Hasan Karakaya

Hasan Karakaya

AK Parti’ye verilen mesaj: Saksağan ol!

AK Parti’ye verilen mesaj: Saksağan ol!

Bilirsiniz, bu gibi durumlar için, hep “saksağan” örneğini veririm...
Saksağanı bilirsiniz... Biraz “karga”ya benzemekle birlikte, hem kargadan daha zayıf, hem de tüyleri “siyah-beyaz”dır...
İşte bu saksağan, “kendi yürüyüşünü beğenmediği” için, bir gün “keklik”lerin yanına gitmiş... Keklikler “sekerek” yürüyor ya, “onlar gibi” yürümek istemiş...
Kekliklere demiş ki;
“Ne olur, sekerek yürümeyi bana da öğretin!”
Keklikler, “olur” demişler;
“Gel aramıza, bizi taklit et!”
Saksağan kabul etmiş...
Şimdiki “yabancı dil öğrenme kursları” var ya; saksağan da başlamış “yabancı yürüme kursu” görmeye... Keklikler ne yapıyorsa, onları “taklit” etmeye başlamış...
Bir gün, iki gün... Bir hafta, iki hafta derken... Haftalar haftaları, aylar ayları kovalamış...
Ancak, o da ne?..
Saksağan, bir türlü “sekerek yürüme”yi öğrenemediği gibi, “kendi yürüyüşü”nü de unutmuş!..
Rahmetli babam, “işte o günden sonradır ki” der ve eklerdi:
“İşte o günden sonradır ki, saksağanlar, ön ayakları bağlı eşekler gibi, zıplaya zıplaya yürürler!”

TAKLİT EDEN “...GİBİ” OLUR!
Rahmetli babamın anlattığı bu hikâye, benim için bir “hayat dersi” niteliğindeydi...
İyice öğrenmiştim ki;
“Taklit” ederek “asıl” olunmaz!..
Ancak, “...gibi” olunur!..
Yani, saksağan eğer “sekerek yürümeyi” öğrenseydi, asla “keklik” olmayacak, sadece “keklik gibi yürüyor” olacaktı!..
Aynen onun gibi; bugün “Batı’yı taklit” edenler, ancak ve ancak “Batıcı” veya “Batılı gibi” olabilirler...
Ama asla “Batılı” olamazlar!..
Bir insan, “Batı müziği”ni çok iyi “icra” edebilir...
Ama, “Batı müziğini çok iyi icra ediyor” diyerek, hiç kimseye “Batılı” demezler... Deseler deseler, “Batılı gibi” derler!..
İşte bunun içindir ki;
Hal ve hareketlerini, yaşam tarzlarını, giyim-kuşamlarını ve hatta yemek yemelerini bile “Batı’ya uyduran”lar, hayatlarının her evresinde “Batı’yı referans alan”lar, hiçbir zaman “Batılı” olamazlar!..
Ancak “Batılı gibi” olurlar!..
“Çok iyi bir taklitçi” olurlar!..
Aynısının tıpkısı “fotokopi” olurlar...
Ama “asıl” olamazlar!..
İşin tuhaf tarafı, tıpkı “saksağan” gibi, “kendileri” de kalamazlar!..
“Öz”lerini kaybederler!..

AK PARTİ DÂVÂSININ GEREKÇELERİ!
Bunca girizgâhı niye yaptım?..
AK Parti hakkındaki “kapatma dâvâsı”nın gerekçelerini okuyunca, işte bu örnekler geldi aklıma!..
Tek cümleyle ifade edecek olursam;
Anayasa Mahkemesi, AK Parti’ye demek istiyor ki; “saksağan ol!”
Evet, evet; AK Parti’den istenen; “kendi” kalmaması, “saksağan” olmasıdır!..
“Seni kapatmadım ama...” cümlesinin arkasından gelen ifadeler, bunun kanıtıdır!..
Buyrun, 704 sayfalık gerekçelerden bazılarına bakalım:
¥ “Dinin ve dinsel duyguların istismarı nedeniyle laikliğe aykırı görülen davalı parti, eylemlerinin toplumu devlete ve siyasete yabancılaştırması yoluyla demokratik işleyişi engelleyebileceği ve anayasal düzenin meşruiyetinin sorgulanmasına yol açabileceği inkar edilemez.”
¥ “Davalı partinin demokrasiyi ve laik devlet düzenini ortadan kaldırma veya anayasal düzenin temel esaslarını şiddet kullanarak ve hoşgörüsüzlükle tahrip etme amacı, bu amacı somutlaştıran eylemleri ve elindeki iktidar olanaklarını şiddet doğrultusunda kullandığına ilişkin veriler saptanamamış, bu eylemler kapatmayı gerektirecek ağırlıkta görülmemiştir.”
¥ “Demokraside azınlığın çoğunluğun kararlarına saygı göstermesi, çoğunluğun da azınlıkların hak ve özgürlüklerini korumayı kabullenmesi zorunludur. Demokratik kararlar, arkasında belirli bir çoğunluğun bulunduğu kararlar olmakla birlikte, modern demokrasilerde karar öncesi süreçte egemen olan ilke çoğulcu katılım ilkesidir.”
¥ ”Davalı siyasi partinin iktidar olduğu süreç içindeki tüm çalışmaları ve etkinlikleri birlikte değerlendirildiğinde, demokratik düzeni reddeden bir amacına ulaşılamadığı gibi eylemlerinin şiddet ya da şiddete çağrıyı içermemesi nedeniyle laikliğe aykırı fiillerin odağı olduğundan söz edilemez.”
¥ “Eylemlerden bir kısmının, gazetelerde veya internet sitelerinde yer aldığından farklılaştırılmış biçimde iddianameye alındığı ya da eksik ve parçalı biçimde aktarılmış olduğu, bir kısmının vaki olmadığı ya da sübut bulmadığı, bir kısmının ise düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamında olduğu görülmüştür.”
¥ “Türbana ilişkin anayasa değişikliğinde, belirleyici olması ve iptal edilmesi davalı partinin, laiklik karşıtı düşüncelerini yaşama geçirme konusundaki kararlılığını, Cumhuriyet’in temel niteliklerini tehdit noktasına kadar vardırabileceğini gösteren somut bir örnektir.”

CAMİYE GİDİP NAMAZ KILDIRMA!
Gördüğünüz gibi, burada “herkese bir mesaj” vardır...
En başta da; “kapatma talepli dâvâ”yı açan Yargıtay Başsavcısı A. Yalçınkaya’ya bir mesaj vardır...
Yalçınkaya’ya denilmiştir ki;
“Kapatma gerekçesi olarak tam 400 delil sundun... Ama bunların bir kısmı sübut bulmamış, bir kısmı internetlerde yayınlanmış, bir kısmı da çarpıtılmış... Sunduğun 400 delilden sadece 29 tanesi incelemeye değer bulunmuştur!”
Yargıtay Başsavcısı’na verilen bu mesajı bir kenara not etmekle birlikte, asıl “AK Parti’ye verilen mesaj” üzerinde durmak istiyorum.
Malûm;
Yargıtay Başsavcısı’nın “Laiklik karşıtı eylemler” olarak sıraladığı eylem ve söylemlerin hedefinde “11 kişi” vardı...
Bu “11 kişi”den bazılarının söylemleri şunlardı:
¥ AK Parti İstanbul Milletvekili İrfan Gündüz’ün “Sayın Başbakan eşiyle Beyaz Saray’a, Kremlin’e gidiyor ama Çankaya’ya gitmesi problem oluyor. Zamanı gelirse birisi de bu adımları atar” sözleri...
¥ AK Parti Adana Milletvekili Abdullah Çalışkan’ın “Romantik devrimci olarak devrimden yanayım. Devrimin turuncusu olmaz. Devrim ya kırmızıdır ya da yeşildir. Ben yeşilden yanayım gençler” sözleri...
¥ AK Parti Tokat Milletvekili Resul Tosun’un “Oligarşik kurumların direnci, toplumsal taleple kırılacak. Rusya bile ayakta duramadı. Ezici çoğunlukla halk bu yasakları kaldıracaktır” sözleri...
¥ AK Parti Sivas Milletvekili Selami Uzun’un Danıştay 2. Dairesi’nin türban kararına “Yargı bir hukuk cinayetine daha imza attı. Başörtüsü yasağı sokağa kadar genişledi! Müslüman halkın sabrı test ediliyor” yorumu...
¥ AK Partili Cüneyd Zapsu’nun “Türbanı yüzde 50’si inancı için takıyor deseniz bile bu yüzde 50’ye türbanını çıkar demek, sokaktaki kadına donunu çıkar demekten farksız” sözleri...
¥ AK Parti’li Isparta Belediye Başkanı Hasan Balaman’ın ilköğretim öğrencilerine, içinde Said-i Nursi Hazretleri’nin propagandası yapılan kitap dağıttığı ve kitapta Said-i Nursi’yi övücü ifadeler kullanıldığı...
Ve en önemli “suç”(!)lardan biri:
¥ AK Parti’li Dinar İlçesi Belediye Başkanı Mustafa Tarlacı’nın 2005 yılı Ramazan ayında 8 camide teravih namazı kıldırması da gerekçeli kararda laiklik karşıtı odak olarak nitelendirildi.
Anayasa Mahkemesi’nin, “kapatmama” kararının gerekçelerini özetle aktaran bir televizyon kanalı, dün sabah dedi ki;
“AK Parti’nin iki sebeple kapatılmadığı açıklandı... 1- Avrupa Birliği yolunda ilerlemeye devam ettiği, 2- Kadınlara pozitif ayrımcılık istediği için!”
Düşünebiliyor musunuz; AK Parti’nin “kapatılmama” gerekçelerinden biri, “AB yolunda yürüyor” olması!..
Böylece denilmek isteniyor ki;
“Sen, AB yolunda ilerlemeye devam et!.. Türkiye’yi Avrupa Birliği’ne sokmak için, elinden geleni yap!.. Amma velâkin, sakın ola başörtüsü yasağını ağzına alma!.. Sakın din alimlerini övmeye kalkma!.. Sakın, camilere gidip de, namaz kıldırmaya filan kalkmayın!”
Bu kararın “yargıcası” veya “hukukçası” nedir bilmem ama, “Türkçesi” şudur:
“Avrupa’ya git, Cami’ye gitme!”
“AB’ye doğru git, Cami’ye doğru gitme!”
Kim, ne derse desin;
Anayasa Mahkemesi’nin kararından benim çıkardığım anlam bu!.. Anayasa Mahkemesi, “AK Parti’nin şahsında, nüfusunun yüzde 99’u Müslüman olan bu millete verdiği mesaj”da demek istiyor ki;
“Müslüman” kalma, “Avrupalı” ol!..
Peki bu, ne demektir?..
Bu demektir ki;
“Saksağan ol!”

Cindoruk’a para verildi mi?
Aydın Doğan’ın, “28 Şubat süreci”nde bütün yayın organlarını “cephe”ye sürdüğü ve “Refahyol iktidarı”nın şahsında bütün millete karşı “topyekûn savaş” yürüttüğü için “bazı çevreler”den, kendisine “ayrıcalık” tanınmasını istediği iddiaları yeniden gündemde!..
O günler; zengin düğünlerinde “birer dolar”ların değil, kapalı kapılar ardında “milyon dolarlar”ın saçıldığı günler... “Cephe”de olan, “savaş” veren herkes o günlerde küpünü doldurmuş!..
Meselâ Emin Çölaşan... Aydın Bey; “Erbakan iktidarına karşı verdiği savaş”tan dolayı olsa gerek, Emin Çölaşan’a, tam “1 milyon 500 bin dolar prim” vermiş!.. Çölaşan, bunu inkâr etmiyor... Tam aksine Ertuğrul’a sesleniyor, “Kendisine ne kadar prim verildi, onu açıklasın!”
Ne yalan söyleyeyim; “28 Şubat süreci”ne yaptıkları katkılardan dolayı herkesin “milyon dolarlık prim”lerle ödüllendirildiğini öğrenince; aynı süreçte DYP’den ayrılıp parti kuran ve böylece “Refahyol’un çökmesi”ne sebep olan Hüsamettin Cindoruk’un da “prim” alıp almadığını merak etmeye başladım...
Sahi, Cindoruk da prim aldı mı?.. Aldıysa, “kaç milyon dolar” aldı?.. Almadıysa, alnında “ne” yazıyor?..

Önceki ve Sonraki Yazılar
Hasan Karakaya Arşivi