Lütfü Şehsuvaroğlu

Lütfü Şehsuvaroğlu

Seçim Üstüne: Sağ Elimde Beş Parmak...

Seçim Üstüne: Sağ Elimde Beş Parmak...

 1-  ‘UNUTMA’LAR BİRBİRİNE KARIŞTI

Akparti afişleri onlar konuşur, Akparti yapar sloganıyla billboardları doldurdu. Zaman zaman da unutma diyor afişlerinde… Televizyon reklamlarında da var. Hastanelerde sıra beklemeler, neydi eskiden bu yollar? Şimdi öyle mi ya türünden hatırlatmalar.

Unutma faslından MHP de gidiyor.

Unutma diyor, yandaşlarını işe aldılar. Unutma diyor yolsuzlukları hatırlatıyor…

Hatta MHP’nin bazı ‘Unutma’ları zorla sökülmüş. Demek ki hayli rahatsız etmiş.

Akpartinin unutmalarına alıştık.

Her vesileyle hatırlattı zaten…

Uma bana kalırsa bu unutturmamalar, bu hatırlatmalar birbirine karıştı.

Netice itibariyle Akparti MHP koalisyonu belki de bu unutmamaların bir sentezi olabilir.

Ne dersiniz?...
                 

               2- MİLLİ İTTİFAK

Milli İttifak üstüne nihayet Taşgetiren de yazdı.

Bu demektir ki, iktidarı epeyce endişeye sevk ettirmiş bu ittifak.

Daha önceleri kimse kaale almazdı. Ama şimdi endişelenenlerin titiz uyarıları basında arz-ı endam etmeye başladı.

En azından Milli İttifak iktidar kanadından çok oy transferi gerçekleştireceğe benziyor.

Demek ki MHP, BBP, SP ittifakı iktidar alternatifi olabilirmiş…

Neden olmadı acaba?

Fakat Milli İttifak mimarlarını tebrik etmek lazım.. Gerek program hazırlıkları bakımından, gerekse meydanlarda ve diğer seçim çalışmalarında gösterdikleri performans bakımından…

Yeni ve çarpıcı bir kampanya sürdürüyorlar.

Bir de sözlerinde dururlarsa…

Kimse yanlarına yaklaşamaz.


           3   MHP VE OCAK MİSYONU

MHP belli ki oylarını artırıyor. Hak etsin etmesin muhalif kitleler MHP’ye yönelecek gibi.

Hak etsin etmesinden muradım bu partinin iktidara hazırlıklı olup olmadığı meselesi değil; gösterdikleri performans ve kampanyaları ile ilgili..

MHP gerçekten bir gönül seferberliği yapsa, bir program kurultayı tertip etse, bir yeni dünya ve Türkiye profili çizse yani ki 12 Eylül öncesi o büyük kuşatıcı rüzgârını tekrar estirse ve yepyeni bir iktidar projesi ortaya koysa hem

Türkiye için hem bütün Türk ve İslam âlemi için umut olur.

Fakat nedense Abdulhamid kompleksi hissediyorum. Elindekilerini muhafaza 

edemiyor. O büyük potansiyelini konuşturamıyor…

Bir ocak misyonu ve vizyonu ihtiyacı var.

Üzerlerindeki ölü toprağını kaldırıp atacak bir ortak ses ve nefese ihtiyaç var. Bir gönül seferberliğine, bir ideolojik bütünlüğe, insan kazanma sanatına…

Yeniden bir insan kazanma sanatına…

Bu toprakların bin yıllık terkibinin, mayasının, Türk’ün ruh kökünün yeni bir form ile ifasına…

Türk milletinin ruh ve beden dinginliğine…

Yunus ve Yavuz bileşkesine…

Namusuna uzanan eli kıracak güçlü iradeye ve kendinden olana tevazuların en güzelini gösterebilecek bir eren sabrına… Sabrına ve sevgisine…

“Bütün ülküdaşlarımızı yeniden toplayıp bir yeni diriliş muştusu ortaya koyalım” diyene: “Vatan Partisine gitsinler” diye kinayeli laflar etme yerine, o gidişlerin sebebini araştırıp bırakın gitmeleri her toplum kesitini bir araya getirebilecek bir milli şuur uyanıklığı ve milli bütünlük felsefesi vücuda getirmesi gereken MHP’nin kendi ördüğü kompartımanlardan kurtulması lazım.

Belki de modern parti binasının planı o partiyi bu hale getirdi…

Hiç ama hiç istişare yok…

Eskiden öyle miydi ya?

Bence bu bina ve içindeki yerleşim yanlış…

Bir kamu kuruluşu gibi…

Daire başkanlarının birbirlerinden 

haberleri yok…

Herkes kendi dünyasında…

Gemisini yürüten kaptan…

Dava ile bine arasındaki korrelasyon katsayısı üzerine bir doktora çalışması yaptırsın şu bizim çok bilmiş siyaset sosyologlarımız…

Çok merak ediyorum doğrusu…

 

              4- YİNE DE MHP İÇİNDE ÜLKÜCÜLER VAR

Ocaktan bazı arkadaşlar seçilebilecek yerlerde…

Mustafa Mit bunlardan biri…

Ocağın geçmişinde çok büyük rolü ve emeği var.

Muhsin Yazıcıoğlu’nun en yakın arkadaşı…

Hatta Muhsin Başkanı ocak başkanı yapan o genel merkezi istifa ettirme projesinin mimarlarından. Biri oysa diğeri rahmetli Sefa abi ve Yılmaz Şenyüz.

Aynı evde kaldık biz. Muhsin Yazıcıoğlu, Mustafa Mit, Hasan Bölücek, Haldun Taşova, Ali Eroğlu, Hasan Çağlayan ve ben…

Hasan Bölücek de Antalya’dan seçilebilecek yerden aday olsa fena olmazdı.

Sonra Gaziantep adayları Fevzi Koçoğlu ile Prof. Dr. Ümit Özdağ…

Onlara da başarılar diliyorum. 

Ümit genel başkanlığa adaydı. Ama kongre salonuna girememişti.  21. Yüzyıl Enstitüsünün kurucusu…

Şimdi inşallah MHP’nin mecliste öğretici konuşmalar yapan hatiplerinden birisi olacak.

Hitabette MHP ve misyonunu temsil edebilecek o kadar çok insanımız var ki, fakat nedense kısır ve kekeme bir dilden bir türlü kurtulamadılar. İnşallah yeni dönemde bu bir nebze kırılır.

Çünkü ben rahatsız oluyorum en azımdan…

Yetmez mi?

 

   5  GELELİM AK PARTİ ve HDP cephe(leşme)sine…

Yine de seçimin en kritik mihveri bu cephede cereyan edecek.

Yani Akparti ile HDP’nin oluşturduğu cephede…

Aslında karşı karşıya görünen bu iki parti global çözüm sürecinin iki olmazsa olmazı. Mütemmim cüzü…

Eğer çözüm süreci devam edecekse Akparti ile HDP zaten aynı masanın iki tarafı…

Başkanlık sistemi ısrarı nedeniyle HDP’nin barajı aşmaması ve Akpartinin arzulanan koltuk sayısına erişmesi seçime kadar olan dönemin en büyük siyasi bulgusu…

Çözümleyiciler başka önermede bulunamıyorlar.

HDP barajı aşarsa Türkiye buna hazırlıklı aslında.

Aşmasa da hazırlıklı…

Dolayısıyla her iki halde de yeni dönemin yine karşıtlıkların buluşturulduğu cepheye göre şekilleneceğini söylemek kehanet olmaz.

CHP’nin bilerek ve isteyerek HDP’ye barajı aştıracak bir ödünç oy taktiğine başvuracağını sanmıyorum. Akpartiyi sırf başkanlık sistemine götürecek ve Erdoğan’ın hâkimiyetini alternatifsiz kılacak sürecin HDP’nin barajı aşmasına bağlı olduğunu bilseler de buna tevessül edeceklerini düşünmüyorum. Fakat geçişli tabanlar üst yönetimin hilafına kendi seçmen iradesini kullanacak gibi…

Aslı MHP’li olanların arasından bile HDP barajı aşsın diye ilk bakışta müthiş bir tenakuz gibi görünen oy trafiğine şaşmamak gerek.

Akparti için bence esaslı olan handikap Ahmet Hoca ile karizmatik Erdoğan arasındaki mevki ve misyonlarını içselleştirme açısından yaşadıkları derin travmanın akıbetinin ne olacağı sorunudur. 

Ahmet hoca er ya da geç mührünü vurmak arzusundadır. Ama seçim iki ucu pis değnektir.

Aşağı tükürse sakal, yukarı tükürse bıyık…

Geçenlerde aldığı hediyeyi iade etme davranışı bence örnek bir davranıştır.

İyi ki, sayın Erdoğan Diyanet İşleri Başkanı Görmez’in yaptığını kürsülerden “bana sorsaydı, izin vermezdim” gibi muhatabını daha çok rencide eden çıkışını Hoca’ya yapmadı…

Nasıl almazsın o hediyeyi, ne demek istiyorsun gibisinden…

Ama şimdiden Sayın Erdoğan klasik Cumhurbaşkanlığı yetkisi ile yetinse yerinde olur.

Aksi takdirde Ahmet Hoca iki yıl sonraki seçim için başka bir proje peşinde…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
6 Yorum
Lütfü Şehsuvaroğlu Arşivi