20 Nisan 2018 Cuma5 Şaban 1439
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “İçinizden insanları hayra çağıracak, iyiliği emredecek, kötülükten alıkoyacak bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.” (Âl-i İmran / 104)
  • “Münafığın alameti üçtür. Konuştuğu zaman yalan söyler, söz verdiği zaman yerine getirmez ve ona güvenildiği zaman hıyanet eder” (Buhari, Müslim, Tirmizi)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 04:38Güneş 06:11Öğle 13:09İkindi 16:53Akşam 19:55Yatsı 21:22
    • 15°C Adana
    • 14°C Adıyaman
    • 7°C Afyon
    • 6°C Ağrı
    • 9°C Amasya
    • 8°C Ankara
    • 19°C Antalya
    • 10°C Artvin
    • 16°C Aydın
    • 11°C Balıkesir
  • BIST: 110.932 -1.06
  • Altın: 175,097 0.16
  • Dolar: 4,0581 0.43
  • Euro: 4,9812 -0.14

HDP operasyonu ve ötesi

Ahmet Taşgetiren

HDP’liler bu sonucu bekliyorlar mıydı? Hiç şüphe yok. Hangi demokratik hukuk devleti olsa, terörle böylesine iç içe geçmiş bir siyasi kadronun suç dosyasını işleme
koyardı. 

HDP’liler belki “Biz ne yapsak bize dokunulmaz, bunun uluslararası olumsuz yankıları dikkate alınır, öyleyse biz de kendi gündemimiz ne ise onun gerektirdiği istikamette hareket edelim. Devlet kanunları bizi bağlamaz” gibi baktılar olaya.

“Kendi gündemleri”, “Dağ kadrosu” ile birlikte, çözüm sürecinin bir döneminde uluslararası odaklar tarafından verilen “umutlar” istikametinde oluşmaya başladı, sürecin “silahı bırakma” boyutunu terk ettiler, aksine, Kobani’den başlayıp Türkiye’ye uzanacak şekilde bir kantonlaşma hareketini öne aldılar. Önce “Başka alternatifimiz yok” diyerek, sonra da “uluslararası odaklarla görüşüp bölgede Kürtlere alan açılıyor” yaklaşımıyla “Terör örgütünün uzantısı” tanımlamasını içselleştirdiler.

Kanunların suç saydığı ne varsa icra ettiler. Bu sonuç her normal vatandaş için “tabii” idi. Bunlar “Biz belalıyız, bize dokunulamaz” moduna girdiler. Böyle durumda devlet, ya her vatandaşa eşit davrandığını ispat sadedinde hareket edecek, o bugün yapılan idi, ya da bunların dokunulmazlığını daha da pekiştirecekti. O, bu yapının 6-8 Ekim vahşetinde alınan vahşeti tırmandırma rolünden çok daha ötesi demekti. Devlet, dedi ki olmaz.

Tabii bu “olmaz”dan sonranın gelişmeleri olacaktı.

Birinci soru, acaba bu hadise içerde “Kürtlerin siyasi hareketi yok ediliyor” gibi bir algıya yol açar mı, şeklindedir. Bu soruyu Kürt vatandaşlarımız çerçevesinde soruyorum. Örgütün ölümüne şartlandırdığı bir kesimde böyle bir duygunun oluşması muhtemeldir. O ne kadardır? Mesela 7 Haziran’da “Türkiyelileşme” söylemi ile alınan yüzde 13 kadar mı? Kanaatimce kesinlikle bu değil. Yüzde 6’ mı? Belki.

“Kürtlerin siyasi hareketi yok ediliyor” malzemesinin asıl alıcısının, belki de üretici ve pazarlayıcısının “dışardaki odaklar” olacağı muhakkak. Dışardaki odaklar, asıl, bir aralık “Bu işi Türkiye içinde çözelim”, hatta “Türkiye Kürtlerle büyür” noktasına gelen “Örgütün - Uzantısının” zihnini iğfal eden odaklar olduğu da muhakkak. Çözüm süreci, Leyla Zana, Şerafettin Elçi gibi tanınmış Kürt siyasetçilerin “Bu işi Tayyip Erdoğan çözer” dediği günlerde devreye girmişti. Tayyip Erdoğan, hem kimlik problemleri, hem de Doğu-Güneydoğu’nun ekonomik mağduriyetleri alanındaki sorunların çözümü için ciddi adımlar atmıştı.

Örgüt bölgenin yeniden tanzimi çerçevesinde “kendisine iktidar alanı açılacağı, bu alanın Türkiye’de bir bölgeyi de kapsayacağı” vaadiyle çözüm sürecinde silahı bırakmayı değil, aksine bölgeyi silah deposu haline getirmeyi tercih etti.

İktidarın çözüm süreci hatırına silahlanmaya göz yumması bilmem ne... Bunların bir hesabı var kuşkusuz.

Ama çözüm sürecine ihanet örgütün fiilidir ve bu işin ardında küresel iğfal vardır.

Türkiye yeniden terörle mücadele noktasına gelmiştir. Üstelik tüm bölge planında.

Bu işin, Sykes-Picot’dan 100 yıl sonra bölgenin yeniden tanzimi hesaplarının yapıldığı bir ortamda gündeme gelmesi bölge kadar ülkemizi de çok kritik bir sürecin içine sokuyor.

Belki şu anda HDP, o uluslararası iğfalin Türkiye’ye yönelik komplolar halinde devam edeceğini umut ediyordur.

Batı dünyası ile ilişkilerimizin en gergin olduğu bir dönemi yaşıyoruz. Resmen “ittifaklarımız”ı sorguluyoruz.

Amerika’dan Avrupa’ya, onların da Türkiye’ye karşı pozisyonları fütursuzca aldığı bir manzara söz konusu.

Biz “Terör bizi vuruyor, ona göz yumamayız” diyoruz, onlar, bizim kaygılarımızı hiç anlamıyor modunda, “Türkiye’yi yöneten kadroları” sorguluyor, yer yer ağır suçlamalar yöneltiyor, Batılı kurumlardan dışlamak gibi tehditler yapıyorlar.

Bizdeki duygu, “Ne pahasına olursa olsun” boyutunda.  

Batı da gittikçe “Ne pahasına olursa olsun” boyutuna yöneliyor.

Bu bir kopuşu ve başka stratejik dengelere yönelişi getirir mi? Onun bedeli ne olur?

Hadi HDP ile bitirelim:

Acaba HDP, bölgede gerilimlerin daha da tırmandığı ve savaş, iç gerilimler vs ortamında Türkiye’nin ipini Batı’nın çektiği bir hesaba mı oynuyor?

 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.