Hasan Karakaya

Hasan Karakaya

CHP’lilerden zorbalık... Ya da; özgürlük, kimin için?

CHP’lilerden zorbalık... Ya da; özgürlük, kimin için?

Geçtiğimiz Cuma günü, Bahçeşehir Üniversitesi’nde meydana gelen olayı biliyorsunuz... Muhabirimiz Hüseyin Kulaoğlu bir “soru” sordu, ortalık karıştı... “Soruya bile tahammül edemeyen CHP’liler” muhabirimizin elinden önce “mikrofon”u aldılar, sonra da “tartaklamaya” başladılar... Eğer bazı meslektaşlarımız araya girmeseydi; “CHP’li zorbalar” belki de muhabirimizi oracıkta “linç” edeceklerdi... Bereket ki, bazı meslektaşlarımız araya girdi ve Hüseyin Kulaoğlu’nu salondan çıkarıp, “linç” edilmekten kurtardılar!..
28 Şubat Cumartesi günkü manşetimizden “CHP’den eşkıyalık” başlığı ile duyurduğumuz olaya yol açan “soru”, aslında çok basitti... Bir “panel” vesilesiyle Bahçeşehir Üniversitesi’nde bulunan CHP İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Kemal Kılıçdaroğlu’nun konferansı sona erip, “soru-cevap” bölümüne geçildiğinde muhabirimiz Hüseyin Kulaoğlu, Kılıçdaroğlu’na “adres karmaşası”nı sormuştu!..

SAHTE ÇIKAN ADRES SORUSU!
Çünkü Kılıçdaroğlu, 27 Şubat Cuma günkü Vakit’in sürmanşetinde de ifade edildiği gibi; “gösterdiği adreste oturmuyor”du!..
O günkü haberimiz şöyleydi:
“YSK kayıtlarında, CHP adayı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Kâğıthane Merkez Mahallesi’nde oy kullanacağı görülürken, ikametgâhı da Merkez Mahallesi Şelale Evleri A4 Blok’ta görülüyor. Fakat Kılıçdaroğlu’nun gazetecilerle ‘işte evim’ diyerek poz verdiği ev, Gürsel Mahallesi Bahçeler Caddesi’ndeydi. Merkez Mahallesi Muhtarlığı, Kılıçdaroğlu’nun Şelale Evleri’ndeki evde oturmadığı yönünde tespitte bulundu. Kılıçdaroğlu’nun ikametgâh işlemlerine YSK Başkanı Muammer Aydın’ın aracı olduğu ortaya çıktı.”
Dahası da vardı...
Burada bir “usûlsüzlük” vardı ve Kâğıthane Nüfus Müdürlüğü, bu usûlsüzlük üzerine “suç duyurusu”nda bulunmuştu!..
İşte tüm bu gelişmeler, Hüseyin Kulaoğlu’nun “soru” konusuydu!..
Sormuştu Kemal Kılıçdaroğlu’na;
“Adresinizdeki bu karmaşa konusunda ne diyeceksiniz? Hangi adreste oturuyorsunuz?”
Kemal Kılıçdaroğlu; muhabirimizi “evinde çay içmeye” davet ediyordu ki, muhabirimiz ısrar etti;
“Ama evde kimse yoktu!”
Bunun üzerine Kılıçdaroğlu, “evde eşinin bulunduğunu, ancak gazetecilere kapıyı açmadığını” filan söyleyip soruyu savuşturmaya çalışıyordu ki; CHP İstanbul İl Başkanı Gürsel Tekin, ortamın gerilmesine yol açan, “hedef gösterici” ifadeler kullandı!..
İl Başkanı’ndan “işaret” alan CHP’li zorbalar, hemen harekete geçip; muhabirimizin elinden önce “mikrofon”u çekip aldılar, sonra da “tartaklamaya” başladılar!
Biraz önce de ifade ettiğimiz gibi;
Muhabirimiz Hüseyin Kulaoğlu, CHP’li zorbaların elinden canını zor kurtardı!..

BU, ÜÇÜNCÜ MODERATÖR VAK’ASI!
Olay, özetle böyle gerçekleşti... Ne var ki; bu olay birçoklarının “maske”lerinin düşmesine, “foya”larının ortaya çıkmasına vesile olması açısından son derece önemlidir...
Birinci önemi, “moderatör”den kaynaklanmaktadır... Davos’ta Ermeni asıllı ABD’li moderatör David Ignatius’un moderatörlüğünde gerçekleşen oturumda nasıl bir “haksızlık ve adaletsizlik” sergilendiğini, bunun da ne gibi sonuçlara yol açtığını hep birlikte gördük!..
Aynı şekilde, Melih Gökçek-Kemal Kılıçdaroğlu tartışmasında moderatörlük yapan Uğur Dündar’ın da, nasıl tartışmalı bir oturum yönettiğine herkes şahit oldu!..
27 Şubat Cuma günü de; “CHP’li zorbalar”ın, muhabirimiz Hüseyin Kulaoğlu’na “linç girişimi”nde bulunmasına yol açan “saldırı”nın bir müsebbibi de; o panelde moderatörlük yapan Güneri Cıvaoğlu’dur!..
Güneri Cıvaoğlu, “saldırganlara müdahale” edip; “Durun, ne yapıyorsunuz?.. Soruyu soran, bir gazetecidir!.. Gazeteciler de; hoşunuza gitsin veya gitmesin, her soruyu sorarlar!.. Basın hürdür, soru sorması engellenemez” diyeceği yerde, “linç girişimi”ni adeta seyretmiş; bırakın fiili müdahaleyi, sesli müdahalede bile bulunmamıştır!..
Sırf bu olay bile, “moderatör”lerin, “taraflı” olduklarında, hele hele “adil” davranmadıklarında, ne gibi olaylara yol açabileceklerini görmeye/göstermeye yeter de artar bile!..
Merak ediyoruz;
“Alçakça saldırı”ya uğrayan muhabir, “bağımsız, bağlantısız ve güdümsüz bir gazete” olan Vakit’ten olmayıp da, “CHP yandaşı medya”dan olsa ve Kılıçdaroğlu’na “çanak soru”lar sorsaydı; Güneri Cıvaoğlu’nun tavrı, acaba nasıl olurdu?..
Herhalde ayağa kalkar, “çanak soru” soran muhabiri ayakta alkışlar, sonra da Kemal Kılıçdaroğlu’na dönüp; Mehmet Ali Birand’ın dediği gibi; “inşallah kazanırsınız” derdi!..

ÖZGÜRLÜK, SADECE KENDİLERİNE!
Bu iğrenç saldırının bir boyutu da; “sansür”den yakınan, “özgür basının susturulmak istendiğinden” dem vuran “kartel gazeteleri”nin foyasının ortaya çıkmış olmasıdır!..
Demek oluyor ki;
Bunlar “basın özgürlüğü”nü “sadece kendileri için” istemektedir!..
Kendileri, “soru” kılıfı altında her türlü “hakaret”i yapsın, her türlü “çamur”u sıvasın, her türlü “kaçakçılık ve yolsuzluğu” yapsın ama, Vakit’in muhabiri “iğrenç bir saldırı”ya maruz kaldığında, görmezden gelinsin!..
Bu tavır, “çifte standart”ın ve “ikiyüzlülüğün” de ötesinde, resmen ve alenen “yüzsüzlük”tür!..
Bu tavır; AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Nihat Ergün, SP Genel Başkanı Numan Kurtulmuş, BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ve DP Genel Başkanı Süleyman Soylu’nun da işaret ettikleri gibi; “Türkiye’de basın hürriyetinin kimler tarafından baskı altına alınmaya çalışıldığının, kimlerin sansür peşinde koştuğunun açık bir göstergesi”dir!..
Açık ve net ifade etmek gerekirse; “CHP’li zorbalar” ve “CHP yandaşı medya”, şu son olayda bir kere daha “suçüstü” olmuşlardır!..
Bırakın “eleştiri”yi, basit bir “soru”ya bile tahammülleri olmadığını göstermişlerdir ki; böyle bir CHP’yi, ne “açılım”lar kurtarır, ne de “yandaş medya”nın destekleri!..

KASK TAKIP, ÇELİK YELEK GİYMELİ!
İşte gördünüz;
Doğan Yayın Holding’e kesilen “826 milyon liralık vergi kaçakçılığı cezası” üzerine; bunun bir “rejim sorunu” olduğunu iddia eden Sayın Deniz Baykal; ne yazık ki “CHP’li zorbaların Vakit muhabirine saldırması” üzerine tek lâf etmemiştir!..
Tabii, sadece Deniz Baykal değil, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ve bizim nazarımızda “illegal” vasfını sürdüren Basın Konseyi de, “CHP’lilerin saldırısı”nı suskunlukla geçiştirmişlerdir!..
Benzeri bir muamele, “kartel muhabirlerinden birine” yapılmış olsaydı; Orhan Erinç veya Oktay Ekşi; kafalarını böylesine kuma sokarlar mıydı acaba?.. Yoksa, hemen “kamera”ların karşısına geçip, “sansürün hortladığı”ndan filan mı dem vururlardı?..
Acaba, niye susmuşlardı;
Saldırı, “alçakça bir saldırı” değil midir?..
Saldırı “basın özgürlüğü”nü hedef almamış mıdır?..
“Soru” sormanın bile engellenmesi, bir “sansür” çabası değil midir?..
“CHP’li zorbalar”ın saldırısına uğramamak için; gazeteciler; bundan böyle “CHP’li adaylar”ın bulundukları mekanlara, yakalarına “CHP yandaşı medyadan” yazılı bir kart mı takmalıdır?.. Yoksa; “yumruk ve tartaklama”lara karşı kafalarına “kask” veya “miğfer”, göğüslerine “çelik yelek” mi geçirmelidir?..
Öyle ya; “gözleri dönmüş CHP’liler”in nerede ne yapacakları hiç belli olmuyor!..

“SÜKÛN”DAN “SÜKÛT”A!
Hem unutmayalım ki;
3 Mart 1925’te “Takrir-i Sükûn Kanunu”nu çıkartan ve üstüne üstlük “sıkıyönetim” ilan edilmesini isteyen, bu isteğini Meclis’e kabul ettiremeyince de “Başbakanlık’tan istifa” eden, İsmet İnönü’den başkası değildir!..
Takrir-i Sükûn, öyle bir kanundu ki; “toplumun huzur, düzen ve asayişi”ni sağlamak bahanesiyle, bilumum “teşkilat ve neşriyat”ın yasaklanması, “İsmet Paşa’nın iki dudağının arası”ndaydı!..
Özetleyecek olursak;
Dün “sükûn” diyenler, bugün, gazetecileri “sükût” ettirmeye, yani “susturmaya” çalışıyorlar!..
Hem de, “eşkıyalık”la!..
Hem de “zorbalık”la!..
En iyisi mi;
“CHP’nin geçmişte yaptıkları, gelecekte yapacaklarının teminatıdır” deyip, bu mevzuya noktayı koyalım!..
Selam, saygı ve gönül dolusu muhabbetlerimizle...

Önceki ve Sonraki Yazılar
Hasan Karakaya Arşivi