Prof. Dr. Şaban Şimşek

Prof. Dr. Şaban Şimşek

Güven Duygusu, Kurumlar… Devlet!?

Güven Duygusu, Kurumlar… Devlet!?

Sözlükler “güveni, “birine veya bir şeye bel bağlayan kimsenin içindeki duygu ve kendine itimati, cesareti, yürekliliği olarak açıklarken”, güven duygusu’nu da “korku, çekinme ve kuşku duymadan inanma ve bağlanma” olarak ifade ediyor.

Benim buna aynel yakin vakıf olmam ise ortaokul yıllarına dayanır.  Victor Hugo, ünlü romanı  “Sefiller”de, kahramanının içine düştüğü zor durumu anlatırken “güven duygusunu öylesine kaybetmişti ki kendini köklerinden kopmuş gibi hissediyordu” ifadesini kullanmıştı… Doğrusu, çok etkilemişti beni bu “köklerinden kopmak” tamlaması.

Yani ben güven duygusunu; “sağlam bir yere sıkı sıkıya tutunmak, can suyunu buradan almak, varlığı bu temel üzerine inşa etmek ve bu sayede dengeli, düzenli bir hayatı sürdürmek” olarak, yani bir ağacın kökleri misali öğrendim. Onu kaybetmeyi de; “bunlardan mahrum kalmak, başka bir deyişle kaçınılmaz olarak bir şekilde ölüme mahkûm olmak” anlamında belledim.

Dört yıl kadar önce yazdığım bir makale serisinde bu konuyu işlemiş ve özetle şunları yazmıştım:

- Güven duygusu önce kendine güvenmeyi sonra başkasına güven vermeyi, dolayısıyla da insanların ve insanlarla mukim olan kurumların birbirine güvenmesini ifade eder.

- Kişisel hayatta “güven duymak” önemli iken sosyal hayatta “güven vermek” daha ön plandadır. Şunu özellikle vurgulamak gerekiyor ki güven vermek parayla pulla satın alınabilecek, yetki-makamla kazanılabilecek, silah ya da başka bir güçle (Şimdilerde buna yargı, polis ve cemaat gücü’nü de zikrederek ilave etmek lazım! ŞŞ) elde edilebilecek bir duygu değildir.

- …Evet, bunlar belki bu duygunun harcını oluşturacak, yeşermesi için bir zemin teşkil edebilecektir ama asıl mesele karşıdaki insanın bunu nasıl algıladığıdır ki bu da bu harcın nerde, nasıl, ne şekilde, ne için, ne zaman kullanılacağına bağlıdır.(Mesela Yargı gücünün tam da seçim üstü yapılması, Türkiye çapında ve eş zamanlı! ŞŞ) İşte bu noktada emin insan olmak, itimat edilmek, emanete halel getirmemek, doğru söylemek, açık olmak, söylediğinin arkasında durmak, moda deyimle “adam gibi adam olmak” ve benzeri hasletler devreye girer.  Güven vermek ve güven duymak, aynı zamanda kişiyi fobilerden, paranoyalardan uzak tutan duygulardır.

- İnsan ilişkilerinin temeli yani toplumsal hayat güvene dayanır. O olmazsa sokağa çıkamaz, en küçük bir sosyal ilişki dahi kuramazsınız.  İnsan ancak güven ortamında sağlıklı olur. Toplum ancak böyle bir ortamda huzur bulur. Kalıcı ilişkiler ancak bu ortamda kurulur. Dolayısıyla kişisel ya da kurumsal başarılar da ancak bunların olduğu durumlarda kazanılır.

- Peki, bütün bunlar böyleyken insanımızın, kurumlarımızın, devletimizin bugünkü durumu nedir?(Dikkat: Yıl 2010 ŞŞ) Güven duygusu bağlamında ülkemizin hâli nicedir?..

Doğrusunu söylemek gerekirse durum; Victor Hugo ifade ettiği gibidir: Tek cümleyle, köklerimizden kopmuş gibiyiz; kendimize güvenmiyoruz, insanlara güvenmiyoruz, kurumlara güvenmiyoruz, devlete güvenmiyoruz!..

- Tam anlamıyla bir güven bunalımı yaşıyoruz; güvensizlik artık dışa vuruyor. Eskiler buna benzer durumlarda “buhran” kelimesini kullanılırdı; düşünce üretiminin durduğu, hayattaki dengelerin tutturulamadığı, dar boğazların aşılamadığı depressif halleri anlatmak için.

- Aslında bu güven(mek) meselesi öteden beri hep merak edilen bir konudur. Bunun için ülkemizde de dünyada da zaman zaman anketler düzenlenir ve “En çok güvenilen kişiler-kurumlar” sıralaması yapılır. Bazen de bu araştırmalar meraktan değil bazı kişi ve kurumların itibarını yükseltmek ( tabii bazılarını da aşağı çekmek) için yapılır; yani siyasi-ideolojik manipülasyon için kullanılır. Amaç; göz boyayarak ya da yanlış bilgiler vererek alavere dalavere ile bir kişiyi, bir kurumu ya da toplumun bir bölümünü bir fikre yönlendirmek, bir hareketin içine güdülemektir! Her neyse…

- Bizde bu tür anketlerde eskiden beri, nedense, en çok güvenilen “Ordu-Komutanlar, Yargı, Cumhurbaşkanı”, en az güvenilen de “Siyasi partiler, Politikacılar” gibi bir sonuç çıkar(dı)!.. Evet, burada geçmiş zaman kipi kullandım zira bugünlerde kimin kime güvendiği hiç belli değil; güven veren bir unsur-insan-kurum kalıp kalmadığı da oldukça şüpheli. Yani gerçekçi bir anket yapılsa sonucun eskisinden farklı olacağı muhakkaktır.

…Şimdi, Erdoğan’ın, Kılıçdaroğlu’nun, Bahçeli’nin geçmişte ve şimdi söylediklerini veya yaptıklarını alt alta koyup “bunlara nasıl güveneceğiz?” diye sormak mümkün tabii. Ama siyasiler bu listenin sonundaydı zaten! Her ne kadar bugün siyasete olan güven eskiye göre bir miktar artmış olsa da (herkes kendi liderine ve ekibine ve de demokrasiye güveniyor çünkü!?) konumuz siyasiler değil. Onlar her gün, her kesimce eleştiriliyor, en ağır sözlerle yerin dibine batırılıyor çünkü. Hem en azından, önümüze sandık geldiğinde, tam anlamıyla olmasa da hesabını sorabiliyoruz.

Burada üzerinde duracağımız konu daha çok, mensuplarının bazı özellikleriyle beraber kurumsal olarak askeriye ve yargı. Çünkü onlar hem bahsettiğimiz güvenilirlik listesinin en başında yer alıyor(du), ki devletin bekası açısından öyle olmaları gerekir, hem de bugünlerde, bizatihi fena halde güven bunalımı yaşıyor ve millete de yaşatıyorlar!

Bugün işin içerisinde bir de “polis gücü” ve “cemaatler” var tabii. O yazımızda doğrusu bunları ele almamıştık ama bugün almak durumundayız. Zira onlar da devletin içinde ve/veya dışında kurumsallaşmış durumdalar artık!..

Kısmet olursa haftaya “Ordu” kurumsal öznesinde konuyu işlemeye devam edeceğiz.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum
Prof. Dr. Şaban Şimşek Arşivi