Hüseyin Öztürk

Hüseyin Öztürk

Arkasına bakmadan gidenlerin zaferi

Arkasına bakmadan gidenlerin zaferi

Arkasına bakmadan giden eğitim fatihlerinin toprağıdır bu vatan. Fedakârlıktır gidenlerin aşı ekmeği. Bilmezler açlık nedir, susuzluk nedir, yokluk nedir. Gittikleri diyarların gurbet olduğunu bilseler de koymaz onlara gurbet acısı.
Bilirler ve inanırlar ki, gurbet bir cennet meyvesidir. Yalnız girmek istemezler oraya. Birlik ve bütünden yana tavır alıp, herkesi kucaklamak isterler. Hz. Ebubekir’in Cehennem’i kendi vücuduyla doldurup, ümmetin Cennet’e girmesini istediği gibi, onlar da Hz. Ebubekir’in duasına eşlik etmek isterler.
Bu sebeple, başkalarına göre gittikleri yerler gurbet olsa da onlar için yaban değildir. Niye gittiklerini bilirler çünkü. Bu gidişin dönüşü olmaz. Ancak arkasına baka baka gidenlere göredir dönüşler. Dönüşü olmayan yolun sevildiği yerlerdir gittikleri her coğrafya.
Davadan dönmek yiğitlik değildir bu fedakâr ve cefakâr kahramanlara göre. Onlar için her ayrılık bir kavuşmadır aslında. Böyle bilir, böyle inanırlar. Onların destanı insanadır, insanlığadır. Destan yazan yiğitlerin meydanında güreşmek için yüreklerini koyarlar ortaya.
Danimarka’da yapılan Kuzey Avrupa Ülkeleri Türkçe Olimpiyatları’nda küçük bir tiyatro grubunun sergilediği Süleyman’ın hikâyesini izlerken bu düşünceler geçmişti aklımdan. Hamd ve şükürle söylemek gerekir ki, milli mefkûrenin birçok Süleymanları var. Hangi biri anlatılmaya kalkılsa, hiçbirine ne hikâyelerin ne de romanların gücü yetmez.
Danimarka kraliçesinin adına yapılan konser salonunda Süleyman’ın hikâyesi şu sözlerle başlıyordu:
“Nice yiğit oğlu yiğitler vardı adı sanı bilinmeyen. Kara sevdalıydılar, hiç kimsenin akıl edemediği bir dönemde, hasret ve hicran duygularına takılmadan, gurbet ve yad el denilmeden, “Hak rızası” adına arkalarına bakmadan açıldılar dünyanın dört bir yanına.
Azimli, kararlı ve güvenle dopdolu olarak, gönüllerindeki ülke tutkusunu, memleket sevdasını hizmet aşkıyla bastırıp; kuzeyden güneye, doğudan batıya, güneşle yarış ettiler adeta. Vardıkları her yere kurdular otağlarını ve yaktılar gönül ateşini.
Doğan her güneş, onlar için yola çıkma, gurbete yürüme, hizmette yarış demekti. Hal dilleriyle örnek olmak, sözleriyle gönül almak, bilgileriyle donatmak, mesailerinin ve dualarının gereğiydi. Onların kitabında yazmayan iki şey vardı. “Usanmak ve durmak.”
Yüreklerinde, ilk saftakilerin heyecanıyla, gençliğin en deli dolu günlerinde, değişik istek ve arzuları bastıran bir vuslat iştiyakıyla uçup gittiler adeta her bir yana. Onlar ne kendilerine takıldı, ne de önlerine çıkan engeller karşısında dize geldiler.
Yüreklerinde “Hak rızası” ve “Hakka vuslat” arzusu vardı. Yürüdüler dünyanın en ücra köşelerine. Onlar yürüdü, yollar övündü, ruhaniler sevindi. Yürüdüler, ne atları vardı ne arabaları. Ne silahları vardı ne cephaneleri. Tek güç kaynakları, yüreklerindeki iman ve heyecanlarıydı.
Her biri birer diriliş havarisi olan bu kutluların, ellerinde dostluk buketleri, dudaklarında kardeşlik ezgileri vardı. En keskin kılıçtan daha keskin dilleri, suyunu Kur’an çağlayanından almıştı, parıl parıl simalarıyla.
Görüldükleri her yerde, Allah’ı hatırlatan bu temiz çehreler, öyle büyülüydüler ki, onların hallerinden süzülen manalar karşısında, bayağının dili tutuluyordu. Onların ışığı değil, gölgeleri bile pervaneleri yakıyor, nurları semtlerine uğrayanların gözlerini kamaştırıyordu.
İşte bunlardan biri de Süleyman’dı. Anadolu’nun bağrından çıkmış bir delikanlı, bir yiğitti o. Binlerce gönüllü gibi gitti. Dünyalarını bir bavula sığdırmış olan bu insanlar, gittikleri yerlere umut götürüyor, ilim götürüyor, ışık götürüyorlardı. Ata yurt anayurtla kucaklaşıyor, Avrupa Asya ile diz dize geliyordu. Tarih ağlıyor, toprak ağlıyor, gök ağlıyordu. Süleyman da yaşadıklarını, ruh halini, heyecanını ve dünyasını, işte bu günlüğüne yazmıştı.”
Süleyman’ın günlüğünde yazılanlar yürek dağlıyordu lakin hizmet aşkı, bu dağlamayı söndürüyordu. Danimarka’da nice kahraman Süleyman’ların hikâyesine şahit oldum. Birkaç saatlik kısa ziyaretimizde bize olağanüstü misafirperverlik gösteren Aysal Aytaç ağabey başta olmak üzere, Kuzey Avrupa’da görev yapan eğitim elçilerine teşekkür etmeyi bir borç bilirim.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Hüseyin Öztürk Arşivi