Mustafa Özcan

Mustafa Özcan

Nifak cereyanının sonuna doğru

Nifak cereyanının sonuna doğru

Adem-i merkeziyetçi düşüncenin temel taşlarından olan ve İttihatçı yandaşı Reşid Rıza yandaşları ve eserlerini yakından görmek üzere 1908 ve 1909 kavşağında ve aralığında Türkiye’ye gelir ve burada bir yıl kalır. ‘Davulun sesi uzaktan hoş gelir’ hesabı İstanbul’daki ikameti sırasında adeta çarpılır. Umduğuyla bulduğu arasında derin bir uçurum vardır.

Durum aynen bir Arap meselindeki gibidir: En tesmaa bi’l Muaydiyyi hayrun min en terahu: Muaydi'yi duyman görmenden evladır. Zira gördüğünde duyduklarının tılsımı bozulur. İstanbul’da bir yıl ikameti esnasında adeta Siyonizmin veya en azından Siyonist dostlarının payitahta baykuş gibi tünediklerini görür ve yayınladığı el Menmar’da vaveylalar çeker, ama artık geçtir. İstanbul’da gördükleri 1921 yılında Bediüzzaman’ın Ankara’da gördüklerinden farksızdır. En azından; 1908 ve 1909 İstanbul’u, 1921 Ankara’sının bir irhasatı, doğum sancısı veya pişdarı yani öncüsüdür. Reşid Rıza nedamet parmaklarını ısırır, ama iş işten geçmiştir. Atı alan üsküdar’ı geçer. Geride hayıflanmak kalır.

İttihatçıların bir kısmı Siyonist düşünceye yakın veya yatkındır. En azından tesirlerini mühimsemez. Yani gafildir. Bu da fetretin en koyu karanlık devirlerinden birinde tarihî İsrail parantezinin açılmasına neden olur. 1908 yılının 100 yıllık simetrisinde yeni bir döneme doğru akıyoruz. Bu devir de çok hızlı bir şekilde akacak ve gelişmeler karşısında kâh tayy-ı zaman ve kâh tayy-ı mekâna tutulduğunuzu hissedeceksiniz. Yaşanılanlar sizde hava boşluğu hissi uyandıracak ve ayaklarınız mütemadiyen yerden kesilecektir. 2008’deki saflaşma 1908’dekinin aksi istikametinde asimetrik bir çığırı açacaktır. O günlerin arefesinde olduğumuzu hissediyorum. 1908’den bir yıl sonra 1909’da Siyonist cereyan İstanbul’da ayak basacak mevzii (mevzii kadem/foothold) elde ediyor. Bu cereyan payitahta taht kurduktan sonra İstanbul çok geçmeden tacını tahtını kaybediyor zaten.

***

IRCICA uzmanlarından Kerküklü Fazıl Beyatlı bir ilmi tebliğini Reşid Rıza’ya ayırmıştı. Reşid Rıza aslında Tevfik Hakim gibidir. Konjonktürel olarak sürekli şuur aşınmasına ve dönümüne uğrar. İslâmcı olmakla birlikte her dönemin adamıdır. Sözgelimi Hamidi devirde Hamitçi olarak anılır. Akabinde adem-i merkeziyetçi ve İttihatçıdır ama çok geçmeden İstanbul ziyareti sırasında İttihatçıların Siyonistlerle dirsek temasında olduğunu keşfeder ve yavaş yavaş Filistin’in elden çıkmakta olduğunu görür. İngilizlerin amacının Yahudileri de kullanarak burada bir tampon (buffer zone or state) kurmak olduğunu anlar. Siyonistler de İngilizleri kullanarak emellerine ulaşmak istemektedirler. Reşid Rıza bilahare bütün tezleri çöktükten sonra Suud Kralı Abdulaziz’e yanaşır. Bununla birlikte erken dönemde İttihatçıların iktidara gelmesiyle birlikte Siyonist tehlikenin geliştiğini gören nadir simalar arasındadır. 1908 ve 1909 bir dönüm noktasıdır. Fazıl Beyatlı’dan sonra Reşid Rıza’nın bu yönünü görenlerden birisi de Tarihu’l üstad el İmam çalışmasının yazarı ve Muhammed Abduh ve çevresinin uzmanı Muhammed Umara’dır. Reşid Rıza dergisi el Menar aracılığıyla Arapların Siyonizm karşısında büyük bir habu gaflette olduklarını görür ve uyandırmayı dener, ama nafile. Yara ölüye ağrı ve sızı verir mi? Nizar Kabbani’nin ve Mehmet âkif’in dediği gibi kabirler ve lahitler içinde nice canlılar yaşarken tahtlar ve saraylar içinde niceleri ölüdür. ölü sineler vardır. Bunlara meyyit-i müteharrik derler. Meyyit-i müteharriklerle müteharrik meyyitler yer değiştirmiştir. Toprağın altındakiler canlı üzerindekiler ölüdür. Zira üzerlerine ölü toprağı serpilmiştir.

***

1910 Ekim’inde Reşid Rıza mey’us bir şekilde döndüğü İstanbul ziyaretinden sonra İttihatçılarla birlikte Siyonizmin Osmanlı devletinin mafsalları içine sızdığına dair müşahedatını yazar. Amaçları Beyti Makdis yani Kudüs çevresinde Davud ve Süleyman’a atfettikleri kraliyeti yeniden diriltmektir. Ve Süleyman Mabedini yeniden inşa etmektir. Teodor Hertzl aynen böyle söylemiş ve vaad etmiştir. Güya peygamberler onlara, onlar da Yahudi milletine böyle bir tebşirde bulunurken İngilizler de (Arthur James Balfour aracılığıyla) bunun siyasî ayağını temin etmişlerdir. Reşid Rıza Siyonistlerin bu uğurda Masonları da kendilerine alet ettiklerini düşünür. El Menar’ın bir yerinde aynen Şeyhülislam Mustafa Sabri gibi der: “Türk ateistleri üzerindeki nüfuzlarıyla birlikte Siyonist çevreler Osmanlı Türk hilafetinin nüfuzunu zayıflatmışlar ve sonra da Türk ülkesinde İslâm şeriatını yıkmışlar, ateist ve dinsiz hükümetleri vasıtasıyla Türk halkının İslâmla bağını koparmak istemişlerdir. Ve tahribatları bununla da kalmamış aynı zamanda Türklere bağlı olan Boşnak ve Arnavutlar ve diğer milletlere de sirayet etmiştir. Gayri Arap Müslüman unsurlarda da İslâm bağını koparmak veya gevşetlmek istemişlerdir.... (Muhammed Umara, al Mujtamaa dergisi sayı: 1807)” Reşid Rıza beynelmilel Yahudi için ‘sedeneütü’l mal’ yani mal rahipleri tabirini de kullanmaktadır.” 100 yıl sonraki asimetrik saflaşma aksi istikamette bir çığırı açacak; bu da İsrail parantezinin sonunun başlangıcı olacaktır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Mustafa Özcan Arşivi