18 Haziran 2019 Salı11 Şaban 1440
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • Günün AyetiAllah’a ibadet edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana-babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya, elinizin altındakilere iyilik edin. Şüphesiz Allah, kibirlenen ve övünen kimseleri sevmez.(Nisa, 4/36)
  • İslâm beş (temel) üzerine kurulmuştur: Allah’tan başka ilah olamadığına ve Muhammed (s.a.s)’in O’nun kulu ve elçisi olduğuna şahitlik etmek, ...(Al-Bukhari, “İman”, 2; Muslim, “İman”, 21)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 03:24Güneş 05:24Öğle 13:10İkindi 17:10Akşam 20:46Yatsı 22:37
    • 23°C Adana
    • 20°C Adıyaman
    • 15°C Afyon
    • 15°C Ağrı
    • 20°C Amasya
    • 17°C Ankara
    • 22°C Antalya
    • 19°C Artvin
    • 24°C Aydın
    • 19°C Balıkesir
  • BIST: 92.250 1.61
  • Altın: 252,946 -0.01
  • Dolar: 5,8690 -0.17
  • Euro: 6,5917 0.05

Türkiye’yi dışlayan rapora karşı tavrımız ne olacak?

Abdulkadir Özkan

Avrupa Parlamentosu Türkiye ile müzakerelerin askıya alınmasını öneren bir raporu 109’a karşı 370 oyla kabul etmiş, 143 parlamenter ise çekimser kalmış. Bağlayıcılığı olmasa da söz konusu raporun kabul edilmiş olması AB ülkelerinin Türkiye’ye bakışını yansıtması bakımından önemlidir. Alınan kararın bağlayıcılığı yok diyerek böyle bir kararın alınmamış olduğu gibi hava estirmenin de anlaşılır bir yanı olmaz. Çünkü bu tür kararlar Avrupa Parlamentosu’ndan ilk defa geçmiyor.

Kaldı ki, Türkiye’nin 60 yıla yakın bir süreden beri kapıda bekletiliyor olması ve bir türlü içeriye alınmasını istemedikleri de bilinmeyen bir husus değil. Diyebiliriz ki, AB’nin Türkiye’ye karşı tavrı çok net. Bu ise aramıza eşit şartlarda üye olarak giremezsiniz, anlamına geliyor. Bu tavırlarını sadece kapalı kapılar ardında dile getirmiyorlar, tüm uygulamaları bu yönde. Yani, son olarak müzakerelerin askıya alınmasını öneren raporun kabul edilmesi bir ilk değil, son da olmayacak. Böyle olunca artık AB ülkelerinin ne düşündüğünü, ne yapmak istediklerini sorgulamanın da bir anlamı yok. Çünkü AB bir Hıristiyan Birliği olması hasebiyle Türkiye ile birlikte olmayı içlerine sindiremiyorlar. O zaman kesin tavır belirleme Türkiye’ye düşüyor. Zaman zaman Türkiye aleyhine alınan kararlar ve uygulamalar sebebiyle sert açıklamalar yapıyor olmak gerçekçi bir yaklaşım olmaktan çok uzak.

Netice itibariyle aslında AB ile müzakerelerin askıya alınması ya da kesilmesi gerektiği kararını alma durumunda olan Avrupa Parlamentosu değil, Türkiye’dir. Ne var ki, geçen bunca zamana rağmen Türkiye böyle bir karar almadı, almaya yanaşmadı ya da alamadı. Nasıl değerlendirilirse değerlendirilsin AB’nin bunca dışlamasına rağmen kapıda beklemeyi içimize sindiriyor olmamızın sebebinin topluma açıklanması gerekiyor. Çünkü o kapıda beklemekte ısrar edişimiz ülkemizi arsız âşık pozisyonuna düşürüyor. Bu ise sağlıklı bir yaklaşım değildir. İstenmeyen yerde durmakta ısrar etmek en azından bizim kültürel değerlerimiz açısından doğru değildir.

Kaldı ki, AB ile müzakerelerin kesilmesi kararını almamız için pek çok haklı sebebimiz var. Ülkemize karşı faaliyet gösteren terör örgütleri ve teröristleri AB’nin sürekli olarak koruyucu ve kollayıcı bir tutum sergilemesi bu yaptıklarını da insan hakları gibi bir sebebe bağlamalarının inandırıcı bir yanı yoktur. Kaldı ki, son olarak ülkemizde bir darbe girişiminde bulunanlar başarısız olunca bir kısmı kapağı AB ülkelerine, bir kısmı da ABD’ye atmışlardır. Darbecilerin iadesi taleplerimize bugüne kadar cevap bile verilmemiştir. Öyle anlaşılıyor ki söz konusu Türkiye olunca darbeciler bile insan hakları palavrası ile korumaya alınmakta, buna karşılık darbe girişimi sırasında hayatını kaybetmiş 250 insanımızın yaşama hakkı akıllarına bile gelmemiş, getirilmemiştir. Çünkü Haçlı ittifakı için Müslümanların yaşama hakkı söz konusu değildir.

Hatta ne kadar Müslüman hayatını kaybederse onlar sadistçe haz duymaktadırlar. Bu bakımdan Avrupa Parlamentosu’nun son olarak kabul ettiği Türkiye ile müzakerelerin askıya alınmasını öngören raporun ardından yapılan açıklamalarda, “Değersiz, hükümsüz ve itibarsız” gibi nitelendirmeler doğrudur ama yeterli değildir. Böylesine değersiz, hükümsüz ve itibarsız bir raporu kabul edenlerle birlikte olma arzusunun devam ediyor olması doğru değildir. Gerçekten böyle bir raporun kabul edilmesi, “Değersiz, hükümsüz ve itibarsız” görülüyorsa ki öyledir, o zaman biz artık AB kapısında beklemeyeceğimizi ilan etmeliyiz. Bu yapılmadığı takdirde yapılan tüm açıklamalar havada kalacak, anlam ifade etmeyecektir.

Denebilir ki, sorumluluk mevkiinde bulunmayanlar için bu tür isteklerde bulunmak kolaydır. Ancak, ilişkilerimizi kesmemizi engelleyen pek çok sebep var. O zaman da bu sebeplerin toplum ile paylaşılması gerekir.

 

 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.