Muhsin Meriç

Muhsin Meriç

Bir Türk dünyaya bedel değildir!

Bir Türk dünyaya bedel değildir!

Bizler bunun tam aksini öğrenerek değil sadece, ezberleyerek geldik bugünlere; iliklerimize kadar işlendi Türk olduğumuz için ‘dünyaya bedel’ oluşumuz.

Yetmedi!
Kendimize Türk dersek mutlu olacağımızı da zannettik!
Yetmedi!
 
Dağa-taşa bunu yazarak, körpe zihinlere kazıyarak bir ‘yalan’ı ‘hakikat’e dönüştüreceğimize inandırılmaya çalışıldık!
Yetmedi!
 
‘Dehşetli bir ejderha’ kalplerimize ilişti, ‘kardeşliğimizi’ unutturdu!
Herkesin eline sun’i birer kimlik tutuşturdu, dilini süslü ve sahte laflarla uyuşturdu!
Kimlik adına öldürenler, öldürülenleri gömerken kendi mezarlarını da kazdılar!
Mezara sadece kanlı bedenler girmedi; bu toprağa asırlarca ‘can suyu’ veren ‘uhuvvet ruhu’ da girdi!
 
Şimdi çıkmış üç-beş şeytan artığı “Bırakın bu edebiyatı!” diyor.
Kimisi de tuzağa düşüp, Kur’an’ın bir emri, İslam’ın bir şiarı olan ‘kardeşlik hakikati’nin ‘edebiyat’ olduğunu kabul edip “peki bırakalım!” diyor.
Doğru, bunun edebiyatı yapıldı; hukuku yakın vakte kadar hiç tesis edilmedi!
Ama bu edebiyatı yapanlar da hukuku çiğneyenler de samimi değillerdi.
Şimdi bu hakikati yıpranmışlıktan kurtarma vakti.
 
Hakiki kardeşliği konuşma ve hukukunu tesis etme zamanı.
Siyaset kurumu kanaatimce üzerine düşeni yapıyor bugünlerde; risk alıyor, alan açıyor; en birinci adam “iktidarıma mal olsa da çözeceğim” diyor.
Yeni Yargı Paketi, İnsan Hakları Eylem Planı ve diğer cesur hamleler yapılıyor.  
‘Barış ve Kardeşlik Projesi’ çerçevesinde çıkartılan kanunlar, atılan adımlar, teröre karşı verilen savaş, sorunları kökten çözmeyecek; çözüme bizi biraz daha yakınlaştıracak.
Hepsi bu.
 
Gerisi toplumun bunu hazmetmesine, bir potada erimesine, yeni bir toplumsal mukavele yapmasına bakıyor.
Bu da “Önce Türk sonra Müslümanım” veya “Önce Kürt sonra Müslümanım” demekle olmaz, olmadı bugüne kadar.
Oysa eldeki veriler, yapılan anketler bu eğilimin Türkiye’de bugün çoğunlukta olduğunu gösteriyor bize. Kültürel ve siyasal kimlik algılarının sağlıksız grafikler çizdiği gözlemleniyor.
 
O yüzden ‘milliyetçi söylem’ prim yapıyor daha çok ve aksi ifadeler üzerinden her konu ‘güvenlikleştiriliyor’; barış ve kardeşliğe giden yoldaki cesaret ve emniyetin kırılması için devamlı ‘korku’ pompalanıyor topluma!
O yüzden ülke üzerine oynanan oyunların çoğunun sahnesi ve (f)aktörleri aynı!
Aidiyetler örselendiği ve kalıcı adımlar atılamadığı müddetçe de korkulanların başa gelmesi mukadder gözüküyor.
 
Birileri “Bir Türk dünyaya bedeldir” dedikçe bir başkası da “madem öyle, sen beni yok sayıyorsun, ben de senin o dünyanı yıkarım!” dedi yıllarca.
Birileri “Mutlu olmak için Türk olman gerek!” diye dayattığı için başkası da “madem öyle, senin saadetine zehir akıtacağım!” dedi senelerce.    
Hayır!
Deveran artık değişmeli!
 
Ne örtülü ırkçılık, ne örtülü sekülerlik, ne gerçeklikten mahrum liberal hülyalar fayda getirir!
 
Çözüme giden yol, barış yolu, hakiki, fıtri, İslami kardeşlik hukukunu tesis etmekten geçiyor.
 
O vakit dünyaya bedel Türkler ve Kürtler görülebilir belki, geçmişte olduğu gibi…
Fatihler ve Selahaddinler gibi…
 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
7 Yorum
Muhsin Meriç Arşivi