S. Arif Emre

S. Arif Emre

Yargılama yetkisi mahkemelerde mi, medya kuruluşlarında mı?

Yargılama yetkisi mahkemelerde mi, medya kuruluşlarında mı?

Sayın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Yüksek Mahkeme başkanlarını bir yemekte yan yana getirdi, bu toplantıda yasama ve yürütme temsilcileri de bulundu.

Toplantı sonunda özet olarak, "Hukukun üstünlüğüne titizlikle bağlı kalınması ve özellikle uygulamada usul kanunlarına âzâmi özen gösterilmesi hususu vurgulandı. Bu özen sayesinde toplumda güven ortamının pekişeceği hükmüne varıldığı, kamuoyuna duyuruldu.

Yapılan tesbit, isâbetli ve fakat yeterli değildir. Bilhassa yargı alanında usul kanunlarının ihlâl edildiği ve hatta işlemez hâle getirilmiş olduğu bir realitedir.

Bu şikâyet bilindiği ve görüldüğü gibi, çoğu medya kuruluşlarının pervasızca yaptığı yayınlarla adeta, yargının yerine geçerek veya yargıyı ikinci plana iterek, hariçten gazel okumasından kaynaklanıyor.

Usul kanunları, ülkemizde meydana gelen medya patlamasından önce kaleme alınmıştır. O gün için yeterlidir, isabetlidir. Ama çoğu medya kuruluşlarının gemi azıya alarak yargının ve dolayısıyla toplumun huzurunu kaçırması furyası karşısında yetersiz kalmıştır.

Ortada Ergenekon davası gibi çok hayati konular tartışma konusudur. Kimse, bırakalım da mahkemelerimiz, savcılarımız rahat rahat görevlerini yapsınlar demiyor. Her işe burunlarını sokuyorlar. Görülmektte olan bir dâvâ hakkında konuşmak, yazmak men edildiği halde kimse yasağı ka'le almıyor. Doğrudan olmasa bile dolaylı yoldan, TV kanallarına, bazı uzman kişiler davet edilerek, davalar hakimler, savcılar ve ayrıca celselerde alınan ara kararları üzerinde birilerine eleştiriler yaptırılıyor.

Dava sonuçları üzerinde, böylece kamuoyumuz üstünkörü hükümlere itiliyor, kesine yakın kanaatler, neticeler oluşturuluyor. Sonunda ise gerçek yargının kararları önemini yitiriyor, kağıt üzerinde kalıyor...

Bu durumda yapılması gereken iş, alınması gereken önlemler ise bu çoğulcu medya keşmekeşi karşısında, usul kanunlarının üzerinden silindir gibi geçen medya aktörlerini "hizaya getirecek yeni kanuni düzenleme yapmaktır."

Bu konuda RTÜK ne kadar etkisiz ise, Çankaya toplantısında temenni derecesinde kalacak olan beyanatlar da o derece etkisiz olacaktır.

Bir kısım pervasız medyanın yaptığı tahribat, bundan da ibaret değildir. Mesela çocuk yaştaki gençlerimize, medya kuruluşları sürekli şiddet ve dehşet enjekte etmektedir. Bu sebebten şimdiye kadar toplumumuzda hiç rastgelmediğimiz biçimde şen'i cinayetler işleniyor.

Bir kısım medya ise sürekli olarak "vur patlasın çal oynasın" içerikli programlar yayınlıyor, cinsellik duygularını kamçılıyor. Aile hayatımızı dejenere edecek sahneler gösteriliyor.

Hasılı kelam, para kazanmaktan ve reyting yapmaktan başka hiçbir gayesi olmayan, yarı câhil kimselerin telkinleri, millî eğitimimizin ve Diyanet İşleri Başkanlığı gibi kuruluş ve derneklerimizin etkisini aştığı için, toplumumuz ne yapacağını bilmeyen, hedefsiz, idealsiz, avare bir serazatlığa sürükleniyor.

İşin en acı ve en feci tarafı ise, bütün bu dert ve problemlerimizin çözümü için, Avrupa Birliği kanunlarını, noktasına virgülüne dokunmadan olduğu gibi tercüme edip Meclisten geçirmeyi öngören, basit bir toptancı görüşe, çoğu siyasi partilerimizin bel bağlamış olmasıdır.

Onlar zinayı suç saymıyormuş. Aman ne güzel, biz de böyle yapalım.

Onlar eşcinselliğin bir hukuku var diyormuş, biz de öyle diyelim. Ayrıca onlar domuz etini mübah sayıyorlarmış, biz de bu etin satışına izin verelim diyen ve her işimizi, onlara havale etmek gibi, gözü kapalı kalkışmak gibi bir zihniyete saplanmış olanlar var.

Hiç düşünülmüyor ki, her milletin kendine mahsus özellikleri vardır.

Her milletin kendine mahsus bir örf ve adeti vardır.

Ecnebi bir memlekette uygulanan bir kanun, bizde tamamen ters tepebilir.

En önemli kayıplarımızın başında da, bu taklit ve tercümeciliğin giderek, halkımızın kendine güvenini yitirerek ümidini kaybetmesi olacaktır.

Netice:

Görülüyor ki, sadece usul kanunlarını değiştirerek, yeni önlemler almak bile yeterli değildir.

Bize, millî ve mânevi değerlerimize, tarihi ve içtimai özelliklerimize cevap verecek yeni bir anayasa lazımdır.

Yapılacak bu yeni Anayasaya uygun yeni, temel yasalar lazımdır.

Tarihi özelliklerimize, ahlâk ve maneviyatımıza birinci derecede özen gösterecek bir milli eğitim politikası ve bir ahlâk reformu lazımdır.

Tek teselli kaynağımız ise bütün bu dejenere edici tesirlere rağmen Çağlayan mitinginde olduğu gibi, zaman zaman ortaya çıkan ecdadımızın bizlere nefhettiği yekpare bir millet olma şuurunun illa bilkuvve ruhumuzda yaşamaya devam etmekte oluşudur.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
S. Arif Emre Arşivi