Yavuz Bahadıroğlu

Yavuz Bahadıroğlu

Bir tarih, bir kıssa, bin hisse!

Bir tarih, bir kıssa, bin hisse!

Osmanlı asırlarında yolsuzluk, usulsüzlük, rüşvet, suiistimal gibi suçlar yaygın değildi. Böyle şeylerin konuşulması halkı dehşete düşürür, “Batacağız yahu, ne günlere kaldık!” dedirtirdi.
Nadir rastlandığı içindir ki, küçük bir yolsuzluk hareketi asırları aşarak “ibret tablosu” gibi günümüze gelebilmiştir.
Daha önce de yazdığımı hatırlıyorum ya, gelin bir hafıza tazeleyelim...
Mevsim yaza devrilirken, Vezir Paşa köşkün her işine koşan kâhyasını çağırdı ve “Bir iyi usta bulup bizim emektar kayığı elden geçirin. Kalafatlayıp, ziftleyin. Yaz geliyor, denize açıldıkta batıp ele-güne rüsvay olmayalım.”
“Hallederiz Paşa Hazretleri” diyerek temenna etmiş, Kâhya.
Yahya isimli bir ziftçi ustası bulmuş. Birkaç gün içinde Vezir Paşa’nın teknesini kalafat edip ziftlemişler...
Kâhya almış yanına Yahya Usta’yı, varmış Vezir’in huzuruna, vermiş müjdeyi:
“Kayığınız hazır Paşa Hazretleri, ne zaman isterseniz Kâğıthane’de tenezzühe (geziye) çıkabilirsiniz.”
Vezir Paşa memnun memnun sormuş:
“Aferin köftehor! Peki bu iş bize kaça patladı?”
“On altına Devletlüm, benim hizmetim de cabası...”
İstenen yüksek ücret Paşa Hazretleri’ni yerinden zıplatmış:
“Ne!.. Ben bu kadar parayla neredeyse Osmanlı donanmasını ziftletirim.”
“Ama öyle” diye ürkek ürkek karşılık vermiş Kâhya, “İnanmazsanız Yahya Usta’ya sorun...”
Vezir hem kızmış, hem de kuşkulanmış. Yahya Usta’ya dönmüş:
“Kâhya’nın söyledikleri doğru mu? Yani bu kadar paraya sadece bir kayık mı ziftlendi?”
Oldukça korkup ürken, korkup ürktüğü için de baklayı ağzından çıkarmak zorunda kalan Yahya Usta, gözlerini mahçup mahçup kırpıştırarak gerçeği mırıldanmış:
“Bir miktar da Kâhya kulunuzla Yahya kulunuz ziftlendik Devletlüm!”
O gün bugündür, başkasının parasını yemenin adı “ziftlenmek” olarak kaldı.

Bu seçimde en çok dikkatimi CHP’nin İstanbul adayı Kemal Kılıçdaroğlu’nun aldığı oylar çekti.
Geriye ne kaldı peki?
Ondan aklımda kala kala, bazı kâğıtları “yolsuzluk” söylemi eşliğinde sallayan sakin, mütebessim çehreli bir adam kaldı...
Çünkü mevcutları yineleme dışında özgün hiçbir projesi yoktu.
Hangi radyoya, hangi televizyona çıksa, nerede bir röportaj verse, ne olduğu belirsiz kâğıtları sallayıp “yolsuzluktan” söz ediyordu.
Tutmadı belki, ama ciddi izler bıraktı.
Bu kampanya, muhalefetin “yolsuzluk” söylemi üzerine oturdu. Başbakan’ın ve bazı bakanların çocuklarının isimlerinin “yolsuzluk”la anılması mideyi bulandırdı.
Seçmen inanmasa da kuşkulandı.
“Belgeleri savcılara ver” söylemi temize çıkmak için yetmedi.
Yetmez, çünkü biz bu iktidarın başını ve yanındakileri “beyaz giysili” olarak algıladık. Öyle gördük, öyle inandık...
Beyaz giysiye sıçrayan bulanık bir damlacığın bile iz bırakması kaçınılmazdır.
Hz. Ömer’in halifelik günlerinden size bir “kıssa” nakledeceğim. İş bu kıssa ne demek istediğimi bence çok iyi açıklıyor.

Kıtlık yıllarıydı...
Hz. Ömer dolaşırken, fevkalâde semiz bir deve gördü. Çobanı çağırıp sordu:
“Bu semiz devenin sahibi kim?”
Çoban, “Oğlunuz Abdullah” deyince can evinden vurulmuşa döndü. Çünkü o Ömer’di, adâlet timsali Ömer! Öyle ki, yönettiği insanlar ondan bir metre fazla kumaşın hesabını sorabiliyorlardı.
Oğlu Abdullah’ı buldu:
“En semiz deve seninmiş oğlum, diğerleri bir deri bir kemik, bu nasıl oldu?”
Abdullah makul ve mantıklı gerekçeler sıralamaya başlayınca Hz. Ömer bir el hareketiyle oğlunu susturdu:
“Sus ey Abdullah! İşin aslını ben sana anlatayım: Halifenin oğlunun devesidir diye en iyi otları senin devene yedirdiler, en besleyici otların yeşerdiği bölgeyi senin devene ayırdılar. Sadece senin devene çok iyi baktılar. Şimdi bu deveyi al, sat, ana parayı ayır, kârını hemen bana getir, Beytü'l-Mal'e (devlet hazinesine) devredelim. Çünkü halife unvanı devletindir. Devletin unvanı ile kazanılan para da devlete aittir. Aksi halde nüfuz ticareti yapmış oluruz. Bu da bir nevi helal malı harama dönüştürür.”
“Kıssa” bu kadar. İsteyen “hisse”sini alır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yavuz Bahadıroğlu Arşivi