Faruk Köse

Faruk Köse

Hz. Hüseyin’in yolu...

Hz. Hüseyin’in yolu...

Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun “AK Partili vekil ve belediye başkanlarının imar rantına karışıp karışmadığı”nı incelemek için “Etik Araştırma Merkezi” kurulması talimatı vermesini ele aldığım dünkü yazıda, çok önemli gördüğüm bir başka hususu bugüne bırakmıştım.

Arsa rantının nasıl işlediğine dair değerlendirmesini yaparken Başbakan Davutoğlu’nun kullandığı şu cümlelere dikkat ediniz: “Adam bir yerden imar geçeceğini öğreniyor. Gidip oradan arsa alıyor ve zenginleşiyor. Bu haram kazançtır. Siyasetçinin görevini kötüye kullanmasıdır, ahlaksızlıktır.”

“Arsa rantı”na tekrar değinecek değilim, ondan dün söz ettim. Bugün, bu ifadelerdeki “bu haram kazançtır” cümlesine dikkat çekmek istiyorum. Zira bu cümle, artık “siyasetin yeni yönü”nü belirlemesi gereken bir anlamı haiz olduğundan çok önemli.

Nedir o anlam?

Artık yönetim sisteminin işleyişinin dayandığı esaslar, “Seküler/Laik Hukuk Sistemi”ne dayalı olarak “suçlar ve cezalar” kapsamında değil, “Dini/İslami Hukuk Sistemi”ne dayalı olarak “helallar ve haramlar” kapsamında belirlenmeli!

Başbakan’ın, siyasetçinin görevini kötüye kullanarak emlak rantı elde etmesini “haram kazanç” olarak tanımlaması ve -kendi tabiriyle- bu “ahlaksızlık”a “haramdır” diye karşı çıkması, işte “müslüman toplum”da böyle bir beklentiyi doğurur. Şimdi madem ki meseleye “helal-haram ölçeği”nden baktı, o halde sayın Başbakan’dan, bu “önemli ve ciddi duyarlılık”a hayatiyet kazandırmasını talep etme hakkımız da oluşuverdi kanaatindeyim.

Hükümetin, “siyasetin yönü”nü değiştirerek, “Laik-Kemalist sistem”den bıkıp usanmış olan bu müslüman topluma, “inanç, kimlik ve kişilik değerleri”ne göre belirlenmiş bir “siyasi-idari model” ile yönetilme hakkını teslim etmesini bekliyoruz. Bu hususta yapacağı devrim, sayın Başbakan’ı tarihin “adı hiç unutulmayacaklar”ı arasına kaydedecektir.

Aslında Başbakan Davutoğlu’nun ardı ardına gelen söylemleri, bu husustaki beklentileri artırarak diri tutuyor. Mesela, Kahramanmaraş’ta STK’ların düzenlediği kahvaltıda konuşan Başbakan, yine çok önemli sözlere imza attı. Dediklerinin özeti şu:

“Yolumuz Hz. Hüseyin’in yoludur!”

Hz. Hüseyin’in yolu!... O ne kutlu bir yoldur bilirsiniz. “Hz. Hüseyin’in yolu”na dair birkaç hatırlatmadan önce, sayın Başbakan’ın ifadelerini okuyalım:

“Nasıl Hz. Hüseyin yolundan dönmediyse, biz de yolumuza devam edeceğiz. Biz, bir daha gelecek nesillere özür dilenecek bir miras bırakmayacağız. Hiçbir Türk Başbakanı bizim yaptıklarımız dolayısıyla gelecek nesillerde özür dilemeyecek. Belki zorluklar çekeceğiz, belki kısa dönemde acımasızca eleştirileceğiz, belki kısa dönemde akılları yetmeyenler Türkiye için ‘risk üretiyor’ diyecekler, belki bize ‘hayalperest’ diyecekler; ama bize ‘zalim, zalimlere destek verdi, mazlumların ıstırabı karşısında sesiz kaldı’ diyemeyecekler.”

Evet... Artık Türkiye için “yeni bir yol” böylece ilan edilmiş oluyor. Artık bu ilanın gereği yapılmalı, hukuk sistemi “helal-haram ölçeği”ne göre belirlenmeli. Sadece “arsa rantı”nda değil, “hayata dair her şeyde...”

Bunun için yol olarak “Hz. Hüseyin’in yolu” gösteriliyorsa, gereği yapılarak Hz. Hüseyin’in yolunun ne olduğuna bakıp o yola girilmeli. Ne mi yapılmalı?

Tıpkı Hz. Hüseyin gibi, zalim yönetimlere/sistemlere karşı kıyam etmeli; haliyle siyasi, hukuki, idari vb. ilkeleri ve mekanizmasıyla “zalim yönetim” kategorisine giren “rejim/sistem” “ayakta tutulma”ya değil, “Hz. Hüseyin’in idealleri”ne uygun olarak “değiştirilme”ye çalışılmalı. Daha açık söylemek gerekirse, müslüman toplum için hiç de “adil bir hayat” getirmeyen, zulmü zirveye çıkaran “Laik-Kemalist rejim”, bir an önce Hz. Hüseyin’in yoluna uygun hale getirilmeli.

Hz. Hüseyin, yönetimdeki “haksızlıklar”a, “adaletsizlikler”e, “kayırmalar”a, “gayri İslamilikler”e, “saltanat”a, “haksız kazanç”a, “Kur’an esaslarından ayrılma”ya vb. “sapmalar”a isyan etmiş ve bunlara karşı yola koyulmuştu. Şimdi madem yolumuz Hz. Hüseyin’in yolu, rejim ve yönetim sistemi acilen gözden geçirilip “hak ve adalete göre” sapmalar tesbit edilerek ivedilikle izale edimeli.

Hz. Hüseyin’in yolu “İslam kardeşliğinin önemi”ni ve “kardeş kavgasının neye mal olduğu”nu gösteren bir yoldur. Madem ki Hz. Hüseyin’in yolundayız, o halde “İslam kardeşliği”ni sağlamak, “kardeş kavgası”nı önlemek için “Ümmet birliğinin olmazsa olmazı olan Hilafet makamı” üzerindeki ipotek kaldırılarak “Hilafet” yeniden tesis edilmeli.

Hz. Hüseyin’ın yolu Kur’an yoludur, Rasulullah’ın yoludur. Eğer yolumuz Hz. Hüseyin’in yolu ise, acilen yapılması gereken devrim; fert, aile, toplum ve devlet hayatını; siyasi, idari, sosyal, kültürel, hukuki, adli, iktisadi, mali, tedrisi, askeri, ahlâki vb. bütün hususlarda Kur’an ve Sünnet’e göre yeniden düzenlemektir.

Unutmayalım ki gelecek nesiller bizi, “ne dediğimiz”e göre değil “ne yaptığımız”a, özellikle de “dediğimizi yapıp yapmadığımız”a, “doğruyu deyip de yanlışı icra edip etmediğimiz”e göre anacaktır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum
Faruk Köse Arşivi