Muhsin Meriç

Muhsin Meriç

Ben Gizli Bir Düşman mıyım?

Ben Gizli Bir Düşman mıyım?

Bu soruyu vesvese yapmadan nefse sormayı kâfirlere karşı çok şiddetli olan ve siyer-i nebîde sık sık “İzin ver yâ Resûlallah şu münâfığın boynunu vurayım!” ifadesiyle celâllenen Hz.Ömer radıyallahu anhdan öğreniyoruz. Münkirlere ve münafıklara karşı bu kadar şiddetli olan aynı Hz.Ömer (ra) elinde münâfıkların listesi bulunan Hz.Huzeyfe (ra)’ı da adım adım takip edip soruyordu: “Ben de var mıyım o listede?” Cennetle müjdelenen on sahabiden birisi olmak ümid ve korku dengesini sarsmıyor ve bu makamda birisi “Ben gizli bir düşman mıyım?” sorgusunda gözünü kırpmadan nefsini sanık sandalyesine oturtabiliyor.

Âdemoğlunun karşılaştığı ve karşılaşacağı en büyük belâ ve musîbet olan ‘fitne-i âhirzaman’ın tam içerisindeyiz biz. Nifakın sistemleştiği, gövdenin içerisine giren kurtlarca cemiyetin can damarının kopartılıp kanının içildiği, îmanın gömlek çıkarılır gibi sökülüp alındığı ve fakat bu îman hırsızlığına maruz kalan insanın bu hâlden bîhaber olduğu, îmanı muhafaza etmenin çıplak elde kor ateşi tutmak kadar zorlaştığı bir zaman bu zaman. “Öyle bir zaman gelir ki hiç kimse nefsine hâkim olamaz!” nebevî fermânının tahakkuk ettiği bir garib zaman bu zaman...

İşte, zamanın şartlarından dolayı sağanak gibi üzerimize hücûm eden günahlardan tamâmen kurtulmamız zaten imkânsız. Tevbe ile ve yapacağımız manevî cihad ile günahkârlık kirlerinden ve utançlarından arınmak mümkün ancak. Zira böyle bir zamanda menevî cihad adına atılacak en küçük bir adımın dahi çok büyük bir kıymeti olacağını yine nebevî ifadelerden öğreniyoruz. Şahsî günah ve kusurlarımızı afv ve mağfireti bol ve rahmeti geniş olan Rabbimize havâle ediyoruz... 

Şimdi gelelim baştaki soruyu haklı çıkaracak ve gerçekten ‘gizli düşmanlık’ hudûdunda serseri bir mayına basmaya vesile olabilecek hâllere ve tavırlara: İşte şimdi nefsin soğuk soğuk terleme vakti...

Gizli düşmanlığın yani ‘nifak’ın üç alâmeti var: Birincisi, zillet; ikincisi, bozgunculuğa meyilli olmak; üçüncüsü, başkalarına hakaret etmekle gururlanıp zevk almak... İslâm ulemâsının “merdud (reddedilmiş) îman” sâhibi diye isimlendirdiği münafığın fesâdı yukarıda zikrettiğimiz şahsî günahlardan öte sirâyet etme, bulaşma karakterine sâhip. Nasıl ki siyah bir gözlük takan adam her şeyi siyah ve çirkin görür; münâfığın basîret gözü nifak ile perdelendiği ve kalbi küfür ile peçelendiği için bütün varlıkları çirkin ve kötü görür. Mü’minleri kalpleri yarmış da bakmışçasına kendisi gibi îmansız zanneder. Kendindeki damgayı başkalarına da vurmakta tereddüt etmez. Hırsız herkesin hırsızlığını istediği gibi münâfık da herkesin nifakını temenni eder. Nifak en zararlı yalancılıktır. Münâfığın en büyük mahareti yüzü kızarmadan yalan söylemesidir, riyakârlığıdır; Hollywood aktörlerine taş çıkartacak kadar iyi rol keser münâfık. Yalan söylediği zaman fitneyi uyandırır, fitneyi uyandırınca bozgunculuk yapar, birliği kırar, nasihat edildiği vakit kabul etmez,“fesad yapma!”, “fitne çıkarma!” denildiği zaman “Biz ancak ıslah edicileriz!” der.            

Fitne-i âhirzamanın şiddetinden dolayı günahlardan tamamen sıyrılamıyoruz. Fakat her cihetten İslâm’a hücûm etmek niyetindeki bedbahtların ekmeğine yağ sürmek demek olan gizli düşmanlık sınırlarında dolaşma tehlikesi ile karşı karşıya kalabiliyoruz. Bazen bizi ‘ihânet’e sürükleyen küçük gibi görünen bir hareketimiz bizim için -Allah korusun-kırmızı alarmı devreye sokabilir. 

Hz.Ömer (ra)’ı “Listede ben de var mıyım?” diye tedirgin eden bu hâl olsa gerek. Rabbim cümlemize îmanla kabre girmeyi nasib eylesin! İslâmiyet’e bilerek bilmeyerek darbe vurdurtup hıyanet ettirmesin. Amîn. 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Muhsin Meriç Arşivi