Hasan Karakaya

Hasan Karakaya

CERN’i boşver... Sen CHP’yi ele geçirmeye bak!

CERN’i boşver... Sen CHP’yi ele geçirmeye bak!

Birkaç gündür, bütün dünyada bir “CERN fırtınası” esiyor... İnsanlar, CERN ile yatıp, CERN ile kalkıyor... Bazı insanlar ise, “Dünyanın sonu geldi” deyip, “intihar” ediyormuş... İşin özü, nihayetinde CERN’de bir “deney” yapılıyor... Ama “deneyin amacı” ne?.. Ya da, “insanlığa faydası” ne?.. Bütün bunlar, şimdilik “sır” durumunda... Kimi bilim adamları, “Açığa çıkacak enerjiyi ele geçirecek olan, dünyaya hakim olur” derken, kimi de “faydasız bir girişim” olduğu görüşünde!..
Ne yalan söyleyeyim; gazeteler ve televizyonlardaki haberler ilgimi çekmiş olsa da, olayın üzerine pek gidemedim... Evet gidemedim; çünkü “CHP” veya “kartel medyası” ile ilgilenmekten “Toryum” merkezli enerji ile ilgilenmeye pek fırsat bulamadım... Hatta, şöyle bile dedim:
“Bu enerjiyi ele geçirmeyi bırak, sen CHP’yi ele geçirmeye bak!”
Çünkü, “CHP’yi ele geçirmek” demek, ilk etapta Türkiye’yi, daha sonra da “dünyayı ele geçirmek” demek!..

CHP’NİN ÖNEMİ!
Öyle ya;
CHP’yi ele geçirirsen, ilk etapta “İş Bankası”nı ele geçirmiş olursun!.. İş Bankası’nı ele geçirirsen, “Aydın Doğan’ı Aydın Doğan yapan sermaye”yi ele geçirmiş olursun!.. O “sermaye”yi ele geçirince de; Türkiye’deki “medya”yı ele geçirmiş, kontrol altına almış olursun!.. Ehh, “medya”yı ele geçirince de; “Bizi, biraz da medya kışkırttı” diyen “darbeci”leri ele geçirmiş olursun!..
“Darbeci”leri ele geçirmek demek de; “Türkiye’nin önünü açmak” demek olacağından, “önü açılmış bir Türkiye”nin, “dünyayı kontrol etmesi” işten bile değildir!..
Şimdi anladınız mı, “CHP’yi ele geçirme”nin ne kadar önemli olduğunu?!?..
CHP ele geçirildiğinde, Türkiye’de “Deniz Feneri’nde yolsuzluk” gibi “yapay tartışmalar” yaşanmaz!..
“Vicdanın kurumsallaşması” olarak görülen “yardım kuruluşları”nın tekerine çomak sokulup, “yardımlaşma, dayanışma, iyilik ve merhamet” gibi ulvî duygular köreltilmiş olmaz!..
İşte bunun içindir ki;
Türkiye için en büyük buluş, “CHP’yi ele geçirme veya kontrol etme” buluşu olacaktır!..
“Keşif” veya “icat” peşinde koşanlar, CERN’e koşmak yerine, ilk önce “CHP’nin sırrını çözme” projesine koşmalıdır ki; “gerilim” ve “kavga” üreterek “milletin enerji ve birikimini çalan” CHP, kontrol altına alınabilsin!..

PEKİ NEDİR, CERN DEDİKLERİ ŞEY?
Sanıyorum “CHP’nin önemi”ni anlatabildim... O halde, “CERN’in önemi”ni anlatabiliriz...
Efendim, biliyorum soracaksınız:
“CERN denilen şey nedir?”
Efendim; CERN, Nükleer Araştırmalar için Avrupa Konseyi anlamına gelen Fransızca Conseil Européen pour la Recherche Nucléaire sözcüklerinin kısaltmasıdır. Bu kurum, İsviçre ve Fransa sınırında yer alan dünyanın en büyük parçacık fiziği laboratuvarıdır. 1954 yılında 12 ülkenin katılımıyla kurulmuş olan CERN’in günümüzde 20 asil üyesine ilaveten Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 8 “gözlemci” üyesi vardır.
CERN’de yüzlerce bina, 3000 kişilik destek personeli ve nöbetleşe kısa süreler için çalışan 2500 kadar fizikçi vardır. Bunlardan 100 kadarı teorik fizikçilerdir. Diğerleri ise, teorisyenlerin fikirlerinin tecrübe edildiği deney düzeneklerinin projelerini hazırlayan, yapımını sağlayan ve deneyleri yürüten tatbikatçılardır.
CERN’de en önemli yer, yeraltındaki parçacık hızlandırıcılarının, yani akseleratörlerin olduğu bölgedir. Tarım arazisinin altında kilometrelerce uzanan dev makinalarda atom parçacıkları ya birbirleriyle, yahut atom çekirdeği ile korkunç hızlarda çarpıştırılırlar.
İşte bu “Nükleer Araştırma Merkezi”nde;
Aralarında 50 Türk’ün de bulunduğu 5 binden fazla fizikçi dünya ve kâinatın sırrını çözmek için düğmeye basmış!..
Big Bang, yani “Büyük Patlama”ya göre, kâinat; sıfır hacme sahip bir noktanın patlamasıyla ortaya çıkmıştı. Big Bang’in gösterdiği önemli bir gerçek vardı: Sıfır hacim “yokluk” anlamına geldiğine göre, kâinat, “yok” iken “var” hâle gelmişti...
Cern laboratuvarındaki bilim adamları; dünyanın en büyük parçacık hızlandırıcısı sayesinde kainatın oluşumuna yol açan Büyük Patlama’yı (Big Bang) laboratuvar ortamında yeniden oluşturmayı planlıyor.
Dev Parçacık hızlandırıcının içinde bulunduğu 27 km’lik tünelde ışık hızıyla hareket eden protonlar 800 milyon defa çarpıştırılarak “Büyük Patlama” ortamının elde edilmesi planlanıyor. Proje kapsamında gerçekleştirilecek deneyler esnasında minyatür kara deliklerin ortaya çıkması ve evrenin sürekli genişlemesine sebep olan enerjiye dair yeni ipuçlarının elde edilmesi hedefleniyor.
Cihaz devreye girdiğinde mıknatısla tünelde hızlandırılarak yaklaşık ışık hızına ulaşacak protonlar, karşı yönden gelen protonlarla çarpışacak. Bir saniyede 800 milyon çarpışmanın beklendiği deney esnasında her proton, saatte yaklaşık 200 km hız yapan 400 ton ağırlığında bir trenin çarpmasına eşit bir darbeye maruz kalacak.
Çarpışma sonrasında ortaya çıkması beklenen Higgs Boson adı verilen zerrecikler tünelin içine yerleştirilen Atlas Dedektörü tarafından tespit edilecek.

BÜYÜK SIRLAR VE KAZA!!!
Peki, neyi araştırıyor bilim adamları?..
CERN’de Büyük Hadron Çarpıştırıcısı (LHC) 13.7 milyar yıl önce meydana geldiği sanılan Büyük Patlama’dan hemen sonraki başlangıç şartlarını oluşturan maddeyi öğrenmek için faaliyete geçmiş...
Deneyin ilk kısmında “Evrenin sırrı ne?”, “Madde neden ve nasıl kütle kazandı?”, “Maddeyi oluşturan temel parçacıkları bir arada tutan kuvvet ne?”, “Evrenin yüzde doksanını oluşturan ‘karanlık madde’ bulmacasının ardında ne var?” bilmecesini çözecek olan protonlar, 27 kilometrelik tüneli, ışık hızının yüzde 99.999’uyla geçmiş!..
Deney, resmi katılımlarla birlikte 21 Ekim 2008 tarihinde Fransa’da başlatılacakmış!..
Sonuçlar ise en erken 2009 sonunda elde edilebilecekmiş!..
Atlas Deneyi’nin direktörü Peter Jenni, dünyaya yönelik algıların deneyle birlikte tamamen değişebileceğini söylemiş!..
Bu arada, “kısa” ama “düşündürücü” ve hayli “önemli” bir bilgi aktarayım:
Projeye 10 yılı aşkın emek veren Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyesi Prof.Dr. Engin Arık, bu ekibin içinde yer alamadı!.. Çünkü; geçtiğimiz yılın sonunda Isparta’nın Keçiborlu ilçesi yakınlarında düşen Atlasjet’e ait yolcu uçağında bulunan Arık ile aynı üniversiteden araştırma görevlisi Özgen Berkol Doğan, yüksek lisans öğrencileri Engin Abat ve Mustafa Fidan kazada hayatlarını kaybetmişlerdi!..
Evet, o “tartışmalı” kazada!..
Aselsan’daki “intihar”(!)lar gibi, bu kaza(!) da, hâlâ tartışılıyor!..
“Kaza” mı, yoksa “sabotaj” mı?..

ASIL HEDEF, TORYUM SANTRALLERİ!
Bizler, birçok “tartışma” gibi, bunu da tartışırken, Star’dan Murat Birsel’in bir yazısı çekti dikkatimi.
Murat Birsel, bir “soru”yla girmiş konuya:
“Mesela size deseler ki:
“Bir portakal sıkacağı yapmışlar; öyle bir alet ki portakalın çekirdeğini koyuyorsun, onu alıyor bir portakal ormanına dönüştürüyor, sonra portakalları toplayıp sıkıyor ve sonuçta bir çekirdekten on bin bardak portakal suyu elde ediyorsun!”
Cevabınız muhtemelen şöyle oluyor:
“Git kardeşim işine, abuk subuk deli saçmalarıyla adamın asabını bozma!.. Al sana bir çekirdek; koş makineye at o zaman, on bin bardak portakal suyun başımın gözümün sadakası olsun, haydi selametle...”
Şimdi sıkı durun işin aslını yazıyorum:
1. Bizim bütün ülke, portakal bahçesi.
2. Tek bir çekirdekten on bin bardak sıkan dalgamotorun da deneyleri yapılıyor.
Tercümesi...
Şu ana kadar ‘portakal’ kod adıyla andığımız madenin gerçek adı ‘toryum’.
Dünyadaki toplam 1.100.000 tonluk toryum rezervinin 800.000 tonunun bizde (çoğunluk Orta ve Batı Anadolu’da olmak üzere) olduğu biliniyor.
Yer altında bekleyen hazinenin değeri en az 120 trilyon dolar olarak hesaplanıyor.
Türkiye’deki bu rezerv mevcut teknolojiyle dünyanın toplam elektrik ihtiyacını 500 yıl karşılayacak durumda.
Nedir?
Dünyanın en büyük ‘portakal bahçesi’nin sahibiyiz, iş kaldı ‘dalgamotoru’ bulmaya...
İşte şu anda CERN’de deneyler yapıyorlar ya, gazeteler yazıyor, televizyonlarda anlatılıyor; ‘dalgamotor’ da o!
On yıla kadar toryum enerji santralleri kurulmuş olacak, geleceğin yakıtı diye kabul ediliyor ve halihazır Cenevre’de yer altında ilerleyen deney bu işle çok yakından ilgili.
Peki biz -Türkiye- CERN’e üye miyiz?
Yooo!”

CHP, ENERJİ TÖRPÜSÜ!
Bilmiyorum daha fazla söze hacet var mı?..
Her şey açık ve net!..
Dünya, “Büyük Patlama’yı araştırma” görüntüsü altında “geleceğin yakıtı” olarak gördüğü “toryum enerji santralleri”ni inşa etmenin derdinde!..
Ya, biz ne yapıyoruz?..
“Kısır tartışmalar”la hem zaman öldürüyor, hem de “enerji”mizi boşa harcıyoruz!..
Kısır tartışmaların mimarı da CHP ve onun genel başkanı Bay Baykal’dan başkası değil!.. CHP ve Baykal için, “ömür törpüsü” der gibi, “enerji törpüsü” dersek, herhalde abartmış olmayız!..
Onun için diyorum ya; “CHP ele geçirildiği” anda; Türkiye’de “bilim” de gelişir, “özgürlük” de!..
Dahası, “enerji”mizi de boşa harcamamış oluruz!..
O halde; CERN’i bırak, CHP’ye bak!..

Konuşun, ama zamanında!
Dünkü gazetelerde, şöyle bir haber vardı:
"RTÜK Başkanı Zahid Akman, Deniz Feneri davası nedeniyle Doğan Grubu'nun kendisini hedef göstermesinin arkasında farklı nedenler bulunduğunu söyledi. Akman, Doğan Grubu'nun 4. karasal yayın hakkını elde etmek için kendilerine başvurduğunu belirterek, ‘Cuma günü grubun üst düzey yöneticisi beni ziyaret etti. Cumartesi günü de karalama kampanyası başladı’ dedi. Akman, Doğan Grubu'na ait yayın organı D-Smart'ın 11 kanalının da lisanssız olarak faaliyet gösterdiğini kaydetti."
İddialar, "birinci elden" olduğuna göre, "doğruluk payı" yüksek olmalıdır...
Ancak, Zahid Akman'ın "zamanlaması" yanlış!..
Kanal D'deki, "bir şarkıcı/sunucunun evlilik töreni"ne katılıp, orada "şahitlik" yaparak, "Aydın Bey'e yaranma" çabalarını bırakıp, bu iddialarını daha önce dile getirseydi, herhalde bu kadar yıpranmazdı!..
Derim ki; konuşun ama "vaktinde" konuşun!..

Önceki ve Sonraki Yazılar
Hasan Karakaya Arşivi