.

Geçmişte Osmanlı insanının hayatını yönlendirip varlığını başarı öyküsüne dönüştüren fazilet, basiret (ileri görüşlülük), feraset (sezgi gücü), infak, (paylaşım), sevgi, saygı, hoşgörü gibi kavramların tekrar yaşatılmasına, bugün tüm insanlığın ihtiyacı var…

Bu ihtiyaç doğrultusunda ele alınacak konular, ulusal bir boyutla birlikte, evrensel özellikler de ihtiva ediyor.

Bir daha yaşanması mümkün olmayan zaferler üstüne ahkâm kesmek yerine, yaşanabilir örnekleri tarihten alıp güncellemek daha doğru. Bu, yeni kuşakları hayat karşısında daha özgüvenli ve donanımlı yapacak, daha cesur, daha kararlı, daha atak olmalarını sağlayacaktır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yavuz Bahadıroğlu Arşivi