İbrahim Tenekeci

İbrahim Tenekeci

Sultan Abdülhamid Han’ı anmak ve anlamak

Sultan Abdülhamid Han’ı anmak ve anlamak

​Uzun yıllar kendi tarihimize başkalarının penceresinden baktık. Mesela Sarıkamış İhata Harekâtı sırasında tek kurşun atmadan doksan bin askerimiz donarak şehit oldu dedik. Oysa bu rakam, Rusların propaganda söylemiydi. Yalandı yani. Harekâta katılan ordumuzun mevcudu bile o kadar değildi. Sarıkamış’ta askerimiz tek kurşun atmadıysa, Rusların kaybı nasıl otuz iki bin oluyordu?

Sultan Abdülhamid Han’ın durumu da böyle idi. Uzun yıllar ona hasımlarının gözüyle ve batıdan bakıldı. Bu maalesef resmî söylem haline getirildi.

Şimdi mühür, Sultan Abdülhamid Han’a “Ulu Hakan” diyenlerin elinde. Söz bizde. Şudur: Hakikat mutlaka galip gelir. Yalan uzun ömürlü olamaz.

Sultan Abdülhamid Han’ın hayatı gerçekten de dokunaklıdır. Onun önceliği, padişah olarak milletinin, halife olarak ümmetinin birlik ve beraberliğini sağlamaktı. Sömürgecilerin İslâm ülkelerini ele geçirmesini engellemeye çalışmaktı. İngiliz, Fransız ve Rus yayılmacılığının önüne geçmekti. Otuz üç yıl boyunca bunun için mücadele etti diyebiliriz. (Doç. Dr. İbrahim Kalın’ın Ben, Öteki ve Ötesi kitabından ilhamla.)

Yüksek kader. Abdülhamid, Balkan Harbi’nde Rumeli topraklarının kaybını; Cihan Savaşı’nda Bağdat ve Kudüs gibi büyük şehirlerimizin düşmesini çaresizce seyretmek zorunda kaldı. Belki bir teselli: 10 Şubat 1918 tarihinde, Musul, Şam ve Halep’i bizim bilerek sükût etti. Sultan Reşad’ın da aynı yıl dünyadan ayrıldığını (3 Temmuz) düşünürsek, kayıplar karşısında yaşanan derin üzüntüyü bir nebze de olsa anlayabiliriz. Devlet parçalandı, millet dağıldı, ümmet ise emperyalistlere tutsak düştü.

***

Sultan Abdülhamid Han, çetin şartlar altında ve zorlu düşmanlar arasında otuz üç yıl ülkemizi idare etmiştir. Onunla beraber ‘büyük padişah’ devri de kapanmıştır. Onca kara propagandaya rağmen etkisi ve hatırası günümüze kadar ulaşmıştır. Onu millî hafızadan düşürmek için bir hayli çaba harcandığı gerçektir. Hamidiye ismini taşıyan yerleşim yerleri bile bu öfkeden nasibini almıştır. Hamidiye, olmuştur Mesudiye.

Dışarıya gitmekten ziyade vatan topraklarını gezmeyi seven bir insanım. Osmanlı, yatırımlarını büyük ölçüde Avrupa topraklarına yapmıştır. İstanbul’un hemen yanındaki Bolu’nun bile sürgün yeri sayıldığını biliyoruz. Anadolu’nun birçok beldesinde en büyük eserlerin Selçuklu ve Beylik dönemlerine ait olmasının nedeni budur. Sultan Abdülhamid Han ise ileriyi görmüş ve Anadolu topraklarını ihya etmeye girişmiştir. Adeta savunma hattını tahkim etmiştir. Evet, basiret. Gittiğim her yerde bu çabanın izlerini gördüm. Kastamonu’dan Sivas ve Söğüt’e kadar. Bugün okul, valilik, müze, hastane olarak kullanılan birçok yapı onun eseridir. Bütün bunları, ağır borç yüküne rağmen yapmıştır. Sadece bu hizmeti bile hayırla anılması için yeterlidir.

Abdülhamid, kıyamet yıllarında tahta çıkmıştır. İzlediği güvenlik politikasını özgürlükleri kısıtlama ve baskı olarak anlayıp muhalefet edenler, kısa zaman sonra gerçek esaretin ne olduğunu bizzat yaşamış, nedamet getirmişlerdir. Millî şairimizin hayatı, acı bir vesika olarak ortadadır.

Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: Sultan Abdülhamid’in mevcut vatanımıza katkısı, birçok başbakan ve cumhurbaşkanından çok daha fazladır. Kıyas dahi yapılamaz.

***

10 Şubat, Sultan Abdülhamid Han’ın yüzüncü vefat yıldönümü. Yıldız Sarayı’nda Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın da katıldığı önemli bir etkinlik düzenlendi: Sultan Abdülhamid’i Anlamak.

Özenle hazırlanmış konuşmalar, albümler ve sergi. Etkinliğin sanat yönetmenliğini Harun Tan üstlenmiş. Önce sergiyi geziyoruz. Abdülhamid’in mührü, kehribar tesbihi, cüzdanı, çay fincanı, bastonu, ıtriyat kutusu, marangoz âletleri, yazı takımı, zarf açacağı gibi hususi eşyalarının arasındayız. Bazı fermanlar özellikle dikkatimizi çekiyor. İşte onlardan biri: “Aydınlı Köse Mehmed adıyla iki sene Selânik’te askerlik yapmış ve daha sonra yapılan muayenede kız olduğu anlaşılarak Dersaadet’e getirilmiş olan Ayşe Hanım’a maliye hazinesinden aylık üç yüz kuruş maaş tahsisi ve kendisine atiye-i seniyyeyi mülukâne olarak da iki bin kuruş verilmesi.”

Beni en çok etkileyen ise Sultan Abdülhamid’in özel eşyaları arasında yer alan Filistin ve Kudüs haritaları ile Kubbetü’s Sahra maketi oldu. Kudüs düştükten iki ay sonra vefat etmesini hatırlayıp duygulandım.

Sultanın kitap ve fotoğrafa olan yüksek merakını biliyoruz. Öğrenme tutkusu ve bunun sonucu olarak eğitime verilen önem. Sergi, Abdülhamid’in bu hususiyetini de başarıyla yansıtıyor.

Milletimiz bayraksız yapamaz. Ertuğrul Süvari Alayı ve 53. Hamidiye Alayı sancaklarını görünce heyecanlanıyorum. Sultan Abdülhamid’in bu alaylara olan kalbî ilgisi aşikâr.

Sayın Erdoğan, konuşmasında, “yönetim biçimi değişse de milletimizin özü ve ruhu aynı kalmıştır” dedi. Bu hakikati her geçen gün daha iyi anlıyoruz.

Ülkemizin tarihini 1923 yılından başlatmak isteyenler oldu, oluyor. Dedem 1910 doğumlu. Sadece bu küçük örnek bile böyle bir şeyin mümkün olamayacağını gösteriyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
İbrahim Tenekeci Arşivi