Faruk Çakır

Faruk Çakır

“Bir genç terörist olmuş” haberi karşısında...

“Bir genç terörist olmuş” haberi karşısında...

Hislerimizle değil de akıl, iz’an ve insafla konuşup tartışabilsek, muhtemelen terörün asıl sebebini ve dolayısı ile çaresini, çözümünü de bulacağız. En başta ifade edelim ki silâha ve teröre sarılmak suretiyle ‘hak’ dâvâ etmek hiç bir şekilde tasvip edilemez. Dağa çıkarak, ‘bağ’ları yakarak hak aradığını iddia edenler büyük bir çelişki içinde.
Ne yazık ki terör örgütü çeşitli vesilelerle bilhassa da gençlerin hissiyatından istifade ederek onları ‘dağ’a çıkarıyor. Bir kısmını ürküterek, bir kısmını kandırarak ve bir kısmını da korkutarak bunu yaptı ve yapıyor. ‘Bölücü terör’ neredeyse bir asra yaklaşan bazı yanlış uygulamalar neticesinde bu noktaya geldi. Dolayısı ile çare ararken, hadisenin geçmişini de iyi tahlil etmekte fayda var.
Terör, sadece siyasetçilerin ve sosyologların değil, güvenlik bürokratlarının da gündeminde. Bu cümleden olarak Diyarbakır (yeni) Emniyet Müdürü, 1990’larda yapılan bir yanlışa dikkat çekip şöyle demiş: “Boşaltılan her köyün geleceğimize tehdit olduğunu, meçhule giden insanların herhangi bir sisteme tâbi olamayacağını biliyorduk. Geçmişi eleştirmek gibi bir olumsuzluğa girmek istemem, ama bugün yaşadığımız sorunun temelinde bu var.” (AA, 7 Ekim 2012)
Aslında “boşaltılan köy” hadisesi sadece 1990’larda olmamış. Daha eskilere doğru gidildiğinde de boşaltılan köy, hatta şehirler söz konusu. 1950 öncesi ‘tek parti’ devrinde yaşanan ‘aşiret sürgünleri’ 1990 sonrası yaşanan ‘boşaltılan köy’lerden daha az mı yara açtı? İşte bu yaralar vesilesiyle akan gözyaşı, sonraki yıllarda ‘kan’a döndü. 1990’larda ‘boşaltılan köy’lerle ilgili haberler duyulduğunde hep inkâr edildi. Aradan yıllar geçti ve bu defa resmî ağızlar, “Köye dönüş projesi başarılı oldu. Şu kadar köy yeniden hayat buldu” gibi açıklamalar yaptı. Tabiî hemen akıllara, “Hani boşaltılan köy yoktu? Nasıl oldu da boşaltılmayan köylere dönüşler başladı?” sorusu geldi, ama makul cevap verenler olmadı.
Diyarbakır’ın yeni Emniyet Müdürünün “Diyarbakır Polisevi” bahçesinde gazetelerle yaptığı tanışma toplantısındaki konuşması bazı ajans ve gazetelerce farklı şekillerde aktarılmış. 2005’te Bahçeşehir Üniversitesi’nde bir konferansa davet edildiğini hatırlatan yeni müdür, “İki cümle arasında gidip geliyorum” demiş ve bunu şöyle anlatmış: “Konferans esnasında salondakilerin büyük ünlemlerle bakmasına sebep olan bir cümle kurdum, biraz eleştirildim. Ama, dağda ölen teröriste ağlayamıyorsanız insan değilsiniz demiştim. Ama eline silah alıp çoluk çocuk demeden insan katleden canavarlaşmış bir teröristi de enterne edemiyorsanız devlet değilsiniz. Ben bu iki cümle arasında gidip geliyorum. Benim yitik evlâdım dağa çıkmış keşke ulaşabilseydim, keşke ona normal bir hayat sunabilseydim. Keşke terörize olmasına mâni olabilseydim diye ağlarım. Yani, her teröriste de içim ezilir. Bu Diyarbakır’ın kaderi olmamalı gözyaşı, kan.”
“Ölen teröriste ağlarım” anlamına gelen tesbiti, herhâlde hiç kimse “Keşke terörist ölmeseydi. Dağda kalıp, masumları öldürmeye devam etseydi” şeklinde anlamaz. Aksine, “Keşke bugün terörist olarak dağlarda dolaşanlara çok önceleri ulaşabilseydik, onların terörist olmasına engel olsaydık. Keşke onların kalplerine Allah korsusu yerleştirebilseydik. Keşke, onları bu tuzağa iten sebepleri ortadan kaldırabilseydik. Keşke cehaleti ve fakirliği bertaraf edebilseydik. Keşke onlar da ‘insan’ olarak kalabilseydi. Keşke onlar da Cehenneme değil de Cennete gitmeye lâyık olsalardı” şeklinde anlamak lâzım. Başkası nasıl anlar bilmiyoruz, ama bu tesbiti bu şekilde yorumlamak daha isabetli olur diye düşünüyoruz.
Çünkü terör ve terörist, ‘çizgi’den çıkmış demektir. Nasıl ki, bir ‘insan’ın hele hele bir gencin ‘İslâm'dan uzaklaşmış, inkâra saplanmış, cehalet üzere ölmüş’ haberine üzülüyoruz ve üzülmemiz lâzım; sebebi ne olursa olsun bir ‘insan’ın da terörist olmasına, ‘Cehennem yolunu tercih etmesine’ üzülmeliyiz ve üzülürüz.
Bu vesileyle, Zübeyir Gündüzalp’in şu sözünü hatırlamak da yerinde olacaktır: “Teessür ve ıztırap karşısında kalbpden bir parça kopsaydı, ‘Bir genç dinsiz olmuş’ haberi karşısında o kalbin atom zerrâtı adedince param parça olması lâzım gelir.” Pekâla aynı cümleyi, “‘Bir genç terörist olmuş’ haberi karşısında...” şeklinde kurup okumak da mümkün.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum
Faruk Çakır Arşivi