Prof. Dr. Şaban Şimşek

Prof. Dr. Şaban Şimşek

The Cemaat ve Hocanın Asistanı! (3)

The Cemaat ve Hocanın Asistanı! (3)

Evet, ülkemizde, geçtiğimiz aylarda, The Cemaat tarafından iktidar erkine karşı bir “kalkışma” yapılmıştır ve kaçınılmaz olarak da devlet, kendini koruma refleksiyle, buna bir cevap verecektir. Bu devletin hakkı, yetkisi ve aynı zamanda görevidir. Ancak, dileğim; devletin bunu, Amerika’daki Mc Carthy dönemine benzeyecek şekilde cadı avına dönüştürmeden, ayağa düşürmeden, hukukun dışına taşırmadan, kılı kırk yarmak suretiyle haklıyla haksızı, suçluyla suçsuzu ayırarak işin üstesinden gelmesidir.

Muhiplerine naçizane tavsiyem pişmanlık duymaları ve bir an önce bu büyük yanlıştan dönmeleridir. Müritlerine ise doğrusu bir şey söylemenin anlamı yoktur; Allah akıl fikir versin demek ve eğriyi doğruyu görmeleri için dua etmekten başka.

Bu arada Hükümete düşen de, Ak Parti Genel Başkan Yardımcısı Süleyman Soylu gibi “kökünü kazıyacağız” şeklinde hamasi nutuklar atmak değil, ancak bir çete mensubuna yakışacak bu dili derhal terk edip, bu insanların da demokratik hukuk devletinin birer vatandaşı olarak anayasal hak sahibi olduklarının kabulüyle ve bundan böyle de bu coğrafyada (buna ‘mahalle’ demek lazım) birlikte yaşayacağımız veçhiyle, devlet adamı olmanın bilinci içerisinde hareket etmektir.

Benim şu anda etkin noktalarda bulunan arkadaşlarıma naçizane tavsiyem; “Evet, bu insanlar bir yanlışın içine düşmüşlerdir. Nedamet duyduklarını açıktan deklere etmeseler de, bazıları küçük zorluklar karşısında bile hemen gerçek yüzlerini gösterip ‘Malta Şövalyeleri’ gibi davranmaktan kaçınmasalar da; elbette bir taraftan hukukun gereği yapılsın ve aynı zamanda idari makamlardan-kritik görevlerden uzak tutulsunlar ama diğer taraftan da idari anlamda fazladan bir cezaya çarptırılıp hayatları karartılmasın,  çoluk çocukları ekmeksiz bırakılmasın, ocakları söndürülmesin” şeklindedir. İnancımızın ve örfümüzün özünde var olan “suçların şahsiliği ve efradını cami ağyarini mani” düsturları unutulmamalıdır. Kanımca “Hem erdemli insan olmanın (isterseniz buna ‘Müslüman olmanın’ da diyebilirsiniz), hem de devlet olmanın gereği budur.”  Yoksa devlet, iktidar mensuplarınca çete denilen bu örgütten daha büyük bir çete ya da daha şedit bir örgüt gibi davranmış olur. Yani devlet devlet olmaktan çıkar, onu yöneten insanlar da insanlıktan. Bunun bir faydası yoktur; ne millete, ne ülkeye, ne de devlete.

Sözüm bir de, yaşanmış örnekten yola çıkarak, bu cemaatin amacına ulaşmak için her türlü yol ve yöntemi kullanmasınadır: Dost görünüp insanların harim-i ismetlerine girmeleri bir yana, uydurma isimlerle insanları ve onların yaptıklarını karalama, aşağılama ve değersizleştirmeye yönelik hareketleri… Bunu Müslümanlıkla, hizmetle ya da devlet kuracak adamlıkla(!) bağdaştırmak mümkün değil.

Benim bu cemaat için, aslında ancak zorlamayla, “ucundan, köşesinden dokunuyor” denebilecek yazılarıma bile öylesine yorumlar-eleştiriler geliyor ki okursanız şaşarsınız. Birazcık kendinize ve yazdıklarınıza güveniniz olmasa, “Hoop dur bakalım! Ne oluyoruz?” demeseniz, sanacaksınız ki çok kötü bir yazı yazdım ve haklı olarak da herkes tarafından eleştiriliyorum! Ve belki yazı yazmaktan vazgeçersiniz… Aslında amaçları da belki budur, bilemiyorum; sindirme, söndürme, yıldırma taktikleri yani!

Mesela bir tanesi “Hocanın Asistanı” (sözde benim asistanım yani!) müstear ismi ile hem anlam itibarıyla hem de kullandığı kelimelerle öylesine hayâsız yorumlar yapıyor ki bunun normal bir insan aklından ve/veya vicdanından çıktığına inanmak mümkün değil.

Şöyle bir düşündüğümde, Sayın Başbakan’a hitaben “…Bu Hocayı Atatürk Hastanesinden tanırız, uygulamalarını da biliriz. Seni yağlamak için kı.ını yırttı, artık gör onu, Sağlık Bakanı yap…”  filan diye yazacak tiynette bir asistanım olduğunu hatırlamıyorum doğrusu. İnsanlara, üstelik kendi hocasına,  böylesine bayağı yakıştırmalarda bulunacak, aile terbiyesi olmayan, “bana bir harf öğretenin kölesi olurum” kültüründen de zerre kadar nasibini almayan bir asistana şimdiye kadar rast gelmedim ben, Allaha şükür.

Biz asistanlarımızı evladımız gibi biliriz. Onları öyle severiz, öyle yetiştiririz. Aralarında şucu bucu ayırımı yapmayız. Biliriz ki onlar tıp mesleğini öğrenmek için bize emanet edilmişlerdir ve bizim asıl vazifemiz de onlara elimizden geldiğince bunu öğretmektir. Ha bu arada hal dilimizden bir şeyler çıkaran ve bunu kendine şiar edinen olursa da ne alâ. İnsanın kendi çocuğunun kendine benzemesi gibi bir şey bu; memnun oluruz tabii.

Gerçekte böyle bir kimse var mı? Bana göre yok. Peki, o halde böyle bir yazıyı niye mi yazıyorum? İşte işin püf noktası da burası. Çünkü elektronik posta adresim açık olduğu halde oraya yazmıyor da benim kendisine bizzat cevap veremeyeceğim bir noktada, makalenin altına herkesin görebileceği bir alanda yazıyor, sözde yorum yapıyor; uyduruk bir isimle! Ve dahası, diğer yorumların büyük kısmı da aynı “PARALEL”de.

Gücüme giden ve önemsediğim yanı süfli kelimelerle yapılan hakaretler değil; sözde “Hocanın Asistanı” yani benim asistanımmış gibi kendini tanıtması! Ve sanki gerçekte benimle yaşadığı ayıp-uygunsuz-haksız uygulamalarım varmış gibi, bunları diğer okuyucularla paylaşması, onları uyarması! Yani aklınca “bu hocaya inanmayın, burada böyle yazar ama…” diyor!

Şimdi hiç yapmadığım bir şeyi yapıyor ve ona sesleniyorum(Nasılsa o kendisini bilir!): “Behey ÇAKAL! Varsa, olduysa böyle bir uyulamam derhal ve en çıplak şekilde bu makalenin altına yaz bunları. İstersen yine kaypaklığını göster, ismini, cismini belli etme, ‘Hocanın Asistanı’ de! Ama inancımızda olduğu üzere dört olmasa da hiç olmazsa bir tane, ismiyle cismiyle şahit göster de öyle yaz. Eğer gerçek kimliğini de eklersen, söz veriyorum, iddialarını kelimesi kelimesine bu köşede yayımlayacağım. Hiçbir şey yazmazsan da o zaman; alçaksın, müfterisin ve muhtemelen, kendince kutsal bir emir almış ve onu uygulamakla görevlendirilmiş sünepe bir müritsin.”

…Demem odur ki, bu yapılanmanın yol ve yöntem hususunda (‘Dini, imanı yok’ diyeceğim de yanlış anlaşılacak ve de o kesimden dostlarım alınacak diye diyemiyorum!) limiti yok. Yaptıkları her neyse, dine hizmet ettiklerini sanıyorlar çünkü!?.. Aklı kiraya vermek, iftira etmek, müfteri olmak, istismar etmek, istismar edilmek, aldatmak,  aldatılmak, ahmak olmak, ahmak yerine konmak ne kötü şey.

Kahir çoğunluğunun herhangi bir dünyevi menfaat peşinde olmadığını düşündüğüm bu kardeşlerim için üzülüyorum. Belli ki sadece twit atmak değil, “sosyal ya da hakiki medyada cemaate ilişkin ne varsa mutlaka yakından takip edin, yapacağınız yorumlarla; lehte olanları cesaretlendirin, aleyhte olanları da hem şahsen yazar olarak hem de yazılanlar olarak değersizleştirin” diye kutsal(!) bir emir almışlar!.. Yanılıyorsam, Allah beni affetsin.

Bu arada sırası gelmişken muhtemel bir kutsal emirden(!) daha söz edeyim: Lider Hoca Efendi giderek ciddi bir yalnızlığın içine düşen cemaatinin elemanlarına “Sakın ha! Sosyal faaliyetlerden geri durmayın, medya savaşları yanında toplantı, yemek, davet, tören, görev, hizmet(!) her ne varsa, sanki hiçbir şey olmamış gibi davranın, mutlaka iştirak edin, en az eskisi kadar faal olun ki toplumun dışında kalmayın.” uyarısında bulunmuş olsa gerek!..

Nereden mi çıkartıyorum bunu? Aynen öyle davranıyorlar da ondan. Bu sayede, toplumun gözünde ve gönlündeki yerlerini koruyacaklarını, devlet mekanizmalarındaki görevlerini muhafaza edeceklerini ve böylece cemaatin gücünü, eksilmeden devam ettirebileceklerini düşünüyorlar!?

Ne diyelim; herkesin bir hesabı var, Allah’ın da bir hesabı var. Mevlâm hepimize feraset versin, encamımızı hayr eylesin. Amin.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
6 Yorum
Prof. Dr. Şaban Şimşek Arşivi