Lütfü Şehsuvaroğlu

Lütfü Şehsuvaroğlu

Zamanından Çalmanın Dayanılmaz Hafifliği Üstüne...

Zamanından Çalmanın Dayanılmaz Hafifliği Üstüne...

Çalmak… Zamandan çalmak… İnsanın zamanından çalmak…

Belki bir kitap okuyacaksın, belki bir araştırma yapacaksın, belki kendi başına kalıp muhasebeye yelteneceksin, adam gelir en olmaz yerde ve zamanını çalar.

Ne yapacaksın.

Hiçbir şey yapamazsın…

Düşünsenize bir, televizyonlarda durmaksızın zamanımızı çalanlar…

Şöyle diyemezsin: Canım televizyon zaten aptal kutusu. İzlemezsin olur biter. Hadi bilemedin kumandan yok mu kanal değiştirirsin olur biter.

Bitmiyor kardeşim.

Zira televizyona olduğundan daha fazla işlev yükleyenler bizzat televizyona itibar etmemesi gereken devlet büyüklerimiz.

Vakitlerini boşa harcıyorlar. Hep televizyondalar.

Bunların yapacak işleri mi yok?

Bizim onları televizyon ekranlarından muhatap almamız kadar saçma bir şey var mı?

Bütün dünyada normal gelişmiş ülkelerde liderler bu kadar televizyonları meşgul ediyor mu?

Halk bu liderlerin yapıp ettikleri ile ilgileniyor, konuşup durduklarıyla değil…

Yapıp ettikleri ile konuşup durdukları arasında çelişkisi yüksek ülkeler geri kalmış ülkelerdir. İstediği kadar göreceli zenginleşmiş gibi yapsa bile…

Towerslar, plazalar, avm’ler her yanı sarsa bile fakirdir o ülkeler. Beyin fakiri…

Lider niçin zırt pırt halkına propaganda yapsın ki?

Lider niçin devlet ile ilgili o kadar işi varken zamanını çalar ki bir halkın…

O zaman ödünç değil mi?

Emanet değil mi?

Emanete hıyanet etmek dinimizce en büyük cezalardan değil mi?

Emanete hıyanet ve emaneti ehline vermeme atbaşı değerlendirilmesi gereken bir mesele…

Nedense her ikisi paralel gider…

Zamanını çalmak…

Ben halk olarak, halktan birisi olarak devlet büyüklerinin zamanını çaldığımı düşünüyorum. 

Yazık günah değil mi?

Bir başbakan bana laf yetiştirmek için sürekli konuşuyor.

Sürekli yaptıklarını anlatıyor.

Sürekli yapamadıklarının bahanelerini sıralıyor.

Ya da bir bakan…

Ya da bir muhalefet lideri…

Ya bu kadar lüzumu yoktur aslında halkın.

Bizler neyiz ki?

Mesela bir çalıştay olsa anlarım.

Bir kurultay, bir sempozyum, bir çalışma programı…

Hani hep beraber katkılarımızın değerlendirilebileceği ortamlar.

Toplantı yapabilirsiniz bir strateji, eylem planı, bir beyin fırtınası için…

Onun dışında bir sürü biz meydanlarda, gereksiz önem atfetmeler filan…

Bunlara gerek yok ki…

Zamanını çalıyoruz senin.

Hâlbuki devlet adamlarının zamanlarının çok kıymetli olması icap eder.

Bize normal zamanda ayırmadıkları vakti neden seçim meydanlarında     ayırırlar ki?

Biz değişmedik ki…

Halkız…

Ya da memur…

Ya da işçi…

Ya da genel müdür…

Bizi çalıştır kardeşim…

Bize gereğinden fazla önem atfetme…

Biz tanrı değiliz ki…

Biz sürüyüz. Sen çoban…

Bu kadar yalakalık yeter.

Herkes işine baksın…

Of be çok şükür…

Seçim bitti de nihayet halk olduğumuzu tekrar anladık. Gubarmanın âlemi yok. Haddimizi biliriz. Devlet kapısına bi daha ne zaman varacağız Allah bilir…

Devlet bize akıl danışır mı Allah bilir…

Bizden oyu aldın mı iş biter, şükürler olsun…

Bundan sonrası David Phillipslerin, Henri Barkeylerin işi…

Gâvur uzmanların…

Onlara danışıp artık çalışırsınız…

Yeni çözüm önerileri filan…

Biz yine hatırlanmayan eski dostlar kalmayı yeğleriz.

Ne de olsa devlet bizim devletimiz.

Kol kırılır yen içinde deriz…

Kahretsek de bir şey yapmayız merak buyrulmasın…

Evet, seçim bitti ve herkes işine baksın…

Randevusuz kapımızı çalmasın…

Türkiye’nin Bir Zaman Yönetimi Modeli Geliştirmesi Lazım

Zaman yönetimi kalite yönetiminin en önemli aşaması… Nasıl ki vaktinde verilmeyen adalet adalet değildir, bazı işlerin de zamanı ve yeri geldiğinde yapılması farzdır.

Değilse yapılsa da olur yapılmasa da…

Belki de yapılmasa artık daha hayırlı olur.

Çünkü vaktinde gerçekleştirilmeyen projeler bilakis geç gerçekleştirilmesi durumunda arzulanan hedefi değil artık bambaşka bir problemler zincirini hazırlayabilir.

Mesele yeri ve zamanı geldiğinde AB üyeliğini zorlamak Türkiye’nin bir stratejisi iken zamanını kaçıranda böyle aptalca bir projeyi takip etmek belki de ülke zararınadır.

Zamanı geldiğinde Türkiye ile Azerbaycan’ın birleşmesi İstanbul’un fethi kadar önemli bir proje olabilir. Geciktirilince yahut erken ötülünce yine başa belalar getirebilir.

Kürt sorunu da öyle, Kıbrıs da, AB de, özelleştirmeler de…

Zamanında gerçekleştirilmeyen özelleştirmeler yüzünden milli kaynakların nasıl pek de ucuza sonradan peşkeş çekildiğini bilmeyen yoktur. Ya da daha yumuşak bir deyişle nasıl da değerlerinin çok daha azına elden çıkarıldığını diyelim…

Her şey zamanında…

Zamanında değiştirilmeyen anayasa, zamanında hayata geçirilmeyen demokratik prensipler… Zamanında mücadele edilmeyen paralel yapı…

En çok da sonuncusu…

Ne olacak şimdi?

RUBAİ:

Hak intikam alıcıdır, tevekkeltü tealallah
Sıbgetullah kalıcıdır tevekkeltü tealallah
Mümin asla boş veremez, her geçene paşam demez
Sabır onun ilacıdır tevekkeltü tealallah

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Lütfü Şehsuvaroğlu Arşivi