Cübbeli Ahmet Hoca

Cübbeli Ahmet Hoca

Kalkanı deldirmemek lazım

Kalkanı deldirmemek lazım

Müs­lü­man­lık ko­lay iş de­ğil. Dün­ya­da yap­tı­ğı­nız amel­ler si­zi ka­bir aza­bın­dan ko­rur, si­ze kal­kan olur. Ama na­ma­zı­nız düz­gün de­ğil­se, oru­cu­nuz ek­sik­se o kal­kan de­lik olur. 

Ame­lin yok­sa her ta­ra­fın de­lik de­şik de­mek­tir. Azap gel­di­ğin­de ge­çit olur, gi­rer ora­ya. Ku­r’­an ol­sa ba­şın­dan tu­ta­cak, oruç ol­sa göğ­sün­den tu­ta­cak. Hep­si­nin kar­şı­lı­ğı var. Bir in­sa­na va­az et­sen, iyi­li­ği em­re­dip, kö­tü­lük­ten neh­yet­sen, se­ni azap­tan ko­rur. 

Soh­bet­le­ri­miz ol­du­ğu za­man far­kın­da ol­ma­yan bi­ri­ne me­saj çe­kip “Kar­de­şim Al­lah rı­za­sı için bir din­le. Bel­ki fay­da­la­nır­sın, ba­na da du­a eder­si­n” di­ye­rek ada­mı soh­be­te yön­len­dir­sen, o adam da soh­bet­ten hi­da­yet bul­sa, o vaa­zı o ada­ma sen yap­mış olur­sun. Çün­kü sen söy­le­me­sen ada­mın ha­be­ri yok. 

KA­LE­YE GİR­MEN GE­REK

Sen bi­ri­ne acır­san Al­lah da sa­na acır. Ka­bi­re gir­di­ğin­de, za­ma­nın­da çek­ti­ğin bir soh­bet me­sa­jı sa­ye­sin­de bir ki­şi töv­be et­miş­tir, o amel ka­bir­de ge­lir. Sa­na “Sen iyi­li­ği em­ret­tin, ada­ma na­si­hat et­ti­n” der­ler. Mün­ker ve Ne­kir aza­ba ge­lin­ce ora­dan ge­çit ol­maz. Çün­kü bir in­sa­na et­ti­ğin na­si­hat­le kur­tu­lu­şu­na se­bep ol­du­ğun için. Ama bu ha­lin­le ne ya­pa­cak­sın kar­de­şim?! Her ta­ra­fın boş­luk se­nin.  Na­ma­zın sa­kat, oru­cun sa­kat. Her yer de­lik de­şik.  Onun için ka­le­ye gir­men ge­rek. Al­la­h’­ın zik­ri ka­le­dir. Kal­ka­nı ku­şa­na­cak­sın. 

YAN GELİRLER GİDER

Çün­kü düş­man, şey­tan, ne­fis sal­dı­rı­yor. Kal­ka­nı ku­şa­na­cak­sın ama del­dir­me­ye­cek­sin de. Ka­pı­sı açık ka­le­nin ne fay­da­sı olur?! Na­ma­zı yan­lış kı­lar­san kur­tar­maz. Aley­hi­ne da­va­cı olur. Oruç kal­kan­dır. Ra­ma­zan-ı şe­rif ge­li­yor şim­di­den şa­ban oruç­la­rın­dan alış­tı­rın ken­di­ni­zi. Oruç kal­kan­dır ama del­dir­me­dik­çe. De­lik­se ora­dan so­kar düş­man. Şey­tan, ne­fis gi­rer. Oru­cu­nu mu­ha­fa­za ede­cek­sin. 

Efen­di­mi­z’­e “Ney­le de­li­nir Ya Re­su­lal­lah (Sal­lal­la­hu Aley­hi ve Sel­lem)” di­ye sor­du­lar. 

Efen­di­miz “Ya­lan ko­nu­şur­sa, gıy­bet ya­par­sa oruç gi­de­r” bu­yur­du. Bor­cu­nu öde­miş olur ama yan ge­lir­le­ri gi­der. Se­vap­la­rı gi­der, fa­zi­let­le­ri ka­çar. 

GIYBET ZIRHI DELER

He­le bu gıy­bet öy­le bir de­tay­lı ki. Ge­çen­ler­de bir ki­tap­ta oku­dum. “Bir ada­mın adı geç­ti­ğin­de ‘Ka­pat ko­nu­yu, gıy­bet et­me­ye­lim. Al­lah ıs­lah et­sin he­pi­mi­zi­’ de­mek de gıy­bet olu­r” di­yor. “Al­lah ıs­lah et­si­n” de­mek “O bo­zuk adam­dı­r” de­mek olu­yor, o da gıy­be­te gi­ri­yor di­yor ki­tap­ta. Bi­ri­ne kı­sa boy­lu de­sen gıy­bet olu­yor ya­hu. 

Ai­şe ana­mız Efen­di­mi­z’­in di­ğer bir ha­nı­mı için “Ya Re­su­lal­lah bu ha­nı­mın­da çok kı­sa boy­lu­” de­yin­ce “Ye­ter sa­na ey Ai­şe, ye­ter sa­na­” de­miş. Ama za­ten kı­say­dı. Uzu­na kı­sa der­sen if­ti­ra, ya­lan olur. Gıy­bet onu üze­cek laf­tır. 

Böy­le böy­le oruç de­li­ni­yor. 

Ka­bi­re inip de azap ge­lin­ce, oruç aza­ba kar­şı çı­ka­cak ama zırh de­lik. Gıy­bet del­di çün­kü.

 

LAFLA MÜSLÜMANLIK OLMAZ

Müslümanlık zor iş. Müslümanlık lafla olacak iş değil. Müslümanlık sadece, ramazan, bayram, kandil gibi sembollerle olacak iş değil. Müslümanlık şuur işidir. Allah’a kulluk şuurudur. “Mevla her an beni görüyor” düşüncesidir. Allah’ın her zaman kendini gördüğünü bilen adam nasıl davranır? 

Allah başka kulunun hakkını senden soruyor, komşunun hakkını senden soruyor. Böyle bir din var mı?  Bu ne büyük bir din yahu. Adamın aleyhine konuşturmuyor gıyabında. Dinimizden üstün bir şey yok. Ama doğru Müslüman olsak dünyaya hakim olacağız. Ahirete de sahip olacağız.

 

SA­BÂN AYIN­DA SA­LÂT-Ü SE­LAM

Ebu­’l Leys es-Se­mer­kan­dî (Ra­hi­me­hul­lâh)ın be­ya­nı­na gö­re; sa­le­vât oku­mak tüm ibâ­det­ler­den üs­tün­dür. Bu­nun böy­le ol­du­ğu­nu an­la­mak is­te­yen sâ­lât-ü se­lâ­mı em­re­den âyet-i ke­rî­me­yi iyi­ce dü­şün­me­li­dir. Zi­ra Al­lâh-u Teâ­lâ bu ame­li ön­ce ken­di­si baş­lat­mış, son­ra kul­la­rı­na da emir bu­yur­muş­tur. Do­la­yı­sıy­la Al­lâh-u Te­âlâ’­nın kul­lar­la müş­te­rek ol­du­ğu tek amel salât-ü se­lam­dır.

ÜSTÜN BİR  AMEL

Bir de Ra­sû­lül­lâh (Sal­lal­lâ­hu Aley­hi ve Sel­lem)in ken­di­si­ne nis­pet et­ti­ği bir ay­da, ona sa­lât-ü se­lam­da bu­lun­ma­nın ne ka­dar uy­gun, ye­rin­de ve üs­tün bir amel ol­du­ğu iyi dü­şü­nül­me­li­dir. 

Ni­te­kim ken­di­si de bu­na teş­vik­te bu­lun­muş­tur ve ha­dîs-i şe­rî­fin­de şöy­le bu­yur­muş­tur:

 “Ra­ma­zan ayı­nın oru­cu için şa­bân oru­cu ile be­den­le­ri­ni­zi te­miz­le­yin. Her han­gi bir kul şa­bân ayın­da üç gün oruç tut­sa, if­ta­rın­dan ön­ce de ba­na de­fa­lar­ca sa­le­vât oku­sa mut­la­ka Al­lâh-u Teâ­lâ onun geç­miş gü­nah­la­rı­nı ba­ğış­lar.” (Sa­fû­rî, Nüz­he­tü­’l-me­câ­lis, 1/142)

LAFZI KISA GÜCÜ FAZLA

Enes ib­ni Mâ­lik (Ra­dı­yal­lâ­hu Anh)dan ri­vâ­yet edi­len bir ha­dîs-i şe­rîf­te Ra­sû­lül­lâh (Sal­lal­lâ­hu Aley­hi ve Sel­lem) şöy­le bu­yur­muş­tur:  “Şüp­he­siz ki Al­lâh-u Teâ­lâ Ar­ş’­ın al­tın­da nur­dan bir de­niz ya­rat­mış, son­ra ba­şı Ar­ş’­ın al­tın­da, ayak­la­rı ye­di kat ye­rin al­tın­da, bir ka­na­dı do­ğu­da, di­ğer bir ka­na­dı ise ba­tı­da olan bir me­lek ya­rat­mış­tır.

Şa­bân ayın­da bir kul ba­na sa­lât­ta bu­lu­nur­sa, Al­lâh-u Teâ­lâ o me­le­ğe ha­yat su­yu­na dal­ma­sı­nı em­re­der. Me­lek de da­lıp çı­ka­rak, ka­nat­la­rı­nı sil­ker. 

Böy­le­ce her tü­yün­den dam­la­lar dö­kü­lür. Al­lâh-u Teâ­lâ her dam­la­dan kı­yâ­met gü­nü­ne ka­dar ken­di­si için is­tiğ­far­da bu­lu­na­cak bir me­lek hal­ke­der.” (Züb­de­tü­’l-vâ­‛ı­zîn, Dür­re­tü­’n-nâ­si­hîn, sh:233-234) 

“Rû­hu­’l-be­ya­n” sa­hi­bi­nin be­yâ­nı vec­hi­le; on iki bin (ka­dar çok) sa­lât sî­ga­sı var­dır ki meş­rık ve mağ­rib eh­lin­den her bi­ri de­ği­şik la­fız­la­rı ter­cih et­miş­ler­dir.

Gü­nü­müz in­sa­nı otu­rup yüz­ler­ce ve bin­ler­ce sa­le­vât oku­ma­ya him­met ve fır­sat bu­la­ma­dık­la­rın­dan, biz si­ze laf­zı kı­sa an­cak gü­cü çok faz­la olan bir­kaç sa­le­vât sî­ğa­sı nak­le­de­lim.

Şeyh Ah­med Dî­re­bî (Ra­dı­yal­lâ­hu Anh)ın be­ya­nı­na gö­re; Ab­dül­ka­dir el-Gey­la­nî (Ra­hi­me­hul­lâh) se­ya­hat­le­rin­den bi­rin­de bir sa­lâ­tı bir ma­ğa­ra­nın ka­pı­sı­na nak­şe­dil­miş ola­rak bu­lur ve onun el­li bin sa­lâ­ta denk ol­du­ğu­nu gö­rür. 

70 BİN SALATA DENK

Da­ha son­ra mâ­nâ âle­min­de Ra­sû­lül­lâh (Sal­lal­lâ­hu Aley­hi ve Sel­lem)i gör­dü­ğün­de bu­nu so­run­ca, Ne­bî (Sal­lal­lâ­hu Aley­hi ve Sel­lem): “O yet­miş bin sa­lâ­ta mu­ka­bil­di­r” bu­yu­rur. (Neb­hâ­nî, Sa­‛â­de­tü­’d-dâ­reyn, sh:255, 256; Ah­med Dî­re­bî, el-Mü­cer­re­bât, sh:31) 

O sa­lât da şu­dur:


“Ey Al­lâh! Nur­la­rı­nın de­ni­zi, sır­la­rı­nın mâ­de­ni, inâ­ye­ti­nin ta ken­di­si, huc­ce­ti­nin li­sâ­nı, ya­ra­tık­la­rı­nın en ha­yır­lı­sı ve nez­din­de en sev­gi­li­si olan, ken­di­siy­le ne­bî­ler ve ra­sül­le­ri hi­tâ­ma er­di­ğin ku­lun ve pey­gam­be­rin, Efen­di­miz Ku­reyş­li Ne­biyy-i Ûm­mî Mu­ham­me­d’­e, Ehl-i Bey­t’­ine ve sa­hâ­be­si­ne çok­ça sa­lât-ü se­lâm ey­le!

 (Müş­rik­le­rin) vasf (ni­te­le­me ve hak­kın­da uy­gun­suz ko­nuş­ma)la­rın­dan, iz­zet sa­hi­bi Rab­bi­ne ten­zîh ol­sun! Gön­de­ri­len­le­re se­lâm ol­sun! Âlem­le­rin Rab­bi­ne ham­dol­sun.”

DİLEKLER KABUL OLUR

Sey­yid Ah­med er-Ri­fâ­î (Kud­di­se Sir­ru­hû)ya âit sa­le­vat­tan bi­ri de şu­dur: “Ey Al­lâh! İl­mi­nin ku­şat­tık­la­rı, ki­tâ­bı­nın say­dık­la­rı, ka­le­min yaz­dık­la­rı ade­din­ce, yağ­mur dam­la­la­rı, ağaç­lar, taş­lar, de­niz­le­rin me­lek­le­ri ve Mev­lâ­’mı­zın za­ma­nın baş­lan­gı­cın­dan so­nu­na ka­dar ya­rat­tık­la­rı sa­yı­sın­ca, nur­la­rı­nın der­yâ­sı, sır­la­rı­nın mâ­de­ni, de­lî­li­nin di­li, mem­le­ke­ti­nin hay­ran­lık mer­ke­zi, hu­zû­ru­nun imâ­mı, mül­kü­nün mü­hür­lü alâ­me­ti, rah­me­ti­nin ha­zî­ne­le­ri, şe­rî­atı­nın yo­lu, mü­şâ­he­de­nin lez­ze­ti­nin sa­hi­bi, var­lık sı­fa­tı­nın ilk ta­ay­yün eden in­sa­nı, her var­lı­ğın var­lık se­be­bi, Se­nin zı­yâ­nın nû­run­dan en ev­vel zu­hûr eden ve var­lık âle­min­de be­li­ren mah­lû­ka­tı­nın bi­rin­ci­si olan Sey­yi­di­miz, Efen­di­miz ve sa­hi­bi­miz olan Mu­ham­me­d’­e; 

Öy­le bir sa­lât ve se­lâm ey­le ki, on­lar­la dü­ğüm­le­ri­mi çö­ze­sin, sı­kın­tı­la­rı­mı aça­sın ve o sa­lât Se­ni de onu da ra­zı et­sin, onun se­be­biy­le Sen de biz­den ra­zı ola­sın! Bü­tün hamd­ler sa­de­ce Al­lâ­h’­a ol­sun!”

Bu sa­lât her gün sa­bah na­ma­zın­dan son­ra han­gi mu­rad ve ni­yet için okun­ma­ya de­vam edi­lir­se Al­lâ­h’­ın iz­niy­le o di­lek ye­ri­ne ge­lir. On iki bin ke­re oku­yan rü­ya­sın­da Ra­sû­lül­lâh (Sal­lal­lâ­hu Aley­hi ve Sel­lem)i gö­rür. 

Han­gi mü­him sı­kın­tı­sı ve der­di için kırk sa­bah de­vam ede­nin mak­sa­dı hâ­sıl olur. (Neb­hâ­nî, Sa­‛â­de­tü­’d-dâ­reyn, sh:250-251) 

AYET-İ KERİME

“Biz sana doğrusu apaçık bir fetih ihsan ettik. Böylece Allah, senin geçmiş ve gelecek günahını bağışlar. Sana olan nimetini tamamlar ve seni doğru bir yola iletir. Ve sana şanlı bir zaferle yardım eder.”
 (Fetih, 1-3)

HADİS-İ ŞERİF

“Kostantiniyye (İstanbul) elbette fethedilecektir! Onu fetheden kumandan ne güzel kumandan ve onu fetheden asker ne güzel askerdir!” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 4/335)

ALİMLERDEN ÖĞÜTLER

Ayıp ve kusurlarını gördüğünüz arkadaşlarınızın, komşularınızın, sırlarını ifşâ etmeyiniz. Çünkü gördüğünüz bu sırlar, size emanettir. 
(Hacı Bayram-ı Veli)

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum
Cübbeli Ahmet Hoca Arşivi