Prof. Dr. Şaban Şimşek

Prof. Dr. Şaban Şimşek

Yeni Başbakan’ın ismini açıklıyorum!..

Yeni Başbakan’ın ismini açıklıyorum!..

Evet değerli okuyucularım, biliyorsunuz birkaç aydır makale yazmıyorum… Böyle oluyor bu yazma işleri; bazen sayfalar yetmiyor, bazen de bir cümle bile yazmak gelmiyor içinden insanın. Zorla olmuyor yani.

Cemaat meselesi, milleti ikiye bölen taraflar, hukuk kılıfına sokulmuş darbe girişimleri, bakanlara, başbakanlara isnat edilen suçlamalar, kardeşler arasında asla olmaması gereken küfürleşmeler, yetki aşımları, görevden almalar, işten çıkarmalar, ağza alınmayacak beddualar, övmeler, sövmeler, dövmeler vesaire gönülsüz etmişti beni.

Bir yazı yazacaksan mutlaka başkasının yazdığından daha galiz ifadelerle dolu, bir şey söyleyeceksen mutlaka bir tarafın sövgülü ağzına uygun olması gerekiyormuş gibi idi. Aksi durumda yazınız kıymetli bulunmuyordu zira!

Oysa benim tarafım belli: Her durumda kul hakkına riayet, yarın hakkın huzuruna varıldığında dik durabilmek ve birbirimizin yüzüne bakabilmek, şeksiz şüphesiz bir adalet anlayışı, hangi cins, ırk, din mezhep olursa olsun bu ülkede birlikte yaşama ülküsü… Ve bu prensipler içerisinde demokratik sosyal bir hukuk devleti…

Bu devlette hiçbir suretle paralel ya da çapraz ayrı bir yapı olmayacak; devlet, devlet olmanın gereği, tarihten gelen misyon ve geleceğe dair sorumlulukları ile devletliğini bilecek; örgütler-kuruluşlar-cemaatler ise hukuk dairesinde sadece kendi faaliyetlerini ama tüm özgürlükleri ile yürütecek.

Bu arada, kendi mecrasının dışına çıkanlar için mutlaka gereği yapılacak ama devlet, devlet olmanın umdeleriyle davranacak, çete ya da paralel yapılanmalara karşı, onlarınkine benzer şekilde sanki daha büyük bir çeteymiş gibi muamele etmeyecek. Devlet öncelikle bu tür yapılanmaların oluşmasını, büyümesini, insanları aklen, ruhen ve bedenen esir almasını önleyecek, yani koruyucu-kollayıcı olacak; bizim meslektekine benzer şekilde, vücut hasta olmadan yapılması gerekeni (“koruyucu hekimlik”)  yapacak.

Neyse…  Kanımca ortalık kısmen de olsa durulmuş durumda bugünlerde. Akl-i selim biraz daha işleyecek, yazılanlara, söylenilenlere, bir ümit kulak verilecek gibi sanki.

Cumhurbaşkanlığı seçimleri yaklaştı. Ülkemiz ve hatta bölgemiz ve de tüm İslam siyasi coğrafyası için tarihi günlerin arifesindeyiz. Bu günler aynı zamanda yüzyıllardır devam eden sosyo-kültürel bir bilek güreşinin de sonucunu belirleyecek nitelikte.

Ben şimdilik bu konuya girmeyecek ve bu makalede reel politikten hareketle ülkemizde olması gerekeni yazacağım:  Recep Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanı, Binali Yıldırım Başbakan.

Neden mi?

Kısaca anlatayım. Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığından tekrar feragat etmesi (ilki Abdullah Gül için olmuştu) bu siyasi atmosferde imkânsız gibi görünüyor.  Birinci turda, olmazsa da ikinci turda seçilecek Sayın Erdoğan. Bu durumda, artık herkesçe bilinen, o karakterdeki bir insanın bir “yüksek protokol memuru” ya da eskilerin tabiriyle “Çankaya Noteri” gibi davranması,  işlevsiz o makamda oturması düşünülemez. Zaten Cumhurbaşkanlığının, son yapılan referandumla seçimle gelinen bir yapıya kavuşturulması ve olağanüstü yetkilerle donatılması böyle bir atalete imkân vermiyor. 

Bu çerçevede olması gereken (ve hatta olacak olan) şey Cumhurbaşkanının akıl Başbakan ve Hükümetin de el” olmasıdır.  Yani birisi düşünen diğeri uygulayan.

Sayın Erdoğan köşkte bir gölge kabine kuracak. Muhtemelen bugünkü yakın çalışma arkadaşlarından oluşacak bu kabine planlar yapacak, projeler üretecek ve bunları Başbakan’a-Hükümet’e sunarak “yap” diyecek. Hükümetin icraatları yakın takipte olacak, zaman zaman da (resmi!) iki kabine  bir araya gelecek, gizli ya da aşikâr… Yeni Cumhurbaşkanı belki bu toplantılara ve/veya resmi Bakanlar Kuruluna da başkanlık edecek.

Bu tablodaki Başbakan’ın ismine gelince… Evet, Sayın Binali Yıldırım demiştik.

Nedeni şu:

Geleneksel olarak Devleti temsil eden Cumhurbaşkanlığı ile milleti temsil eden Başbakanlığın bir arada olduğu, dünyada pek de örneği olmayan böyle bir siyasal yapılanmada devlet mekanizmasını en iyi işletecek, devletin çatısındaki R.T.Erdoğan gibi bir karakter ile uyumu sağlayabilecek olan ender kişilerden biri o, bana göre de birincisi. Çünkü burada, tıpkı yüksek bir teknokrat gibi, siyasetten ziyade proje üretecek, iş yapacak ve bunu yüksünmeden ve de kendine mal etmeden bir üst makama (Cumhurbaşkanı’na) sunacak kişilik gerekiyor.

Bugüne kadar ürettiği ve icraata koyduğu yüzyıllık projelerle bunu ispatlamış bir insan Sayın Yıldırım. Bu yüzden de kendisine, takdim ettiğim “Kart-Kurt-Kürt!!?” adlı kitabımda (Barış Kitap, Zafer Çarşısı / Ankara), “Yüzyılın Bakanı” olarak hitap etmiştim ona. Kısmet olur ve Başbakanlık makamına gelirse haklı olup olmadığımı görürüz hep birlikte.

Mütevazı kişiliği, sempatikliği, Sayın Başbakana bağlılığı, doğru ya da yanlış “Yarı Başkanlık”ın da fevkinde bir yapıya bürünmüş olan siyasi sistemimizin yeni başbakanı profiline çok uymaktadır.

Bütün bu yazdıklarım, herhangi bir duyuma ya da tabir-i caizse” tiyo”ya dayanmadan, “aklın yolu birdir” özdeyişinden hareketle, tamamen bir öngörü olarak dile getirilmiş ve içinde bulunduğumuz defakto durumda bir kurtuluş reçetesi olarak görülmüş fikirlerdir. Yoksa “İdeali bu mudur” sorusu her zaman sorulabilir.

Başka türlüsü, yani “dişli bir başbakan” veya “zayıf bir cumhurbaşkanı”  ya da başka bir partinin adayı olarak seçilmiş cumhurbaşkanı bu konjonktürde ülkemizi içinden çıkılmaz kaoslara sürükler diye düşünüyorum.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
12 Yorum
Prof. Dr. Şaban Şimşek Arşivi