Lütfü Şehsuvaroğlu

Lütfü Şehsuvaroğlu

Ba­tı ve Ona Kar­şı İyi Ni­ye­tin An­la­mı

Ba­tı ve Ona Kar­şı İyi Ni­ye­tin An­la­mı

Ba­zı po­li­ti­ka­cı­la­rı­mız, ba­zı ay­dın­la­rı­mız o ka­dar çok ba­tı­ya da­ir iyi ni­yet bes­le­mek­te­dir­ler ki, ken­di ev­lat­la­rı­na bu yüz­den koz­la­rı­nı sak­la­mak­ta, ba­tı ile otur­du­ğu her ma­sa­da ise koz­la­rı­nı açık et­mek­te­dir. 

Oy­sa tam ter­si ol­ma­lıy­dı.

Za­man za­man biz ma­sum Do­ğu­’lu­lar, Ba­tı­’nın gö­rü­nen bir ta­kım iyi/ma­kul/doğ­ru pren­sip­le­rin­den yo­la çı­ka­rak on­lar­dan bi­ze da­ir plan­la­rın­da da iyi-ni­yet arı­yo­ruz.

Oy­sa bu eş­ya­nın ta­bi­atı­na ay­kı­rı. “Tan­rı öl­dü­” ka­ra­rı­nı ver­dik­ten son­ra, on­la­rın bü­tün din ve me­de­ni­yet adı­na ge­liş­tir­dik­le­ri ar­gü­man­lar as­lın­da sa­de­ce ken­di yer­yü­zü ik­ti­da­rı­nı ko­ru­ma ve kol­la­ma aş­kı­na da­ya­nır. O yüz­den hür tür­lü “şey­ta­nî­” ta­sa­rı­ma, stra­te­ji­ye açık­tır gö­nül­le­ri...

Öte­den -Haz­re­ti İsa’­dan- be­ri Ba­tı, doğ­ru me­sa­jın ken­di dün­ye­vi­lik­le­ri is­ti­ka­me­tin­de na­sıl çar­pı­tı­la­bi­le­ce­ği­nin coğ­raf­ya­sı­dır. Hep bö­lün­me­ler, ça­tış­ma­lar üze­ri­ne kur­gu­lan­mış­tır din ve si­ya­set ek­sen­le­ri... Bi­zim gi­bi pe­ri­fe­ri ül­ke­le­rin­de de bu iki ku­rum ça­tış­ma­sı­nı ar­zu­la­ma­la­rı bo­şu­na de­ğil­dir. 

İs­lâm “bir­li­k” esa­sı üze­rin­de kur­gu­la­nan bü­tün­cül ba­kış açı­sıy­la doğ­ru me­sa­jın yan­lış yo­rum­lan­ma­sı­nın da ka­pı­sı­nı ka­pat­tı­ğı hal­de; Ba­tı, yi­ne do­ğum ye­ri Or­ta-Do­ğu olan Mu­se­vi­lik ve Hı­ris­ti­yan­lık eti­ke­ti­ne sı­ğın­ma­sı­na rağ­men on­lar­da­ki doğ­ru me­sa­jın sü­rek­li yan­lış ya da ken­din­ce al­gı­lan­ma key­fi­ye­ti­ne da­ya­lı bir bö­lün­me-ça­tış­ma ta­ri­hi do­ğur­muş­tur. 

Bu yüz­den de teh­dit al­gı­la­ma­la­rı ve kor­ku, on­lar­da gü­ven­lik ve bir­lik stra­te­ji­le­ri­nin la­it-mo­ti­ve­’i olur hep...

Ba­tı­’nın son üç asır­da bü­yük bir ge­liş­me or­ta­ya koy­ma­sın­da da bu bö­lün­me-ça­tış­ma gü­dü­le­me­si çok müs­pet te­sir ic­ra et­miş­tir. İse­vi­le­rin Ro­ma dev­let ve ik­ti­dar ya­pı­sıy­la uz­laş­ma­sı, bur­ju­va­zi­nin aris­tok­ra­siy­le uz­laş­ma­sı, şim­di de iki dün­ya sa­va­şın­da dün­ya yü­zün­de­ki en bü­yük kan dö­kü­cü­lü­ğün –bir­bir­le­ri ara­sın­da- ya­şan­ma­sı­na se­bep olan­la­rın ulus­lar-üs­tü bir sis­te­mi: AB’­yi in­şa et­me­si, me­sa­jın doğ­ru­lu­ğun­dan çok ken­din­ce ona bi­çim ver­me ira­de­le­rin­den ve bu bö­lün­me-ça­tış­ma ge­le­ne­ğin­den ne­fes al­mak­ta­dır.

İs­lâ­m’­ı ve Türk­lü­ğü Bı­rak­sak

Pro­tes­tan­lı­ğın bir ik­ti­sa­di ni­zam, bir ge­liş­me çiz­gi­si or­ta­ya koy­du­ğu id­di­asın­dan bu ya­na bu dik­ta­tor­ya, bir ta­kım çağ­daş il­mî di­sip­lin­le­ri de kul­la­na­rak, bü­tün dün­ya­yı ken­di an­lam­bi­li­mi çer­çe­ve­sin­de dü­şün­me­ğe zor­la­mak­ta­dır. İs­ter is­te­mez in­san­lık on­la­rın ör­dü­ğü dü­şün­me ka­lıp­la­rı için­de ken­di­le­ri­ni bi­çim­le­mek­te­dir­ler. Bu da is­ter is­te­mez tek me­de­ni­yet te­zi­ne doğ­ru in­san­lı­ğı sü­rük­le­miş­tir, da­ha da sü­rük­le­mek­te­dir. Al­ter­na­tif­siz bir me­de­ni­yet pro­je­si ger­çek­te in­san­lık için en bü­yük bir fe­la­ket­tir.

İnan­dı­ğı de­ğer­le­ri sa­de­ce “e­ti­ke­t” ola­rak ta­şı­yan, Tan­rı­’yı öl­dür­dük­ten son­ra bü­tün me­saj­la­rı ken­din­ce bi­çim­le­yen Ba­tı, as­la bir Do­ğu­’lu­nun me­se­lâ bir Müs­lü­ma­n’­ın me­sa­jı­nı baş­ka in­san­la­ra ve top­lum­la­ra ulaş­tır­ma ve on­la­ra kar­şı iyi ni­yet bes­le­me has­le­ti­ne sa­hip ola­maz. Ya­ni siz, Ba­tı­’ya de­se­niz ki; “biz bu din­den çok çek­tik, ar­tık Müs­lü­man de­ğil de Hı­ris­ti­yan ol­mak is­ti­yo­ruz, Türk ol­mak­tan da vaz­ge­çi­yor ve bun­dan böy­le Fran­sız olu­yo­ru­z”, si­zi yi­ne ken­di­le­rin­den say­ma­la­rı im­kân­sız­dır. 

Ce­mil Me­riç, “bü­tün Ku­r’­an’­la­rı yak­sak, bü­tün ca­mi­le­ri yık­sak; Ba­tı­’nın gö­zün­de biz yi­ne Os­man­lı­’yız, Os­man­lı ya­ni İs­lâ­m” der­ken bu ger­çe­ğe par­mak bas­mış­tı. 

Do­la­yı­sıy­la bu­gün Kıb­rı­s’­ı da ver­sek, za­ten tar­tış­ma­ya baş­la­dık, ca­mi­le­ri de yık­sak, Aya­sof­ya­’yı ki­li­se de yap­sak; Ko­pen­hag kri­ter­le­ri­ni faz­la­sıy­la ye­ri­ne ge­tir­sek, hiç­bir Ba­tı ül­ke­sin­de ol­ma­yan hak­la­rı da de­mok­ra­si­yi de ge­liş­tir­sek yi­ne bi­zi ken­di­le­rin­den ka­bul et­me­le­ri müm­kün de­ğil­dir. 

Ba­tı­’nın Der­di: Ne Kül­tür Aşı­la­mak, Ne Me­de­ni­yet Ge­tir­mek

Zen­gin ül­ke­ler, ya­kın ge­le­cek­te­ki muh­te­mel eko­no­mik ve sos­yal çö­zül­me­nin bi­te­vi­ye bir çö­kü­şü ateş­le­ye­ce­ği­ni bil­dik­le­rin­den “kök­lü­” ted­bir­le­re baş­vur­mak eme­lin­de­dir­ler. Bu da el­bet­te ki bü­tün “e­ner­ji­” tra­fi­ği­ne hâ­kim ol­mak­tan baş­la­ya­rak yok­sul ül­ke­le­ri ba­şı­nı kal­dı­ra­ma­ya­cak­la­rı dar­bo­ğaz­lar­da ken­di coğ­raf­ya­la­rın­da tut­mak ve dün­ya yü­zün­de ye­ni ay­rış­ma­lar mey­da­na ge­tir­mek­ten geç­mek­te­dir. Ak­si tak­dir­de, bir dün­ya ba­rı­şı pro­je­si­ni sa­mi­mi­yet­le is­te­ye­cek olan dün­ya güç­le­ri­nin ya­şa­nan bu ka­dar çok pa­ra­dok­su açık­la­ma­sı bek­le­nir­di. Yağ­ma­yı ken­di ül­ke­si­nin ba­şı­na ge­le­bi­le­cek en bü­yük fe­la­ket ola­rak çok iyi tak­dir eden söz­de “ko­alis­yon güç­le­ri­” ni­çin Ira­k’­ta yağ­ma­ya - ta­la­na izin ver­mek­te­dir? 

Ni­çin Su­ri­ye­’de re­jim de­ği­şik­li­ği­ni onay­la­ma­mak­ta­dır­lar? Ni­çin baş­ka­ca Arap ül­ke­le­rin­de hiç haz­zet­me­dik­le­ri sis­tem­ler ol­du­ğu hal­de sırf men­fa­at­le­ri­ne uy­duk­la­rı için on­la­rın dü­zen­le­ri­ne iliş­me­mek­te­dir­ler?

Bu bi­linç­li uy­gu­la­ma, iş­gal gü­cü­nün iş­gal et­ti­ği coğ­raf­ya­yı ken­di de­ğer­le­rin­den de uzak tut­ma ama­cı ta­şı­dı­ğı­nın bir gös­ter­ge­si­dir. Pet­rol şir­ket­le­ri­nin tem­sil­ci­le­ri ye­ni ik­ti­dar­la­rın­da yak­la­şan glo­bal teh­di­din şim­di­ki “pan­su­ma­n” ted­bir­ler­le alt edi­le­bi­le­ce­ği­ne el­bet­te inan­ma­mak­ta­dır­lar. Ama bü­tü­nüy­le hırs­la­rı­nın esi­ri ol­duk­la­rı­nı gös­ter­me­mek için hâ­lâ ge­le­nek­sel ba­tı de­ğer­le­ri­ni tem­sil et­me id­di­ası­nı da sür­dür­me­ğe ça­ba­la­mak­ta­dır­lar. Ge­çen yüz­yıl­da ya­rım bı­rak­tık­la­rı­nı dü­şün­dük­le­ri bü­tün dos­ya­la­rı ye­ni­den aç­mış­lar­dır. Ge­çen asır­da mev­cut olan dev­let sa­yı­sı iki mis­li­ni aş­tı­ğı hal­de, dün­ya­ya ege­men dev­let­le­rin sa­yı­sın­da bir de­ği­şik­lik ol­ma­mış­tır. Ha­la ye­di ül­ke söz sa­hi­bi­dir ve ül­ke sa­yı­sı her ge­çen za­ma­na nis­pet­le da­ha da ar­ta­cak­tır. He­def ken­di coğ­raf­ya­la­rın­da müm­kün ola­bi­len en ge­niş bir­lik mey­da­na ge­ti­re­bil­mek, pe­ri­fe­ri­de ise ala­bil­di­ği­ne da­ğı­nık bir si­ya­sal ya­pı üre­te­bil­mek­tir. Bu yüz­den bir yan­dan blok­laş­ma­lar ar­tar­ken ay­nı za­man­da ne ka­dar et­ni-si­te var­sa di­ril­til­me­ğe ay­rış­tı­rıl­ma­ğa ça­lı­şıl­mak­ta­dır. Ye­ni ye­ni sos­yo­lo­ji­ler icad edil­mek­te, ye­ni kim­lik­ler da­ha doğ­ru­su kim­lik­siz­leş­tir­me­ler kö­rük­len­mek­te­dir. Ken­di kim­li­ğin­den ko­pa­rı­lan in­san­lar fi­kir­ler ye­ri­ne fi­gür­le­rin esi­ri kı­lın­mak­ta, eti­ket ya­pış­tı­rı­la­rak ger­çek­te adı var ken­di yok in­san­lar, de­ğer­ler ve top­lum­lar or­ta­ya çı­ka­rıl­mak­ta­dır. 

Kı­sa­ca Ba­tı, ken­di va­ro­luş te­mel­le­ri­nin doğ­ru me­sa­jın key­fin­ce kur­gu­lan­ma­sı üze­ri­ne bi­na edil­di­ği­ni bil­di­ğin­den; ken­di dı­şın­da­ki­le­rin de doğ­ru ME­SA­J’­dan doğ­ru kur­gu­lar ge­liş­tir­me­me­si için ken­din­den uzak­laş­tır­mak­ta­dır. 

Öy­ley­se söz­de bu top­rak­la­rın ru­hu­nu kav­ra­dı­ğı­nı bi­len­ler, bu id­di­ada olan­lar iki­de bir gâ­vur­la ay­nı hül­ya­la­ra da­lıp git­mek­te­dir­ler? İt­ti­fak pe­şin­de koş­ma­nın dı­şın­da, ken­di ev­la­dı­na inan­ma­yıp on­la­rın önü­ne koy­duk­la­rı uyum prog­ram­la­rı­nı, her ko­nu­da­ki çö­züm öne­ri­le­ri­ni pet di­ye uy­gu­la­ya­bil­mek­te­dir­ler?

Mâziden:
Cemil Meriç, Attila İlhan’ı severdi. O’nun Hangi Batı kitabını okuyup rahmetli Seyfettin Manisalıgil’le Divan Pastanesine ziyarete gittik. Hayli konuştuk. Bir Cemil Meriç’ten dinledik Batı’yı, bir Attila İlhan’dan. Böyle kalemlerimiz kaldı mı? Şimdilerde doğuya pek fazla açtık yüzümüzü ama Batı’yı da bilmiyoruz, Doğu’yu da…

Dağarcık:

“…Bir eliyle Aristo’nun sakalını çekiyor, bir eli keşişlerin başlığında. Parmakları hem gizli kitapların sayfalarını karıştırıyor, hem Papa emirnamelerinin… Ruh-ül Kudüs adına, başında miğferi sağı solu bombalayan papayı görünce basıyor kahkahayı…” 
Cemil Meriç 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Lütfü Şehsuvaroğlu Arşivi