Hasan Karakaya

Hasan Karakaya

24 Milyon Kilometrekare’ den sadece 4 Metrekare!

24 Milyon Kilometrekare’ den sadece 4 Metrekare!

Gündem yoğun... “Yorumlanması” gereken haber çok... Meselâ, Tayyip Erdoğan, “Polonya’ya giden ilk Türk Başbakanı” imiş... Erdoğan, Polonya’da yaptığı konuşmada; Fransa ve Almanya’nın “Türkiye aleyhtarı” tavırlarına sitem edip; “27 AB üyesi ülkenin çoğundan daha iyi durumdayız” demiş!.. Dün, “Ergenekon Dâvâsı’nın 86. duruşması” yapılmış... Deniz Feneri tarafından “Deniz Baykal’a 1 trilyonluk dâvâ” açılmış!.. “Masonlar, Cindoruk’un adaylığını destekliyor”muş!.. Cindoruk, “Menderes düşmanı İnönü’ye övgüler” yağdırmış!.. Televizyonlarda, “PKK ile mücadele ve Kürt sorununa çözüm” konuları tartışılıyormuş!.. “BBP, DP ve DSP’de kongre heyecanı yaşanıyor”muş!.. Görüyorsunuz, gündem yoğun... Ve bu haberlerin hemen hepsi ayrı ayrı “yazı” konusu... Her konu hakkında sayfalarca yazmak ve olayların “arka plan”larını tartışmak mümkün!..
Ama ben; bugün bu “yoğun gündem”den sıyrılıp, çok daha “özel” bir konuya değinmek istiyorum...
Hani; “Bir telefon geldi, hayatım değişti” veya “Bir kitap okudum, hayatım değişti” derler ya; bana da bir “mektup” geldi, ondan çok etkilendiğim için bugünkü yazımın konusu değişti...
Efendim, “mektup” gönderen okurum, Bursa İznik’ten İbrahim Keskin... Bir “vefat” olayını bildirmiş bana... Evet, “Sultan 2. Abdülhamid Han’ın torunu Mehmet Selim Ethem’in vefatı”nı!..
İçim sızlayarak ve tüylerim diken diken okuduğum mektubu bitirdiğimde, o “atasözü” geldi aklıma...
Hani, eskiler demiş ya;
“Baba oğluna BAĞ bağışlamış ama oğlu babasına BİR SALKIM ÜZÜM vermemiş!”
Bu da, öyle bir olay işte!..
1924’TEKİ SÜRGÜN VE SONRASI
Olayın “bağış” boyutuna geçmeden önce, İznik’te vefat eden “Sultan 2. Abdülhamid Han’ın torunu Mehmet Selim Ethem”den, onun “cenaze töreni”nden ve “mezar”ından söz etmek istiyorum...
Okurum İbrahim Keskin’in kupürünü gönderdiği haber, 16 Nisan 2009 tarihli “Bursa Olay gazetesi”nde şöyle yer almış:
“İznik’te yaşayan II. Abdülhamit’in torununun torunu Mehmet Selim Ethem 70 yaşında yaşamını yitirdi. Ethem, dün İznik’te kılınan cenaze namazının ardından ilçe mezarlığında toprağa verildi.
Abdülhamit’in oğlu Şehzade Mehmet Selim’in kızı Nemika Sultan’ın torunu olan Selim Ethem, 9 yıl önce İngiltere’den gelerek İznik’teki bir çiftlik evine yerleşmişti.
Bir süre önce rahatsızlanarak Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne kaldırılan evli ve bir çocuk babası emekli kaptan Selim Ethem, önceki gün beyin kanaması geçirerek yaşama veda etti.
İznik’te İngiliz asıllı eşi Azize Ethem ile birlikte yaşayan Selim Ethem’in ölmeden saatler önce görüştüğü eşine, ‘Benim her zaman yanımda durdun. Çok güçlü birisin. Sizleri seviyorum. Kendinize iyi bakın’ dediği öğrenildi.
Tıp Fakültesi’nden önce İznik Devlet Hastanesi’ne getirilen Selim Ethem’in cenazesi, Yeşil Camii’nde kılınan ikindi namazı sonrasında ilçe mezarlığında toprağa verilerek son yolculuğuna uğurlandı. Cenaze törenine İznik Kaymakamı Nurettin Kakillioğlu, Belediye Başkanı Kadri Eryılmaz, Garnizon Komutanı Yüzbaşı Emrah Özsin, Emniyet Müdürvekili Alaaddin Altınay, AK Parti İlçe Başkanı Osman Sargın ve çok sayıda vatandaş katıldı.
Sultan II. Abdülhamit’in dördüncü kuşak torunu olan Mehmet Selim Ethem, Osmanlı devletine başkentlik yapmış tarihi kentlerden biri olan İznik’te yaşıyordu.
1924’teki sürgünden sonra ailesi Lübnan’a gittiği için orada doğan Ethem, 1952’de Türkiye’ye dönmüştü. Daha sonra Suudi Arabistan’a giden ve burada 24 yıl kalan Ethem, haritacılık ve denizcilikle uğraşmış, Suudi Kraliyet ailesine ait filoyla hemen hemen tüm dünya denizlerini dolaşmıştı. Ethem İngilizce, Fransızca ve Arapça biliyordu.”
İNGİLİZ ASILLI AMA “YABANCI” DEĞİL
Haberde de okuduğunuz gibi; orada “Mehmet Selim Ethem Bey’in eşi Azize Hanım”dan söz ediliyor!..
Peki, Azize Hanım nasıl birisidir?..
Okurum İbrahim Keskin diyor ki;
“Azize Hanım, İngiliz asıllı bir hanım... Fakat Türklüğü ve İslâmiyet’i benimsemiş bir insan...”
Sonra, “onunla ilgili bir hatıra”sını nakletmiş!..
Ben ve eşim İstanbul’a giderken, Mehmet Selim Bey de, eşi Azize Hanım’ı aynı otobüse bindirdi... Bu vesileyle, ben de onları eşimle tanıştırdım.
Azize Hanım, önde, ilk koltukta oturuyordu... Biz de hemen arkasındaki koltukta.
Otobüs biraz gidince durdu ve iki kadın yolcu daha aldı... Birisi yaşlı, diğeri de genç ama çocuklu bir kadın...
Yaşlı kadın otobüse binmekte zorlanınca, Azize Hanım; kendisi de yaşlı olmasına rağmen, hemen ayağa kalkıp, yaşlı kadını tuttu ve kendi yanına oturttu...
Arkadan gelen genç kadına, hanım yolculardan birisi sordu;
“Bu hanım kim?”
O da cevap verdi:
“Yabancı!”
Tabiî, konuşmaları Azize Hanım da duyuyordu...
Kendisi hakkında “yabancı” denildiğini duyunca, tepki gösterdi...
“Yok yabancı” dedi,
“Ben yenge!..”
.......
Okurum İbrahim Keskin; “İnanın Hasan Bey” diyor; “O an, eşim ve ben çok duygulandık... Şehzade Selim Bey’in ne kadar beyefendi ve ne kadar asil bir insan olduğunu zaten biliyordum... Ama eşi Azize Hanım da; bu tavrı ve sözüyle ne kadar asil, ne kadar hanımefendi, ne kadar yerli ve ne kadar bizden olduğunu kanıtladı.”
SADECE 4 METREKARE!
Bu “hatıra”sını nakleden İbrahim Keskin, daha sonra, “Mehmet Selim Ethem Bey’in cenaze töreni”nden söz etmiş:
“Mehmet Selim Bey, İznik’te şehzade olarak değil, kaptan olarak tanınır... Yani, bir garip gureba olarak yaşamış ve vefat etmiştir!.. Cenazesinde 30 kişi kadardık.
Maneviyat olarak çok zengin ama maddiyat olarak fakir olan bu son şehzademize, ne olur hakettiği saygı gösterilsin...
Çünkü biz, onun cenazesini ilçe mezarlığının sonunda bir köşeye defnettik.
Müsait olmasına rağmen; önündeki mezara bitiştirdiler... Önünde yer yok... Arkasında bir veya iki kişilik, ayak ucunda da bir o kadar yer var!..
Ne olur;
Oradaki dört mezar yerini, “dedelerinin hatırına” Mehmet Selim Bey’e tahsis etsinler!..
Sağlığında bir yardımımız dokunmadı, bari şimdi ödeyelim vefa borcumuzu...”
Evet, okurum İbrahim Keskin’in, yalvarırcasına talep ettiği mesele bu!..
“Hiç olmazsa” diyor;
“4 metrekarecik bir yer!”
Ve ekliyor:
“Osmanlı’nın bize bıraktığı 24 milyon kilometrekare topraktan, hiç olmazsa 4 metrekarelik bir yeri son şehzademiz için talep etmek, çok şey istemek mi olur?!?”
BABASI OĞLUNA “BAĞ” BAĞIŞLAMIŞ AMA!..
İşte bu ifade karşısında titredim...
Şu hâle bakın;
Bir vatandaş ki; hem “duyarlı” ve hem de “vefalı”, aynı zamanda yalvarıyor!..
“Kendisi için” değil, “İkinci Abdülhamid Han’ın torunu” için yalvarıyor;
“24 milyon kilometrekarelik mirastan, sadece 4 metrekarelik bir toprak!”
Söyleyin Allah aşkına;
Şu an, siz de o “atasözü”nü düşünmüyor musunuz?.. Tam da; “Babası oğluna BAĞ bağışlamış ama oğlu babasına BİR SALKIM ÜZÜM vermemiş” sözüne uygun bir durum yok mu ortada!?!..
Şu hâle bakın;
“Dedelerimiz” bizlere “24 milyon kilometrekarelik bir toprak” bağışlamış ama biz onların torununa “4 metrekarelik bir mezar yeri”ni bile çok görüyoruz!..
İşte ben, buna isyan ederim...
Hayır mezar yerinin küçüklüğüne veya büyüklüğüne değil; “sadakat borcumuz”u ödeyemediğimize, “nemelazımcılığımıza” ve “vefasızlığımıza” isyan ederim!..
Dilerim ki;
Okurum İbrahim Keskin’in gösterdiği bu “hassasiyeti” Kaymakam Nurettin Kakillioğlu, MHP’li Belediye Başkanı Kadri Eryılmaz, AK Parti İlçe Başkanı Osman Sargın ve diğerleri de gösterir de, merhum Mehmet Selim Bey için, “hakettiği yer” tahsis edilir!..
Lütfen biraz hassasiyet!..
“Vefa” kelimesi, eğer bir “semt” ve “boza markası” olarak kalmayacaksa!..
“İlgililer”in ilgisini bekliyorum efendim!..
=============
Onlar, hep “rol” yaptı!
Bugünlerde “en çok konuşulan” konulardan biri de; “DP Genel Başkanlığı’na aday” olan Hüsamettin Cindoruk ile onun “Baba”sı Süleyman Demirel’in “DP’ye oy vermedikleri”nin ortaya çıkmış olması... Sizin anlayacağınız; her ikisi de DP’yi istiyor ama 29 Mart’ta “DP’ye” değil, büyük ihtimalle “CHP’ye” oy vermişler!..
Olayın bu boyutu, elbette çok tartışılır... Ama bu olayın, beni asıl şaşırtan yönü ne oldu biliyor musunuz?.. Birçok insanın bu olaya şaşırması, hayret etmesi!.. “Olmaz” diyorlar; “DP’ye oy vermeyen bir adam, DP’nin başına geçmeyi nasıl düşünür?”
Oysa ben, hiç şaşırmadım... Çünkü; “Emanetçi” Cindoruk’un “Baba”sı da aynısını yapardı... Meselâ “Müslüman” görünürdü ama, “Müslümanların hiçbir derdine derman olmaz”dı!.. Meselâ; “Nurcu kardeşler” kendisini ziyaret ettiklerinde, masasının üzerinde mutlaka “Risale-i Nur”lar bulunurdu... Tabii, “solcu ve sosyalist”ler gittiğinde de, her ne hikmetse, Karl Marks’ın “Das Capital”ini okuyor(!) görünürdü Demirel!..
Yıllarca böyle uyuttular milyonlarca insanı!.. Dolayısıyla “Baba” ve “Emanetçi”nin “DP’ye oy vermemiş olmaları” ufak bir hadise!..
Çünkü onlar, hep “bizden” göründüler ama, “Sol”a çalıştılar!..

Önceki ve Sonraki Yazılar
Hasan Karakaya Arşivi